İlk yazan olmadığım gibi, son olmayacağım da kesin.Hep soruldu, hep yazıldı, çizildi, resmedildi, kitaplara, şiirlere, filmlere, şarkılara konu oldu...
Ne onunla, ne onsuz olamadığımız, kiminin inandığı, kiminin inanmadığı, kiminin defalarca yaşadığı, kiminin sadece bir kez yaşadığı, kiminin hiç yaşamadığı, kiminin çok iyi bildiğini iddia ettiği, kiminin hiç anlamadığını söylediği, kiminin korkup kaçtığı,kiminin peşinden koştuğu, kiminin umutsuzca, kiminin umutla beklediği, uğruna pek çok şeyin feda edildiği...
Yakan, eriten, canlandıran, dönüştüren...
AŞK nedir? dedim bir gün kendime...
"Aşk Kelebektir...
Kanatlanıp, uçuşa geçmeden önce kendini bir zarın arkasında korumaya aldığı, büyüttüğü, kendini uçmaya hazırladığı bir süreç vardır. Kanatları hazır olup, kozayı yırttığında artık özgürce uçması gerekir.Özgür olmalıdır; sınırlara, kafeslerin ardına hapis edemezsin onu.İstediği yere o kendi konar, sen yön veremezsin. Peşinden kovaladığında daima kaçar, ele geçirilemez kelebek. Velev ki yakaladın elinde bir ağla, o yakaladığın artık bir kelebek değil, renkli,desenli değil.Daha yakaladığın anda, o artık bir ölü. Bırakmalısın kelebeği.Uçmalı o.Nereye konacağını kendi seçmeli.
Seni seçmesini istiyorsan, güzel bir bahçen olmalı. Toprağın verimli ve rengarenk, ışıl ışıl çiçeklerinle bezeli olmalı. Beslemelisin kendini, suyla, güneşle... Kelebeğin peşinden koşarak harcayacağın enerjiyi, kendi bahçeni güzelleştirmeye harcamalısın. Bahçende uçuşan yusufçukları temizlemelisin. Onlar kelebeğin en büyük düşmanlarıdır.
Gelip kondu ise çiçeklerine kelebek, seninle güzel ve uzun zaman geçirmesi için bahçene, toprağına, Özüne iyi bakmaya devam etmelisin. Çoraklaşmış, kurumuş bir bahçede kelebek ne yapsın? Gider, tutamazsın.
Kanatlarını kapamış duran bir kelebeğin ne desenler, ne renkler barındırdığını bilemezsin. İzin ver doyasıya açsın kanatlarını kelebek. Her birinin kendine has renk ve desenleri vardır.Kıyaslamaya kalkma sakın. İzin ver,kendi renk ve desenleriyle uçsun o kelebek, sana gizemlerini sunsun.
Parmaklarınla kurcalayarak o kanatları yok edersin. Ellerinle kurcalama onu sakın! Gözlerin var, çiçeklerin var, toprağın var kelebeği sevmek için. Bırak uçsun o kelebek ve her kanat çırpışında renk ve desenleriyle başını döndürsün. Sen sadece keyfine var.
Ve elbette bilmelisin ki, bir ömrü var bu kelebeğin. Sen daha yaşarken onun ömrü tükenir. Ama öyle güzel ve özel ki bu kelebek, tükendiğinde yok olmaz; dönüşür.
Senin koruduğun, beslediğin bahçende sevgiye, bağlılığa, güvene, dostluğa, BİR'likteliğe dönüşür. Dönüştüğünde o artık Sen'sindir, sen de O.
Aşk; kelebektir."
dedi kendim..
GayatriSenem
Temmuz 2013
Var mı Arttıran?
28 Temmuz 2013 Pazar
13 Mayıs 2013 Pazartesi
Çok güzel bir liman. Renkli, canlı, güvenli, bilge
bir havası var. Çok güçlü ve sağlam görünüyor. Bir yanıyla yeni, genç bir
limana benziyor. Oysa yakından bakınca
nice gemilerin gelip, hikayelerini bırakıp gittiğini görebiliyorsun. Barındırdığı
nice hikayeyi karanlık dehlizlerinde saklarken, gelen yeni gemiler onun güvenli
duvarlarını ve gülen yüzünü görüyor.
Gizemli bir havası var, uzaktan
görüldüğünde, gemiler rotası olmadığı halde oraya uğramadan edemiyorlar.
Kendileri de nasıl olduğunu anlamadan, rotadan çıkarak, dümenlerini o güzel
limana doğru çeviriyorlar.
Gelen gemileri ağırlıyor liman. Bazı
özel gemileri en özel, en korunaklı köşesine alıyor. Orada güzelce ağırlıyor. Gemi
ve liman birbirleriyle hikayelerini paylaşıp, yeni hikayeler yaratıyorlar. Ve
işte orada limanın yakıcı gizemi açığa çıkıyor. Etrafta hiç fırtına yokken,
sadece o köşede, sadece limanın özel ilgi gösterdiği o gemide fırtınalar kopuyor.
Dümenler çatırdıyor, yelkenler yırtılıyor, yolcular sağa sola savruluyor. Fırtına, ne geminin, ne limanın
kontrol edemediği bir hal alıyor, sanki gemiye rotadan ayrıldığını ve bir an
önce rotasına girerek yoluna devam etmesi gerektiğini hatırlatır gibi gemiyi
sarsıyor, hırpalıyor. Gemi, alması gerekeni alıp, ardında saklanacak yeni
hikayeler bırakarak limandan ayrılıyor. Rotasına ve beraberinde taşıdığı
yolcularına eskisinden de sıkı sarılarak, limanı ardında bırakıyor. Aldığı gizemli güç, gemiyi eskisinden daha sağlam ve kuvvetli hale getiriyor.
Gemiler geliyor, gemiler gidiyor.Liman ise gemilerin yarattığı dalgalarla boğuşuyor her gidişin ardından. Ve her
dalgalanma dalgakıranlarında, duvarlarında tahribata sebep oluyor.Dalgaların yarattığı tahribatı her seferinde tamir etmeye uğraşıyor. Her gidişle
ondan da bir parça gidiyor.
Ama yoruldu artık, tahribatları
tamir etmeye gücü kalmadı. Dahası artık tamir etmek de istemez oldu. Hiçbir gemiyi
ağırlayabilecek yeri kalmadı. Dehlizlerde saklanan sırlar,
hikayeler yenilerine yer bırakmayacak
kadar dolup taştı. Dahası, hiçbir gemiye verecek ne gücü, ne desteği, ne korunağı,
ne de bunu yapma isteği kalmadı. Giden parçaların, yıkılan duvarların ardından
açılan yerlere dolan sulara karışmak istiyor.
Liman olarak görevi bitti artık. Belki de yıkılmanın zamanı
gelmiştir, belki de artık tozunu toprağını denize katma, denizle bütünleşme zamanı
gelmiştir.
Evet, limanın yıkılıp, Deniz olma zamanıdır artık.
GayatriSenem
13 Mayıs 2013
4 Nisan 2013 Perşembe
Sevgiliye Manifesto
1.Bölüm
Sev beni…
Öyle uzaktan, hayranlıkla, -mış gibi, sahip olma arzusuyla
değil
Gerçekten, yürekten, derinden… Sev beni
Coşkuyla, Neşeyle, Heyecanla, İstekle, Tutkuyla, Merakla,
Sabırla, Özveriyle, Aşkla, Şefkatle, Samimiyetle, Özenle, Dikkatle, Bilgiyle,
Saygıyla, Sevgiyle… Sev beni
Kararlı adımlarla gel bana, attığın adımların sesi gelsin
kulağıma…Bastığı yerde kök salan adımların olsun..
Su gibi gel hayatıma. Berrak, akışkan, uyumlu… özünü koru,
ama hayatımın şekline uydur kendini.
Kanatlarıma, yelkenime güç katan rüzgar ol, ferahlığınla,
gücünle gel.
Ateşime, ateşinle katıl.
Yakan, yok eden değil; ısıtan, eriten bir ateşle gel; hem kendimizi, hem
çevremizi aydınlatan, ısıtan.
Tanıştığımızda elimi sıkı sar. Boş eldiven gibi tutarsan
elimi, boş adam der bırakırım seni. “Sıkı adam” demeliyim daha ilk
tanıştığımızda sana.
Gözlerime, kalbinle ve ruhunla bakmalısın, daha ilk
“Merhaba” dediğinde. Ve görmeliyim ben de kalbini ve ruhunu senin gözlerinde. O
denli açık gelmelisin bana. O denli açık olabilmeliyim sana..Kalplerimizde
eğri,doğru,yanlış,iyi, kötü ne varsa gözlerimizde olmalı. O denli açık
olmalıyız birbirimize.
Bana gelmeden, tüm maskelerini köşedeki eskicide bırakmış
olmalısın, karşılıksızca.
Görmüş, geçirmiş, yaşamış, pişmiş, doymuş, büyümüş… olmalısın.
Ve bir o kadar saf, duru, taze, heyecanlı, coşkulu…
Kolların açık ve boş olmalı, daha beni sarmaya niyet ettiğin
anda. Kalabalık kollarla, elinde başka eller varken sakın gelme, bakma bile
bana halin buysa…
El değmemiş olmalısın. Benden önce sana değen eller, benim
tanıdığım, bir şeyler paylaştığım, sevdiğim eller olmamalı. Tanınmadan gel.
Evet küçük bir dünyadayız. Velev ki, tanındın benden önce, tüm meseleleri
halletmiş olarak gel, senin bana gelişin, bir başkasının benden gidişi olmasın.
Tek, kendin olarak gel bana. Kendini, ne olduğunu, kim
olduğunu, ne istediğini bilerek…
Gel.
2.Bölüm
İsteklerim olacak senden, şimdiden bil bunları :
Güzel bir adam olmalısın en başta. Ben güzel, yakışıklı adam
severim. “İçi güzel olsun canım, dışı önemli değil”, diyenlerden değilim. Karizman
olmalı. Giyiminle, tarzınla, tavrınla, konuşmanla, yaptıklarınla sıra dışı
olmalısın. Özel olmalısın ve bu her halinden belli olmalı.
Sesin ve diksiyonun da çok önemli. Sesinden, zekanı, hayata
bakışını, kendine olan güvenini anlarım. Sarmalısın, en başta sesinle beni.
Bedenine iyi bakıyor olmalısın. Sıkı ve seksi beden severim.
Hımbıl olmak, göbeği salmak gibi bir konu olmayacak hayatında, benim hayatım
olmayı seçtiğinde. Spor hayatının bir parçası olmalı.
Ellerin çok önemli. Güzel el severim, onları güzel de
kullanıyor olmalısın. Konuşmalarında, yemek yiyişinde, su içişinde erkeksi bir
zarafetle sana eşlik etmeliler. Ve elbette maharetli olmalı o eller. Yaratan,
üreten, tasarlayan, çizen, resmeden, enstürman çalan eller olmalı.
Evet dişlerin de önemli. Bakımlı ve temiz olmalı. Çarpık,
bakımsız dişlerin varsa, yaptır öyle gel.
Centilmen olmalısın. Görgü kurallarını bilip, yeri geldikçe
uygulayacak kadar centilmen. Bana, özel ve kadın, hem de özel bir kadın
olduğumu her an ve her hareketinle hissettirmelisin. Yalnız lütfen barlarda,
restaurantlarda çantamı taşıyacak kadar da abartma.
Mutfakla aran oldukça iyi olmalı. Yemek yapmayı bilmelisin
ve hatta en az bir yemekte uzmanlığın olmalı. Hiç sevmem mutfağa girmeyen
adamı. Bana yemek yaptığında çok mutlu olacağımı bilip, bundan zevk almalısın.
Benim yaptığım yemeklerle de aran iyi olmalı. Ayrıca bazen
hiç yemek yapmak istemediğimi de kabullenmelisin. Sofrada sinameki adam sevmem,
her şeyi yiyebiliyor olmalısın. Annenin sofrasında değilsin, şımaramazsın.
Tamam, sağlık nedeni ile bazı şeyleri yiyemiyor olmanı hoş görebilirim.
Deniz ürünlerini, sebzeyi, meyveyi, vejateryen ve vegan
lezzetleri biliyor ve seviyor olmalısın. Değişik dünya lezzetlerine ve benim
deneysel lezzetlerime açık olmalısın, ben de senin etsiz denemelerine açık
olacağım, söz.
Sabah mutlu kalkanlardan olmalısın çünkü güne dans ederek,
müzik dinleyerek başlayacağız. Dırdır, sabah huysuzluğu falan istemem.
Sigara içen biri olabilirsin, ama evde fazla içemeyeceğini bil. Ve
benim bir kül tablası öpmek istemediğimi de. Biraz düşündüm de; yok sen bana gelirken
sigara olayını bitir en iyisi.
İçkiyle aran iyi olmalı. Gerçekten iyi olmalı, neyi, nasıl,
ne kadar içeceğini iyi biliyor olmalısın. Sarhoş halin agresifse hiç sevmeyeceğimi
baştan söyleyeyim. Bununla birlikte, sen benimkini sevmek zorundasın.
Rakı ve rakı sofralarının adabını biliyor ve seviyor
olacaksın. Rakı içmeyen erkeği adam yerine koymam, bilgin olsun.
Öyle her gün içki sofrası istemem, bir ritüel olmalı bu
hayatımızda. Sıradanlaşmadan yaşanan.
Tütsülerimi de sevmelisin. Alerjin falan varsa, hiş şansımız
yok bilesin.
Alerji demişken; kediye, köpeğe, kuşa, böceğe alerjin falan
olmasın lütfen, anlaşamayız.
Hayvan ve çocuk sevmen her şeyden önemli, olmazsa olmaz bir
şartımdır. Zira hayatımda her ikisi de var. Zaten ilk sınavı vereceğin yer orası olacak, kızım ve kedim seni sevmezse senden
adam olmaz demektir, vaktimizi almayalım der vedalaşırız.
Doğa ve doğa sporlarıyla ilgileniyor olmanı isterim.
Birlikte doğaya açıldığımız programlarımız olmalı. Doğanın içinde var olabilen,
doğaya uyan biri her ortama da rahatlıkla uyum sağlayacaktır bana göre. Doğadan
başlayarak, hayatı çok ama çok sevmelisin.
Mutlu bir insan olmalısın. Hayata bakışın temiz ve aydınlık
bir pencereden olmalı. Olumsuzlukları reddedeceğiz demek değil bu, güzellikleri besleyeceğiz demek.
Yaşama bağlılığım ve gücüm seni de teşvik etmeli. Sen de en
az benim kadar güçlü ve dirayetli olmalısın. Bununla birlikte tüm korku ve
zayıflıklarımızı da bilmeli, paylaşmalıyız.
Hayata pozitif bakmalı, olana ve an’a açık olmalısın. Spiritüelizm,
ezoterizm ve hatta okültizm hakkında fikrin olmalı. En azından öğrenmeye ilgin
olmalı. Sana çok komik ve sıra dışı gelse bile saygı göstereceğini, göstermek
zorunda olduğunu biliyorsundur artık. Benden bir şeyler öğrenmeye ve bana bir
şeyler öğretmeye açık olmalısın. Benden farklı şeyler bilmelisin, mutlaka
senden öğrenecek şeylerim olmalı.
Aklınla, zekanla, bilginle, kültürünle beni kendine hayran bırakmalısın.
Senden öğreneceklerim biterse, sen de bitersin. Bu yüzden kendini devamlı
geliştirmelisin.
Benim düşüncelerime, yaptıklarıma, işime, aileme, arkadaşlarıma,
eşime, dostuma, evime, zevklerime, müziğime, izlediklerime, okuduklarıma, seçimlerime…
mutlak suretle saygı duymak zorundasın. Sevmemek gibi bir seçeneğin elbette var,
ancak eleştirmek, yargılamak, reddetmek asla ve kat’a yok! Bununla birlikte
fikrini belirtmelisin ki, bana da yeni pencereler açılabilsin.
Sanatçı olmalısın. Sanatın herhangi bir dalı mutlaka olmalı
hayatında. Yaratıcı, üretken, becerikli bir adam olmalısın. Yaptığın her şeye
kendinden bir şeyler kattığını görmek, beni sana hayran bırakacaktır.
Sürprizleri çok severim, emrivaki hiç sevmem. Aradaki farka
özen göstereceğini düşünüyorum. Beni düşündüğünü, ihtiyacım olanı anladığını
gösteren irili, ufaklı sürprizlerinden çok mutlu olurum. Hediye alırken sakın
pahalı ve büyük olanlara bakma. Düşünülmüş, özenilmiş, zaman ve emek harcanmış
hediyeleri sever ve sayarım. Hele sakın tembellik yapıp da “Sana bu doğum günün
de ne alayım?” diye sorma, 36 numara ayak izim kaba etlerinde olduğu halinle,
bohçanı balkondan yakalamak zorunda kalırsın.
Romantizm severim. Bu konuda lütfen yaratıcı ve sınırsız ol.
Ağdalı arabeske de kaçmayalım. Sevdiğim çiçekleri şimdi söyleyip, işini daha da
kolaylaştıracak değilim, onları sen bulacaksın.
Derli, toplu, düzenli, temiz olmalısın. Ancak zaman
zaman dağınık olma keyfimiz de olsun.
Para meselesini çözmüş olmalısın. Benim yanımda hesap kitap
yapmamalı ve her şeyi para ile ölçmemelisin. İkide bir para lafı edersen,
arkama bakmadan kaçarım. Gittiğimiz mekanlarda
her şeyi sana ödetmeyeceğim elbette, ama Alman olmadığımızı da
unutmayalım.
Seyahati ve yeni yerler görmeyi en az benim kadar seviyor
olmalı ve rotamızın Avrupa’dan ziyade uzak doğu ve mistik yerler olduğunu
tahmin ediyor olmalısın artık.
Kıskançlık hiç sevmem. Sevmenin mülkiyetin altına almak
demek olmadığını bilerek sahiplenmelisin beni. Bu fikre en güzel örnekler
P.Coelho’nun Zahir ve Patti Smith’in Çoluk Çocuk adlı romanlarıdır. Sevgi
anlayışım o kadar derin, yoğun ve her şeye göğüs gerebilen bir seviyededir. O
romanları okumadıysan oku.
Ailenle iyi ilişkiler içinde olmalısın. Özellikle Annen ve babanla ilgili tüm sorunlarını çözmüş olmalısın. Onlarla ilişkin ne kadar sağlıklıysa, bizim ilişkimiz ve hayatımız da o kadar sağlıklı olacaktır. Bu çok çok önemli bir konu.
Ailenle iyi ilişkiler içinde olmalısın. Özellikle Annen ve babanla ilgili tüm sorunlarını çözmüş olmalısın. Onlarla ilişkin ne kadar sağlıklıysa, bizim ilişkimiz ve hayatımız da o kadar sağlıklı olacaktır. Bu çok çok önemli bir konu.
Arkadaşların olmalı, sosyal bir insan olmalısın. Hem
birlikte, hem de ayrı geçirdiğimiz zamanlarımız olmalı.
İki ayrı birey olarak ‘Biz’ olmalıyız. Kendimizi ve
hayatımızı, özünü kaybetmeden, iç içe, birbirine kaynaştırarak yaşamalıyız. İki
ayrı parlak bütünden, ışıl ışıl tek bir bütün yaratmalıyız birlikte.
Çok mu geldi? Korktun mu? Sana kim söyledi ki benimle
olmanın kolay bir şey olacağını?
Herkesin yaka silktiğini söylediği, nedense bir türlü de
vazgeçemediği, neredeyse en çok lafı edilen ; İkizler burcuyum. Tek bir kadın
değilim ben, birden fazla ben var benden içeri. Zaman aralıklarıyla değişim
göstermek bir yana, aynı zaman zarfı içinde hem sıcak,hem soğuk, hem Yin, hem
Yang,hem neşeli, hem kızgın, hem aktif, hem yorgun, hem sevgi kelebeği, hem
dişleri uzamış yarasa,hem yüzeysel, hem derin, hem karanlık, hem aydınlık,hem
dişi, hem eril, hem anne, hem çocuk…. ve aklına gelen gelmeyen daha pek çok
duygu, düşünce, hal’im ben.
Sınır, ayıp, günah, ne derler gibi kavramlar pek yok bende. Küfretmeyi
de severim.
Bazı zamanlarda gıcık, ukala, çekilmez olacağımdan hiç
şüphen olmasın. Özellikle periyod öncesi barut fıçısı olurum, ne olursa olsun
alttan alman gereken zamanlardır onlar. Tek kaşımı kaldırdıysam, işin zor,
bilenler bilir. Ve bazen de reklamlara bile ağlayan bir sulugöz olurum,
izlediğim her neyse orada biri ağlıyorsa kesin ağlarım. Dalga geçersen de seni
ağlatırım.
Oyunlar, hesaplar, aldım verdimler, kaçma kovalamacalar hiç
bana göre değil. Kaçtığımda kovalayanı zaten istemem, elde edilmesi gereken av
değilim ben. Sevmek bu değil, hiç değil. Av-avcı oyunuysa seni kamçılayan,
zahmet etme sakın gelmeye, kal sotaya yattığın yerde.
Dürüstlük….Geldik en önemli kısma…Her ne olursa olsun, her
zaman bana sadece doğruyu söylemelisin. Sana inanmak için kuvvetli bir isteğim
olacaktır, ancak bunu yalanlarla, hesaplarla suistimal ettiğini görürsem, seni
havale edeceğim Evren, gerekeni yapacaktır. Geçmişte örnekleri mevcut.
Derin yaralarım var, ancak onlara sebep olan senmişsin gibi,
geçmişimi sana yükleyecek değilim. Seninkileri de omuzlarımda istemem. Ben
bunun için elimden geleni yaparım, senden de hem anlayış, hem çaba beklerim.
İyi gözlemlemelisin beni, ben sana anlatmadan, sen beni
çözmelisin. Neyi neden yaptığımı, hangi tepkiyi neden verdiğimi, neden
sustuğumu, neden susmadığımı… anlamalı, bilmelisin.
Her şeyimi, kendimi bu yazıyla ortaya döktüm sanma.
Keşfedilecek kocaman bir dünya sunuyorum sana, burada yazılmayan. Bu yazıyı
okuyup, kaçmak istediysen, tutmayayım seni, hayatta başarılar. Hemen kolları
sıvadıysan da dur bakalım, öyle sipariş üzerine aşk, sevgi istemem. Sürpriz
olmalısın sen bana, hiç beklemediğim bir anda sunulan, açlığımı gideren, beni
besleyen güzel bir yemek gibi mesela. Her baktığımda farklı renklerini
keşfettiğim, kokusuyla başımı döndüren, her nefesimle yeniden açan çiçekler
gibi mesela… Sonsuz, hep yenilenen…
Merak ediyorsun değil mi, bu kadar şey istedikten sonra ben
ne vereceğim sana?
Bunu benimleyken anlayacaksın ancak. Bende ne varsa sende de
olduğunda.
Bende ne varsa, Yaşadığında…
GayatriSenem
Nisan 2013
12 Ekim 2012 Cuma
Dile gelen sol el
Sol el - Sadece senin sevgine ihtiyacım var, başkasınınkine değil..
Sağ el -Çok tatlı birşeysin sen..Çok seviyorum seni..
Sol el- Cazgırlıkları mı? Küsmeleri mi? Öfkeleri mi? Kıskançlıkları mı?
Alınganlıkları mı? Kaçmaları mı?
Sağ el - Onlar da öyle tatlı ki...
Sol el - Bunları yapınca kendini sevmiyorsun ama ?
Sağ el - Doğru....yanlış yapmışım duygusu oluyor...
Sol el - Hissetmek yanlış değil..Bırakmıyorsun beni öyle zamanlarda, kontrol ediyorsun devamlı.Oysa çıkmak istiyorum. Yok olmuş olmuyor hislerim,tepkilerim.Sadece bastırılmış oluyor. Kaybolmuyor, aksine büyüyor. ve büyüdükçe daha da çok kontrol etmek istiyorsun. Bırak Lütfen Beni ! Küstüğüm ve alındığım...sevindiğim zaman belli etmek istiyorum. Karşındaki gider diye korkuyorsun. Giderse zaten hiç gelmemiştir, bırak hayali yer işgal etmesin! Gerçeğine yer aç! Ve lütfen, ama LÜTFEN beni onunla tanıştır. Kontrolsüzce...
LÜTFEN BIRAK BENİ...
İÇİNDE HAPSETME BENİ!
Kırıldın ona, seni devamlı reddediyor yine...belli ediyor musun? Hayır!
Ben belli etmek istiyorum!
BIRAK BENİ!
Senem
12.10.2012
Türkiye'de sıradan bir kadın..
Atatürkçüyüm, evlenmiş boşanmış bekarım, kız çocuk annesiyim, bir avuç serseriden biriyim, dövmem var, inancım var ama dinim yok, hayvan severim, doğayı korurum, eh son olarak da isim bakımından da artık yasaklıyım :))) Bu ülkede azınlıktayım, ne kızım ne benim Tanrı'dan başka güvencemiz yok, (hoş başkasına da ihtiyaç yok o ayrı)...Tüm bu sebepleri birleştirince herhangi bir ülkeye iltica etmek için yeterince sebebim oluyor...Gider miyim?...düşünmüyor değilim. Ancak gidersem başta yazdığım 'Atatürkçüyüm'ü silmem gerek. O yüzden kalıyor ve ülkemi aydınlıklara taşımak için elimden geleni yapıyorum.
Sevgiyle...
Senem
09.10.2012
18 Mart 2012 Pazar
21 Mart
21 Aralık 2012’de Yeni Dünyanın Işığı’nın Doğumuna Hazırlanmak 40 yıldır kadim nümeroloji bilimi ile uğraşan bir gezegensel nümeroloji uzmanıyım.
2012, gezegenimizin tarihindeki en önemli yıllardan biri. 21 Mart 2012 ise benim şimdiye kadar analizini yaptığım gelmiş geçmiş en etkili gün. 21 Mart ile ilgili yaptığım analizler şu şekilde yorumlanabilir:
Bu önemli doğum gününün kaderi IŞIK. Bu günün bir diğer bilimsel yorumu evrensel mesih bilincinin tüm dünyada ortaya çıkışı. Bu oluşum gününün bir diğer önemli tarafı da, “Dünyanın Işığı’nı” sembolize eden 21 Aralık 2012’deki doğumdan önceki 4. tepe noktası olması. 21 Aralık’ta dünyanın ışığının en güçlü enerjisini ortaya çıkarmak için 21 Mart gününün güçlü ışığını büyütmek ve yansıtmak için fırsatımız olacak. Maya Takvimi’ne göre, 21 Aralık yeni bir 26.000 yıllık döngünün başlangıcı. Benim yaptığım bilimsel analize göre 21 Aralık tarihi, insanlığın geleceği için birçok anlamda çok olumlu olabilecek bir potansiyele sahip. Bu da akla, bu kadar tarihi öneme sahip bir güne nasıl hazırlanacağımızı getiriyor. Burada geçerli olan enerji yasası, çoğunlukla “yukarıda ne varsa, aşağıda da o var” prensibi. 9 ayın insanlar için ana rahmine düşme ile doğum arasındaki zaman olduğunu hepimiz biliyoruz.
Kadim halklar 21 Aralık gibi önemli bir gezegensel doğumun da aynı prensip uyarınca hareket ettiğine inanıyorlardı. 21 Mart’dan itibaren tam 9 ay. Sonuçta; 21 Mart’da, dünyayı, kelimenin tam anlamı ile değiştirme fırsatı için 24 saatlik bir pencere açılıyor. 21 Aralık (yeni bir 26.000 yıllık zaman döngüsünün başlangıcı olarak) tarihinin, dünyanın tüm boyutlarında olumlu sonuç vermesini sağlamak için, 21 Mart’ı dualarımız ve düşüncelerimizi yansıtmak suretiyle kullanacağız.
Ben de sizi bizlerle birlikte 21 Mart’da dua etmeye çağırıyorum. Bunu, istediğiniz herhangi bir duayı ya da Dünyanın Işıklı halini imgeleyerek yapabilirsiniz. Her birimiz, bu gezegensel dönüşüm yolunda Yüce Yaratıcı’nın yardımcılarıyız. Bizler, düşüncelerimiz, sözlerimiz ve eylemlerimiz ile yaratıyoruz. Her bir insan dünyayı değiştirmeye yardımcı olacak kapasiteye sahip. Tek yapmamız gereken arzu ettiğimiz dünyayı ortaya çıkarmak için niyet etmemiz. Her birimiz, doğru bir şekilde niyet ederek ve davranarak, düşüncelerimizin içeriği ve kalitesi konusunda, aynı zamanda da bize emanet edilen dünyaya hak ettiği özenin gösterilmesi için sorumluluğumuzu alabiliriz. Eğer her birimiz hayırsever bir ruhla, bizden daha az şanslı olan insanlar için bir şeyler yapmayı seçersek, kollektif olarak dünyadaki acıların ve ihtiyaçların ortadan kalkmasını sağlayabiliriz.
Bunlar gerçekçi ve ulaşılabilir hedefler. Her gün meditasyon yapmak, dua etmek ya da size uygun gelen yöntem ne ise; gönüllü çalışmak, çevreci aktiviteler ya da başka insancıl çabalar dünyayı yeniden yaratmamız için yapmamız gereken basit şeyler. Başkalarını da bunları yapmaya ikna etmek bayağı bir disiplin ve istek gerektiriyor çünkü bu tip bir yaratım, insan sayısı ne kadar fazla olursa o kadar iyi çalışır. İçinden dünyaya bir şekilde hizmet etme arzusu gelen ve buna karşılık bir şeyler yapan, bu gezegendeki her insan; bu Dünya Hizmetlileri grubunun bir parçası. Kollektif içinde her bireyin katkısı çok önemli.
Bizim sorumluluğumuz; 21 Mart’da olabildiğince çok gezegen ışık işçisini dua etmek için teşvik etmek ve yeni 26.000 yıllık dönemin doğum zamanının (21 Aralık’ın); fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal boyutlarda en olumlu şekilde tezahür etmesini sağlamak için olabildiğince çok olumlu düşüncenin buna odaklanmasını sağlamak. Her ulustan, her dinden tüm insanlar bu yeni 26.000 yıllık dönemden fayda görecek. Eğer bu gezegensel vizyonu paylaşıyorsanız lütfen bu çağrıyı dostlarınızla, ailenizle ve tüm tanıdıklarınızla paylaşın.
John Davis
Çeviren: Ebru Altan
23 Şubat 2012 Perşembe
SEVGİLİME SÖZSÜZ BİR MEKTUP YAZDIM
Dedim ki,
Ben küçük bir kadınım,
kırık kalbinde bir gezegeni tutmak isteyecek
kadar cüretkar.
Dedim ki,
Buraya sessizlik iniyor
sessizliğin omuzlarının tam üstüne,
bir gölge eridikçe diğerinin içinde.
Her şey burada
havada asılı kalan anda.
Dedim ki,
Sükutun ocağında,
bu kadın hayat buluyor,
çırılçıplak kalan bir şelale misali.
Dedim ki,
İncecik bir ışık hüzmesine dönüştüm,
bütünüyle kendimim.
Dedim ki,
Her bir anda,
evrenin öyküsü tekrarlanır:
Hiçbir şey yokken,
bak şimdi olana.
Beni hep şaşırtıyorsun
DEENA METZGER
Ben küçük bir kadınım,
kırık kalbinde bir gezegeni tutmak isteyecek
kadar cüretkar.
Dedim ki,
Buraya sessizlik iniyor
sessizliğin omuzlarının tam üstüne,
bir gölge eridikçe diğerinin içinde.
Her şey burada
havada asılı kalan anda.
Dedim ki,
Sükutun ocağında,
bu kadın hayat buluyor,
çırılçıplak kalan bir şelale misali.
Dedim ki,
İncecik bir ışık hüzmesine dönüştüm,
bütünüyle kendimim.
Dedim ki,
Her bir anda,
evrenin öyküsü tekrarlanır:
Hiçbir şey yokken,
bak şimdi olana.
Beni hep şaşırtıyorsun
DEENA METZGER
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




