Var mı Arttıran?

5 Ağustos 2011 Cuma

"Karanlıktan korkarsan tehlikelidir, ancak onu seversen, o da seni sever." diye yazmıştı Asa Lind Kumkurdu adlı çocuk kitabında.Aklımdan çıkmadı hiç bu cümle.
Korkularımız da öyle..Onlardan korkarsak tehlikeli olur ve bizi er geç yakalarlar .Kimin gelmemiştir ki en çok korktuğu başına?
Korkuya vaktinde müdahale edip yoketmek genellikle pek mümkün olmuyor, çünkü aslında içimizdeki ego denen o meymenetsiz şey,'yok yavrum ne korkusu,korkmazsın sen,peeh' diyor.Diyor da iç içi kemirirken bir bakıyorsun gerçek olarak kucağına oturuvermiş nefesini kesmiş sevgili korkun.
Asıl mesele şimdi başlıyor. iki seçeneğin var; ya 'aah işte gördün mü bak, korktuğum geldi başıma' diye tüm ıstırabı kucağında taşıyarak kendine eziyet edersin,ki ilk başta bence yapılması gereken de budur. O yükü alabildiğine alıp, yaşayıp,tüketmek. Tüketmek burada anahtar sözcük. Yıllar içinde kendime dair öğrendiğim önemli şeylerden biri, başıma bir şey gelip de,canım acıdığında bundan kaçmak yerine,acıyı dibine kadar yaşayıp, ağlayıp, bağırıp çağırıp, mümkünse bişiler kırıp, yırtıp, hatta içip içip sarhoş olup daha da höykürerek ağlayıp tükettiğimde kendimi,o baş edilmez sandığım acıyla çok daha kolay bir şekilde başettiğim olmuştur. Herkese de öyle salık veririm.Acıdan ya da korkudan kaçmak onları yoketmek şöyle dursun besleyip kocaman olmalarına yol açıyor. "Bir duyguya karşı koyacak yerde onu kovmanın en iyi yolu tümüyle onun içine girmek,onu kucaklamak ve direnciniz vasıtasıyla onu görmektir" diyor Deepak Chopra bunun için. .
Bu kendini tüketme dönemi geçtikten sonra, 2.seçeneğe geliyor sıra; acıya, yani gerçekleşen korkuna daha farklı bir gözle bakabilirsin artık.İlk soru bu neden benim başıma geldi? Cevabını bilirsin bazen,ki bu büyük şans, yolu yarıladın demektir.Bilmiyorsan kendini bir hayli deşmen, eşelemen gerek.Çocukluğundan başlaman gerek tabiri caizse.
Bildiğini ele alarak devam edelim.Yıllardır içinde taşıdığın sana eziyet etmesine izin verdiğin korkun nihayet gerçekleştiyse, bundan sonra seninle olmayacak demektir.Bu ondan tamamen kurtulman için sana verilen bir fırsat. Ona artık ayrılman gereken bir dost gibi veda etmelisin. Alıp karşına "ben şu şu sebeplerden senden korktum bunca zamandır,bu sebeplerden seni sahiplenmedim, sevmedim" demelisin.Tüm açıklığınla onunla yüzleşmelisin.Onu da anlamaya çalışmalısın, senden bir parça o, kimse onu alıp senin içine yerleştirmedi.Sen doğurdun onu.Evet duydum "ama o bana böyle yaptı da bundan ben böyle bir korkuya sahip oldum,o hayatıma girmeseydi... vb"gibi sözlerinizi hemen duydum.Ben söylemedim mi sanıyorsunuz. Hala söylemiyor muyum?
 İlla hayatınıza sonradan girenler yüzünden olmaz o korkular zaten, bazen sizin seçmediğinizi sandığınız ama ruhunuzun seçtiği aileniz yüzünden de olur.Aslında çoğunlukla onlar yüzünden olur.O zaman kahrolsun beceriksiz anne-babalarımız! Oldu mu, böyle söyleyince rahatladık mı? Sizi bilmiyorum da ben söyleyince yine de olmuyor.Tam karşılamıyor bir türlü, bir yer eksik kalıyor. Benim bilincimle, özellikle de sonradan öğrendiklerimle iyice yorulan bilincimle söylediklerim ruhumu ikna etmiyor bir türlü.O zaman da çatışma yaşanıyor, benim gibi habire ruhunu deşen, bilincini alt etmeye çalışan,bunun için türlü metafizik ve spritüel yola başvuran bir nevi çatlak oluyorsunuz. Faydası oluyor işte bazen.
Korkudan kurtulmanın en önemli yollarından biri belki de en önemlisi : Affetmek! Buna sebep olduğunu düşündüğünüz kişiyi,olayı her ne ise o; affetmek. Affetmediğiniz her kişi ve olay hayat yolunda sırtınıza yüklediğiniz yeni bir yük, ayağınıza taktığınız yeni bir pranga sizi adım atmaktan alıkoyan. Geçmişte kalanı, gününüze taşımayın,kendinizi yaşamaktan alıkoymayın. Mehmet Akif  Ersoy'un dediği gibi; "Geçen geçmiştir artık, An-ı müstakbelse müphemdir.Hayatından nasibin geçmekte olan demdir".
Çok dağılmadan 2.seçeneğin yaşandığı dönemi biraz daha açmak istiyorum sanırım.Şu anda o dönemde olmamın da etkisi yoktur dersem yalan olur,ki benim gibi bir spritüele hiç yakışmaz.
Başıma gelenin korkumdan kurtulmak için büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorum şu anda.Başıma geldiği için nerdeyse sevinicem, kazada da böyle olmuştu, o da başıma geldi diye seviniyorum.İçimde taşıdığım çıktı, dışıma taştı, canımı yaktı, beni yaraladı sonunda.Dert veren Allah,dermanını da verirmiş derdim ama,anneanne ya da müftü değilim,öyle demiyeceğim.
Görünen bir yara haline geldikten sonra tedavisi kolaylaşıyor her yaranın. Görülmeyen yaralar ise ancak bizi yokettikten sonra ortaya çıkıyor. Sevinecek bir şey daha, görünen bir yara var ortada tedavi edilebilir,açıkta.Doktor da dışarda bi yerlerde değil, çok yakınında; göğüs kafesinin tam ortasında,ruhunu taşıyan kalbinde.Şimdi sana öğretilip zihnine tıkıştırılan "o doğru,bu yanlış" kavramlarını bir yana bırakıp, kalbine yönel.
Onu dinle,Onu sev,Ona inan, Ona güven.
Ben Onu gördüm, sevdim, inandım, güvendim...

GayatriSenem

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder