Var mı Arttıran?

30 Ocak 2011 Pazar

Seviyorum...

Çok seviyorum..çook...hem de nasıll...
Öyle çok seviyorum ki; gelmişini geçmişini, ailesini,arkadaşlarını, eski sevgililerini, seviştiklerini, dokunduklarını, öpüştüklerini, sarıldıklarını, seni seviyorum dediklerini,ona seni seviyorum diyenleri, ilk aşkını, milli olduğunu, sefil olduğunu, aşkından ölüp bittiğini, reddettiğini, reddedeni, terkettiğini, terkedeni, yazdığı aşk mektuplarını, ona yazılanları,sevgilileriyle nerelere tatile gitti, hangi restaurantlara gitti, hangi filmler ve şarkılara dair anıları oldu...bak mesela geçen gün selam verdiği o kız kimdi, söyledi kimdi ama yok ben biliyorum o kızla bişi olmuş geçmişlerinde, anlarım ben!...geçmişine ait ne varsa hepsini ama hepsini merak ediyor, bilmek istiyorum o derece seviyorum anlayacağın...
Öyle çok seviyorum ki; mesela şu anda kimle ne yapıyor, ne konuşuyor, bugün kimle rastlaştı, kime selam verdi, kim ona selam verdi, kimlerle mesajlaştı, kimlerle telefonda konuştu, aklından neler geçti, mesela beni kaç kez düşündü, arkadaşlarına kaç kez benden bahsetti, beni ne kadar özledi, dün gece rüyasında gördü mü, nasıl gördü, şimdi, tam şu anda beni düşünüyor mu...her anını merak ediyor,bilmek istiyorum, o derece seviyorum anlayacağın...
Benimle geleceğe dair planlar yapıyor mu acaba..ailesiyle ne zaman tanıştıracak, evlenme teklif edecek mi, yoksa birlikte yaşayalım mı diyecek, yüzük alacak mı, nasıl bi yüzük alacak, Sex and the City deki gibi arkadaşlarıma mı danışacak, evlenme teklifini nsaıl yapacak, nerde evleneceğiz, kaç çocuk yapacağız, kız, erkek ne olacak, isimleri ne olacak, nerde oturacağız,evimizi nerden döşeyeceğiz..tüm geleceğimizi merak ediyorum, o derece seviyorum anlayacağın...

Sen de seviyor musun, anlatsana nasıl seviyorsun?
Ben mi...seviyorum...tüm bunları hiç bilmek istemeden...sadece kalbimle, kalbini seviyorum...

Erkek Dediğin:)

Erkek dediğin, seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak. Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle.

Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek.

...
İnce olacak; seni senin kadar düşünecek. Sen onu merak ettiğinde, kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek. Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.

Adamın sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın, her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın tiriplerine girmeyecek.

Sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız âşıkmışsın gibi havalara girmeyecek.

Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle, sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.

Erkek dediğin, sen onun için kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında, hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.

Ruhunu okşamasını bilecek. Romantik olacak kimi gün; habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek. Özel günleri unutmayı marifet sanmayacak.

Kayıtsız olmayacak senin bütün zarafetine karşı. Gerçekten seven bir kadın sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir. Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak.

Ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek. Her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.

Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek.

Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak, özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.

Erkek dediğin aşkına sahip çıkacak. Korkak olmaz erkek dediğin. Erkek dediğin iyi sevişecek. Koyun gibi yatmayacak, bir an önce şu iş bitse demeyecek.

Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki, sevgisi geçici ve zayıf değildir. Ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki, öpüşün tek sebebi şehvet değildir.

Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha öte bir şey... Zeki olacak.

Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. Kadının zekâsını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisi katmasını da.

Değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak.

Erkek dediğin önce kendini sevecek. Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa... Koluna girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alıp sevişmesini de. Babalığını da bilecek, ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakârlığı, fedakârlığı...

Erkek dediğin seni koruyacak, kuşatacak. O nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin.
Pısırık olmayacak erkek dediğin. Erkek dediğin erkek olacak.

Seni sadece sen olduğun için sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek.

Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak; huzurla bağrına basacaksın.

[ Can yücel ]

Kadın Dediğin:)

...
Kadın dediğin güzel olacak arkadaş: Şöyle savurdu mu eteğini, ruhun rüzgârına kayacak. Bacakların, ayakların, bilekten bağlı ayakkabıya tutunan parmakların, seyrine doyamayacaksın.

Bakımlı olacak kadın dediğin. Saçları ipek, topukları pembe, boynu ince, salındı mı kuğu gibi zarif olacak ve zarifliğinin ortasında bir hanımefendi ba...
rındıracak.

Güzel olacak ama kaşı, gözü, bacağı, iki meme ucundan önce, sözü doğru, ruhu aydınlık olacak, güzelliği komple olacak.

Korkmayacaksın gecenin bir vakti sol cenahta yüzünü gördüğünde. Yeni bir kâbus gibi yaşamayacaksın gerçeği de. Güzel olacak ama aklını evde tutacak kadar da akıllı.

Seni elinin tersiyle değil, avucunun içiyle kavrayacak... Bileceksin ki “emin ellerdeyim, başkası tutamaz beni böyle.”

Rahat olacaksın yanında, Çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek küçük kurtçuklarla.

Sıradan ve kabullenir yaşamanın ne demek olduğunu sindirmiş olacak içine. Asla şatafat düşkünü olmayacak.

Doğum günlerinde bir sıcacık öpücüğün yerini, tek taşın alamayacağını algılayacak kadar doygun olacak. Hatırlaman yetecek özel günleri, pahalı bir hediyeyle savuşturmadan sadeliğin içinde fark edilir olabilmeyi, gösterişli kıyafetle bir tutmayacak.

Duruşu, oturuşu, yürüyüşü abartılı değil, basit hiç değil, sadelikten oluşacak. Kendini süs bebeği gibi ortaya atıp, fingirdeşmeyecek başkalarıyla.

Ekonomiden, politikadan, milli maçlardan ve kültürel olaylardan haberi olacak. Bizi kim yönetir, nasıl yönetir, demokrasi, monarşi, oligarşi nedir, bilecek. Saf hatun numarasıyla cahilliğini güzelliğiyle örtmeye yeltenmeyecek.

Gezip, eğlenmesini bildiği kadar, pazar parasını kozmetiğe yatırmaması gerektiğini, domatesin, ekmeğin, soğanın, kıymanın kaç para olduğunu bilecek. Cak cak telefonda konuşup, “niye böyle fatura geldi” hayret tiribine girmeyecek.

Eşini dostunu kollayacak ama içi vıcık vıcık dedikodu yumağının içinde kaybolmayacak.

Marka düşkünü, moda düşkünü olmayacak kesinlikle. Takip edecek ancak yakışanı seçecek. Sökük, paça boyu, fermuar dikmeyi bilecek, her seferinde terzi aranmayacak pırnık pırnık.

Elinden her iş gelecek. Marifetlerini sadece seni elde ederken değil, seni elde tutarken de gösterecek ve tüm bunlar içinden gelecek içinden, göstermelik olmayacak.

Adamın sinirini bozmayacak, tepesini attırmayacak, cinleri başına toplamayacak, kör olası dilini gerektiğinde yutacak...

Çarşı Pazar görmesini, sana don külot almasını, gömlek ayakkabı numaranı bilecek... ve zevki seni giydirecek kadar yerinde olacak, kendisini giydirmeyi bildiği gibi.

Orada burada dedikodu yapmayacak, laf taşımayacak, ayıkla pirincin taşını durumlarına sokmayacak. Ortalık yerde kahkahalarıyla sebepsiz çınlamayacak.

Dekoltenin dozunu kaçırmayacak ama sıkı sıkıya da kendini ambalajlamayacak. Açık saçık olan elbisesi değil, sana olan ilgisi olacak ve bunu gösterebilecek medeniyeti...

Onu bir kediyi sever gibi seveceksin yanı başında ve huzurla... Öyle “çağırdım, gelmedin, geç kaldın, aramadın, sormadın, kiminleydin, hesap ver” yapmayacak.

Sana yüreğiyle güvenecek, inançlarıyla sokulacak. Bilmem kimin sözüne aldırmayacak, asla arkadaşlarının arkasından konuşmayacak, hele küfür hiç etmeyecek.

Sınırını zorlamayacak, salya sümük ağlamayacak, kıytırık nedenlerden hır gür çıkarmayacak. Sözü dinlenir, anlaşılır olacak. Bir hatayı allayıp pullayıp abartmayacak.

Gömleklerini o ütüleyecek ve o gömleğe hangi pantolon yakışır bilecek. Ama hayatı giyim kuşam üstüne kurulmayacak. Uyum ve uyumsuzluk nedir bilecek.

Bir kere, topuklu ayakkabıyla spor ayakkabının ayrımını yapabilecek arkadaş. Dağa çıkarken rugan ayakkabı giymeyecek.

“Of yoruldum, beni ara, beni al, beni bul, bunu isterim” değil, “sence de uygunsa, yanındayım, ben gelirim, merak etme” olacak lügatında. Tereciye tere satmayacak yani. Hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak.

Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek ve arkandan laf söyletmeyecek.

Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş. Koyun gibi yatmayacak, kımıl kımıl olacak yatakta. Aklını başından alacak ama aklını sadece bununla yormayacak.

Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak. Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, her şeyini. Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Kadın gibi kadın olacak, kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin.

Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük. Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak. En seksi leydi olmayı da bilecek, hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de.

Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küsmeyecek, süründürmeyecek. Kadın dediğin ayıp nedir, bilecek. Sıkboğaz edip, seni yalancı durumuna düşürmeyecek. Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna.

İki lafın başı, her tartışmada “ayrılalım” tehdidi savurmayacak. Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak...

Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürsüz yemeklerle işi olmayacak. Şöyle pastırmalı kuru fasulyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz. Salatasız oturmayacak yemeğe.Su getirmeyi hiç mi hiç unutmayacak.

Temiz olacak her şeyden önce, mesela; köfteyi mıncıklarken elleri. Yahut pahalı parfümlerin sindiği, süslü püslü boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin.

Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş. Buram buram kadın kokacak, kadın dediğin. Kadın dediğin güzel olacak ama eli yüzü düzgünden çok öte bir şey.

Zeki olacak zeki, seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da... Paranın gücünü bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak.

Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terk etmeyecek. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak, yan gözle adam kesmeyecek, üstüne sevgili edinmeyecek.

Sarışın, renkli gözlü, uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya... Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir, olacak. Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha.

Ağzı sıkı olacak kadın dediğin. Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak...

Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden, tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak.

Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak. Komplekslerini güzelliğiyle örtmeye çalışmayacak. Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak

En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa...

Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle. Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de...

Kadın, kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak.

Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla... Bileceksin ki evde “O” kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana...

Öyle bir kadın işte. Vardır vardır. Sen de adam olacaksın, seçmesini bileceksin.

[ Can Yücel ]

28 Ocak 2011 Cuma

Sevgi üzerine güzel bir yazı...

İki yıldır evliydiler.
Erkek edebiyatı ve şiiri seviyordu.
Yazılarını internet sitelerine gönderiyor, şiirlerini dergilere
postalıyordu.
Fakat kimse dönüp bakmıyor,okuyan ve beğenen çıkmıyordu.

İyi bir fotoğrafçıydı.Ama edebiyat ve şiir merakı yüzünden fotoğrafçılığı
bir kenara bırakmıştı.
Kendi düğünlerinindeki fotoğrafların büyük bir çogunlugunu da o çekmişti.

Karısını çok seviyordu. Karısı da onu seviyordu.
Kızın biraz sabırsız bir karakteri vardı, zaman zaman kızıp bağırır,küserdi.
Erkek daha sabırlıydı,her zaman karısını hoşgörür, affedici olmaya
çalışırdı.

Erkeğin başı edebiyat ve şiirle hoş olduğu için, evin geçimini karısı
sağlıyordu şimdilik.
Çok satan bir yazar oluncaya kadar...

Kızın naz günüydü bugün.Yine kocasından sevmediği birşeyi
yapmasını
istiyordu.
Kız: " arkadaşımın düğün fotoğraflarını neden sen çekmiyorsun?
Üstelik karşılığını fazlasıyla ödeyeceğini söyledi "
Erkek: " bugün vaktim yok "
Kız: " Öffff yine mi? " şu roman yazma işini biraz kenara bıraksan, pekala
vaktin olacak."
Erkek: " Birgün herkes benim yazdıklarımın kıymetini anlayacak. "
Kız: " Ben anlamam. Arkadaşımın düğün fotoğraflarını çekeceksin. "
Erkek: " Hayır! "
Kız: " Ne olur sadece bir kez? "
Erkek: " Hayır dedim! "

Diayalog burda koptu.
Kız son uyarısını yaptı: " Ya 3 gün içinde bunu kabul edersin ya da..."
İlk günün sonunda,kocasına mutfağı, banyoyu, bilgisayarı, buzdolabını,
televizyonu ve müzik setini yasakladı.Yasaklardan yatagı hariç tuttu, sadece
herşeye rağmen

sevdiğini
göstermek için.

Erkek aldırış etmedi.
Derken 2.gün başka yasaklar
ve bunu 3.deki başka yasaklar takip etti...

Ve 3.gece...Yine aynı yatağı paylaşıyorlardı. Ancak sırtları birbirine
dönüktü.

Erkek: " Konuşmamız lazım "
Kız: "fotoğraf çekimi dışında konuşacak bişeyimiz yok!"
Erkek: "Çok önemli bir konu"
Kız; Sessiz kaldı.

Erkek: "Ayrılalım mı? Ne dersin?"
Kız kulaklarına inanamadı.
Erkek: "Bi kızla tanıştım."
Kız kızgınlığını ve şaşkınlığını saklayamadı.Gözleri çoktan nemlenmiş,ve
yüzünde göstermemeye çalıştığı iki damla gözyaşı aşağıya süzüldü.
Erkek pijamasının içinden bir fotoğraf çıkardı.Tam kalbinin üzerinde
saklıyordu.

Erkek: "Hoş bi kız!"
Kızın gözyaşları çoğaldı.
Erkek: "Anlaşabileceğim biri! Beni çok seviyor ve beni istemediğim şeyleri
yapmak için zorlamayacağından eminim. Ayrıca iyi bi yazar olmam içinde bana
destek
verecek"

Kızın kıskançlığı iyice arttı çünkü bir zamanlar bütün bu sözleri kendisi de
vermişti...
Erkek: " Fotoğrafını çektim. Sende bakmak ister misin? "
Kız: "...."
Erkek fotoğrafı bakması için kıza uzattı ama kız karşı konulmaz bi öfkeyle
erkeğin elini itti.
Ve kız ağlamaya başladı.

Erkek fotoğrafı tekrar koynuna koydu, ışığı söndürdü ve uyumaya başladı.
Kız ışığı yaktı ve oturdu.
Erkek uyuyordu ama kızın uykusu kaçmıştı.

Bir zamanlar kendisi de diğer kız gibi davranmıştı ona...
Ne çabuk unutulmuştu iyilikleri, desteği, sevgisi...
Tekrar ağladı. Onu uyandırmak istiyordu. Aşklarının hatırasını yeniden
kalbine kazmak istiyordu.

Erkeğin pijamasının açık yakasından fotoğrafın arka yüzü görünüyordu.
Merak duygusu kıskançlığını ve öfkesini yendi. Kaybedeceği birşeyi
yoktu
nasılsa.
Elini uzatıp yavaşça aldı fotoğrafı.

Baktı.
Ağlamak istedi doyasıya...
Doyasıya gülmekte istedi.
Güzel çekilmiş bir fotoğraftı.
Kız da güzeldi.
Kendi fotoğrafıydı.
Bir ara kendisinden habersiz çekmiş olmalıydı.
Eğildi kocasını yanağından öptü.
Erkek tebessüm etti.
Uyuyormuş gibi yapıyordu...

27 Ocak 2011 Perşembe

AŞK...

Bütün gördüklerim içinde
yalnız sensin hep görmek istediğim
dokunduğum her şey içinde
senin tenindir hep dokunmak istediğim:
seviyorum senin portakal kahkahanı
hoşlanıyorum uykudaki görüntünden.


Ne yapmalıyım, sevgilim, sevdiceğim
bilmiyorum nasıl sever başkaları
eskiden nasıl severlerdi,
yaşıyorum, bakarak, severek seni,
aşk tabiatımdır benim..

Her ikindi daha da hoşuma gidiyorsun.
Nerde o? Hep bunu soruyorum
kaybolduğunda gözlerin
Ne kadar geç kaldı! Düşünüp inciniyorum,
yoksul, aptal, kasvetli duyuyorum kendimi
geliyorsun sen, bir esintisin
şeftali ağaçlarından uçan.

Bu yüzden seviyorum seni, bu yüzden değil
o kadar neden var ki, o kadar az,
böyle olmalı aşk
kuşatan, genel
üzgün, müthiş,
bayraklarda donanmış, yaslı,
yıldızlar gibi çiçek açan,
bir öpüş kadar ölçüsüz…


Pablo Neruda

20 Ocak 2011 Perşembe

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ :P :))

Dikkat Dikkat, mutluluğun formülünü açıklıyorumm!!!


Günlerdir düşün düşün, bekle bekle, sıkıl ve bolca uyu formulünün hiç bir yere varmadığını, 1o bin milyon sekiz yüz yetmiş altıbininci kez daha keşfettikten sonra, dün gece yerel söylemle: "eeeh ne olacaksa olsun, yeter be!", ruhani söylemle: " bu hayatta herşey olacağına varır, bana kattıkları için teşekkürlerle mutluluklar herkese:)" şarkı söyleyerek: "seeeeen yolunaaaa, beeeen yolumaaaa..." dedikten ve yine ruhani (spiritüel) olarak meditasyon yaptıktan sonra sabaha karşı 3 buçuk dolaylarında uyumaya vasıl oldum nihayet..
Sabah 6.buçukta yataktan kendimi kazırcasına kalkmanın akabinde günler sonra ilk kez mutlu uyandığımı farkettim..o an beynimde şimşek çaktı! Evet!!! Mutluluğun formulü: UMURSAMAZLIK VE AZ UYKU! dedim kendi kendime, bunu hemen paylaşmalıyım:))
Tabi herşeyde olduğu gibi bu formulün de yan etkileri olabilir: Mesela siz etrafta umursamaz umursamaz dolaşırken, hayatta herşeyi: RTE'yi, yükselen enflasyonu, sevgilisinin kendisini aramamasını, msjlarına cvp vermemesini, akşam evde ne pişireceğini, kocasının dökmediği çöpü, ortasından sıktığı diş macununu,ortada bıraktığı çoraplarını, bale dersinde dönemediği pirüeti, iki gün, hatta iki yıl önce olmuş, ipe sapa gelmez, günü geçmiş, son kullanması dolmuş dertleriyle günlerini zehir ederek dolaşanlar tarafından "sinir bozucu insan" olarak nitelendirilebilirsiniz...Bunu da UMURSAMAZLIK'la bertaraf ettikten sonra "Daha da sinir bozucu insan" olarak yola devam edersiniz.
Formulün diğer bileşeni; "AZ UYKU" ise idareli kullanılması gereken bir etken. Zira fazlası daha da beter mutsuzluğa sebep olabilir. Fazla uyku gibi çok fazla "Az uyku" da bünyeye zarar. Üstüste bir kaç gün denendiğinde ters etki yapıp, barut fıçısına ya da reklamlarda bile sızdıran gözyaşı çanağına dönüştürebilir. Bu sebeple "Az Uyku" iki geceden daha fazla tavsiye edilmez. Üçüncü gece yine normal uykunuza dönüp, uykuyu blok halinde alıp, yeniden az uyku formülüne dönebilirsiniz... Günün yorgunluğundan uykunuz mu geldi? Bu durumda Tv izlemek ya da kitap okumak asla tavsiye edilmez, zira uykuya katkıları şüphe götürmez iki etkendir. Uykuyu kaçırmanın yolları arasında gece temizliği, ütü yapmak, gece gece dans etmek, kadınlar için sevişmek (erkeklere bu tavsiye edilmez, sevişme sonrası hemen uykuları gelir çünkü..kızmayın, bilimsel olarak kanıtlanan bir etki:P) vb... Sizi mutlu ederken canlandıran tüm eylemleri bu amaç uğruna gerçekleştirebilirsiniz.
Nihayet uyumaya karar verdiğinizde sevdiğiniz, yumuşak bir müzik eşliğinde yatağa uzanmanızı salık veririm...uyku bir kez kaçtıktan sonra yakalamak da ayrı bir iş...

Ertesi günü kendinizi KESİNLİKLE mutlu hissedeceğiniz bu formülü tüm sevdiklerinizle paylaşabilirsiniz:))

Not: "Az Uyku" nun bir diğer yan etkisi de; zihni abuk sabuk, ipe sapa gelmez şekilde çalıştırıp, şoparmalara (bkz.yukarda) sebebiyet vermesidir..aman dikkat!


29.mart.2010
Senem

19 Ocak 2011 Çarşamba

Dolunay haftası ...Doğuma hazırlık kendimizi keşfe...


Bu hafta hızlı gelişmelere, değişimlere ve bazı sonuçlara işaret ediyor. Bu nedenle ayın değişim getiren en yoğun haftası diyebilirim. Öncelikle, Merkür, Aralık ayındaki derecesinin ötesine geçtiği için, bekleyen işler artık hız kazanıyor; bilgi akışı ve iletişim eski hızına kavuşuyor. Cevapları uzun süre beklemek zorunda kalmayacaksınız. Mars, Kova burcuna geçiyor, grup çalışmaları için gerekli enerji akışı çoğalıyor. Birlikte hareket etmek artık daha kolay olacak. Daha fazla ifade özgürlüğüne kavuşabilmek için bir araya gelme isteği güçleniyor. Genel olarak tüm protestolar hız kazancak. 

19 Ocak Çarşamba gecesi saat 23 (İstanbul için) civarında, Yengeç burcunda bir dolunay var. Bu, 4 Ocak Kısmi Güneş tutulmasının sonuçlarını getiren bir dolunay. Yani ayın başından bu yana öncelik arz eden yeni başlangıçların, ilk sonuçlarının alındığı farkındalık getiren bir haftadayız. Eğer : - Bu Güneş tutulması bana ne getirdi hiç farkında değilim; diyorsanız, bu dolunay size önemli ipuçları, belki de olaysal sonuçlar gösterecektir. Sizin için sonuçlar duygusal mı? Maddi mi? Manevi mi? Huzursuz mu? Dışa dönük mü? İçe dönük mü? Bunların adını artık koyabilirsiniz. Böylece belki önümüzdeki 9 ay artık neye öncelik vereceğinizi daha kolay fark edip, iç dünyanızla dengeli bir öncelik sıralaması yapabilirsiniz. Bu süreçte sizi tamamlanmaya götüren ivme kendinize annelik yapmak olmalı. Ne ilginçtir ki gebelik de 9 ay sürüyor. Karşı karşıya olduğunuz seçimlerde neye öncelik vermeniz gerektiğini içinizdeki ‘anne’ ye sorun. Önce kendinize anne olun. Böylece iç dünyanıza uygun dışsal dengeyi bu dolunayda tecrübeye geçirmek için adımlar atabilir ve 9 ay sonraki yeni doğuma hazırlanabilirsiniz.   

Dolunaydan sonra Güneş Kova burcuna giriyor ve ‘biz’ olmak, kendimizi özgürce ifade etmek artık daha önemli hale geliyor. Ayrıca bu hafta bitmeden Jüpiter Koç burcuna girecek; bu nedenle oldukça hızlı bir haftadayız. Bunu dengelemek için artık Satürn iyice yavaşlamış olacak. Yani, şu anda hedeflediğiniz başarının dış dünyadaki sonucunu hemen almak için acele etmeyin. Eğer şu anda koşullar sizi hedeflediğiniz yere hızlı bir şekilde taşımıyorsa o zaman belki de hayrınız için başka koşulların oluşması gerekiyordur. Dış dünyadan çağrı geldiğinde hazır olmanız için yapmanız gerekenler değişiyordur. Belki de büyümeniz gerekiyordur. Önümüzdeki 9 ayı bu bakış açısıyla değerlendirin. Bebeğin büyümek için dengeli bir ortama ihtiyacı olur, suyu (duygu) , güvenliği, temel besinleri ve sağlık koşullarının yerine getirilmesi gerekir. Eğer şimdi, kendiniz için bu kararlılığı gösterebileceğiniz bir hedefiniz (bebeğiniz) varsa zamana müsaade edin ve bu arada siz de bebeğinizle birlikte olun. 9 ay sonra nerede kendinizi görmek istiyorsanız şimdiden bununla ilgili adımları atarak çağrıya cevap verin. O seminere, o sınıfa, o öğretmene, o kitabın notlarını yazmaya….şimdi başlayın. Haziran ayından sonra bu ‘oluş’ lar somut bir şekilde dış dünyada yer bulacaklar. Artık siz ya oraya aitsinizdir ve önünüzde bir yol açılmıştır ya da süreç içinde yolunuz değişmiş ve sizi gerçekten ait olabileceğiniz başka bir yere getirmiştir. Örneğin yeni bir meslek edinmek istiyorsunuz ama ne olduğunu henüz bilemiyorsunuz, ya da bu olur mu acaba diye kendinize sorup duruyorsunuz. Bu arada param yok ki şu kursa gidiyim falan gibi de mazeretleriniz devam ediyor. Bu şekilde yeniliğe hazırlanamazsınız. Yolunu değiştirmek isteyen kişinin bu yolla ilgili kulağı açık olur, gelen davetlere cevap verir, çünkü hayat, yeni bir yola çıkmak isteyene pek çok davetiye gönderir, genellikle fiziki kısıtlamaları olmayan davetlerdir bunlar. Bunu duyabilmek en başta ‘ben’ diyebilmeyi gerektirir. Her şeyin başlangıcı bu kadar küçük bir kelimenin gücündedir. Eğer bunu ertelerseniz, o zaman evren sizi nereye koysun?

23 Ocak haftası bu sorunun kendiniz için cevabını düşünerek önünüzdeki alternatifleri yeniden değerlendirmenizi tavsiye ederim. O hafta Jüpiter, Koç burcunda ilerliyor olacak. Hayattaki anlam arayışınız ‘ben’ dediğiniz yerde başlayacak. Ateş elementinin burçları (Koç, Aslan, Yay) bu mesajı daha kolay algılayabilecekler. Özellikle onlara bu konuda tembellik yapmamalarını ve ertelememelerini tavsiye ederim. 6 aylık bir süreç içinde yeni başlayacakları girişimlerde daha kolay ilerleyebilir ve destek görebilirler, Koç burcu ilişkiler ve taahhütler arasında kısıtlandığı halde, bu dönemde bunları aşabileceği pek çok fırsatı olacak.   

Dilerim herkes, bu enerjik zamanı, kendilerini merkeze alarak anlam arayışını başlatmak için kullanır. Yeni maceralar ve keşfedilecek ufuklar bizi bekliyor! Önümüzdeki altı ay kıyıdan uzaklaşmak için risk almaya değer. Ara sıra iyimserliğiniz zorlanacak ve kalıp kalmamakla ilgili önemli seçimler yapmak zorunda kalacaksınız ama başlamak için bunları sakın düşünmeyin. 


Yazan Meltem Ersoy 16 Ocak 2011

17 Ocak 2011 Pazartesi

Doğru dua, yalvarma duası değil, şükran duası olmalıdır.



Sabahları uyandığınızda hayatı bir gülümsemeyle selamlayın ve yüksek sesle şöyle deyin:
"Bugün insanlarda ve hayatta iyi olan her şeyi görmeye niyet ediyorum. Bugün bolluğu görmeye niyet ediyorum."
Yürekten inanırsanız olmayacak şey yoktur.
Doğru dua, yalvarma duası değil, şükran duası olmalıdır.
İstediğiniz şeye layık olduğunuzu düşünürseniz, olur.


Mantıksal olarak ne olmadığınızı bilmeden, ne olduğunuzu bilemezsiniz. Olmadığınızı bildiğiniz şeylerle ne olduğunuzu tanımlayabilirsiniz. Olmak için önce olmamalısınız.
Kendimin hangi parçası bu felaketten deneyim kazanmak istiyor? Varlığımın hangi boyutu, bu deneyimi kazanmak için felaketi kendine çekti?
Bir başkasının seçtiği yolu yargılama. Başarıyı kıskanma, başarısızlığa acıma. Çünkü kayıtlarındaki başarının ve başarısızlığın ne olduğunu bilemezsin.
Her olay bir armağandır ve her deneyimde bir hazine gizlidir.
Sizin dışınızda bir şeyin ya da birilerinin size bir şeyler “yaptığı” fikrini taşıdığınız sürece bir şeyler yapabilme gücünüzden de kendinizi mahkûm edersiniz. Ancak “ben yaptım” dediğinizde değiştirme gücünü kendinizde bulabilirsiniz.
Bir şeyi değiştirmek için ilk adım, onun olmasını sizin seçtiğinizi kabul etmektir.
Herhangi bir şeyi yapmak için tek bir neden var: evrene kim olduğunuzu göstermek.
Kim ve ne olduğunuza karar veren sizsiniz ve kim olmak istediğinize de…
Etki-tepki, neden-sonuç


Aradığın şeyi iç görü getirecektir. Mümkün olduğunca çok içine dön. İÇE DÖNMEZSEN BOŞLUĞUN ARTAR.
Olamayacağın hiçbir şey yok, yapamayacağın hiçbir şey yok, sahip olamayacağın hiçbir şey yok.
Başkalarının seçimini gözleyin, yargılamadan. Seçimlerinin o an onlar için mükemmel olduğunu düşünün. Özellikle, suçlamayın.Arzunun bağımlılık olmamasına dikkat et.
Bu savaşı kaybetmeniz mümkün değil.
Tesadüf yoktur.
Hayat, sizin olacağını düşündüğünüzden başka bir şeyi size göstermez.
Düşünceleriniz oluşumu yaratıyor.
Birinci yasa, ne hayal ediyorsan o olabilir, yapabilir ve sahip olabilirsin. İkinci yasa, korktuğunu kendine çekersin.
Korktuğun şeyi deneyimlemen gerekir.
Değer ve inançlarınızı tek tek inceleyin, gözden geçirin.
Düşünce, yaratıcılığın ilk boyutudur. Sonra söz gelir. Söz yaratıcıdır ve yaratıcı enerjiyi evrene gönderir. Söz düşünceden daha dinamiktir. Sonra da aksiyon gelir.
Sözcükler de tıpkı düşünceler gibi enerjiye sahiptir. Hiçbir konuşma boş değildir.


Kadir Ok'a teşekkürlerle

16 Ocak 2011 Pazar

Seçme gücünü akıllıca kullan


Sevmeyi seç, nefreti değil.

Gülmeyi seç, ağlamayı değil.

Yaratmayı seç, yok etmeyi değil.

Azmi seç, vazgeçmeyi değil.

Yüceltmeyi seç, dedikoduyu değil.

İyileştirmeyi seç, yaralamayı değil.

Vermeyi seç, ertelemeyi değil.

Büyümeyi seç, bozulmayı değil.

Dua etmeyi seç, küfretmeyi değil.

Yaşamayı seç, ölmeyi değil.

Titreşim ve İlişkilerimizi Nasıl Etkilediği Gerçeği

  
Herkes bir frekansa, yani titreşime sahiptir. Yani DNA’nın salınım oranı. Bu titreşim 50 ile 150 Ghz arasında gezinir. Rezonans yüzünden, frekans son derece önemlidir. Bir titreşime (frekans) sahipsiniz ve yakın titreşimdeki diğer insanlarla, yerlerle, zamanla, olaylarla rezonansa girersiniz. Bu durum sizin diğerleriyle olan ilişkilerinizi nasıl etkiler?
İki insan, aynı ya da birbirine yakın frekansta iseler ancak ortak bir şeylere sahip olur ya da yan yana gelebilirler.
Bunu kavramak o kadar önemli ki, son cümleyi tekrar okuyup üzerinde düşünmenizi isterim. Bunun dış görünüş, kültürel geçmiş, eğitim, deri rengi, mali durum, ülke, ilgi vs ile en ufak bir ilgisi yoktur.
İki insan ancak aynı frekansa sahipse, yan yana gelir ve birlikte olurlar.
Örneğin, bir restorana girdiğinizde, belli bir masada insanların birlikte oturduğunu görürseniz, onların hepsinin yakın frekanslarda olduklarını fark edersiniz. Bu yüzden arkadaşlar yan yana gelirler. Yine bu yüzden arkadaşlar ve eşler birbirlerinden ayrılırlar. Aralarından birinin frekansı yükselir; diğeri aynı kalırsa, ikinci kişi diğerinin hologramından düşer. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, diğerinin frekans aralığının dışına düştüğünden bağlantı kuramazlar. Hiç düşündünüz mü, okuldan bazı arkadaşlarınız artık arkadaşınız değildir ve onlarla hiç bir bağlantınız yoktur? Çünkü frekansınız değişmiştir ve literal anlamda onları “göremiyorsunuzdur” artık.
Bizler gerçeği, şimdiki kitlesel bilincimizin odaklandığı bir alt boyutta var olan frekans bantlarının titreşimlerinin alt frekanslarının içinde olan kolektif kitlelerin düşünce formları şekliyle algılayabiliyoruz. Yani örneğin DNA sarmallarınızın 5 tanesi aktive olmuşsa ve bilinçliliğiniz beşinci boyuttaysa düşünce formlarının 4. Boyuttaki gibi yoğun (katı) olduğunu görürsünüz. Bu yüzden farklı insanlar, yaşamı bütünüyle birbirlerinden farklı algılarlar. Bilinç ve DNA aktivasyon düzeyi farklılıkları yüzünden…
Düşünün bakalım dışarıdaki gerçekten tuhaf kombinasyon oluşturan çiftleri, asla yan yana gelmelerini hayal bile edemeyeceğiniz insanlar birliktedirler. :)
Birliktedirler çünkü aynı frekanstadırlar. Konuya frekans açısından bakarsanız kendinizin de neden artık bir takım insanlarla birlikte olmadığınızı görürsünüz ve ilişki “yürümüyorsa” kendinizi kötü hissetmek zorunda kalmazsınız. Eğer frekansları uyumlu değilse 2 kişi yan yana duramaz. Aynı şekilde eğer rezone olmadığınız bir çevrede çalışıyorsanız, orada fazla kalamazsınız. Gerçekten de o çevre ve oradaki insanlarla aynı titreşimde salınmadığınızı hissedersiniz ve sonunda sizin oradan ayrılmanızı gerektirecek bir olay vuku bulur. Eğer titreşim yasalarından haberdar değilseniz, bu hoş olmayan ve sıkıcı bir durum gibi gözükebilir.
Yine, ailenin bir araya geldiği Noel ya da benzeri tatillerde bu frekans konusu gerçekten de çok hissedilir bir hale gelir. :)
Çoğu kişinin birlikte rezonansa giremediği kardeşleri ya da aile üyeleri vardır. Ve olan şey, bu durumun frekansla ilgili olduğundan haberdar olmayan anne-baba, büyükbaba-büyükanne gibi diğer aile fertlerinin “aileyi bir arada tutabilmek için” herkesi “geçinmeye” zorlamasıdır. Bu yüzden bir çok dram vardır ailelerde, frekans ve bilinçlilik hallerindeki düzey farklılığı yüzünden. Belirli bir ailede enkarne oldunuz diye, otomatik olarak tüm aile fertleriyle aynı titreşim seviyesinde olmanıza olanak yoktur. Zaten genellikle, eski yaşamlarımızdaki azılı düşmanlarımız bu hayatta aynı ailede doğmayı seçerek, bizim annemiz, babamız ya da kardeşimiz olurlar. Bu son derece sık rastlanan bir durumdur. Bunu yapmalarının sebebi, nefreti iyileştirmek ve kişinin kendi bilgeliğini kazanarak ruhsal anlamda tekamülü içindir.
Bir durum, Her şeyi yönetenin frekans olduğunu gerçekten kanıtlıyor, genellikle danışanlarımdan bir tanesiyle ilk görüşme için iletişime geçmeye çalışırken oluyor bu. Eğer danışanımın frekansı bana uyuyorsa internet’ten hemen bağlanıyorum ve harika bir iletişime geçiyoruz. Eğer frekans uymuyorsa mutlaka teknik ya da internetle ilgili bir “sorun” oluyor – ki aslında titreşimimiz uymuyor. Sonra yaptığım bir iki terapiden sonra, bizi iletişime geçmekten alıkoyan blokajları kaldırıp ona titreşimini yükseltmesi için yardım ediyorum, bu işlem biter bitmez herhangi bir sorun olmadan internet üzerinden bağlanabiliyoruz.
Peki, titreşimimizi nasıl yükseltebiliriz?
3 temel yol var:
1) Enerji çalışmalarına katılın
Titreşiminizi düşüren enerji blokajlarını, ailenizden miras kalan karmik damgalarınızı kaldırmak, ruhunuzdan ve ruh düzeyinden daha yüksek frekans çekmeniz ve tutmanızı sağlayacak uykudaki DNA’yı aktive etmek için enerji çalışmalarına katılın. Bu çalışmalar aura temizliği, karma çalışmaları ile birlikte başlayabilir. Ve DNA aktivasyonları kendi üzerinizde nasıl çalışacağınızla ilgili genişlemiş bir bilgiyle birlikte devam edebilir.
2) Zihin bedenini kontrol eden egzersizler
Sadece koşulsuz sevgi, neşe, mutluluk, minnettarlık gibi güç veren duygusal yüksek frekanslı düşünceler içinde olarak zihin bedeninizi kontrolünüz altına alın.
Korku, anksiyete, umutsuzluk ve depresyon gibi durumlardan uzak durun. Bu durumların tümü düşük frekans taşıdığından, size düşük frekanstaki insan ve durumları çekerler.
3) Meditasyon / Yoga yapın
Mümkün olduğunca meditasyon, yoga ya da diğer teknikler yoluyla, teta, delta dalgaları gibi derin zihin hallerine girin. Bu gibi derin haller, sizin Tanrı kimliğinize ve kuantum fiziğinde “gözlemci” denen duruma en yakın olduğunuz, düşünce tezahüründe, enerji dalgalarının uzay / zaman atom-altı parçacıklarının içinde çöktüğü anlardır.
Umarım bu yazıyla rezonansa girmiş ve titreşimin yaşamımızın her halinde nasıl etkili olduğunu fark etmişsinizdir.

UNIVERSAL LOVE PEACE & HARMONY