Bir gün, güzellik ve çirkinlik bir deniz kıyısında karşılaştılar ve dediler, 'haydi denize girelim.' Giysilerini çıkartıp suda yüzdüler. Bir süre sonra, çirkinlik kıyıya dönüp, güzelliğin giysilerine büründü ve yoluna gitti. Güzellik de denizden çıktı, kendi giysilerini bulamadı; ama çıplak olmak utandırıyordu onu, çaresiz çirkinliğin giysilerine büründü ve yoluna devam etti güzellik. O gün bugündür, erkekler ve kadınlar onları birbirine karıştırır. Ancak içlerinden güzelliğin yüzünü önceden görmüş kimileri vardır ki, giysilerine bakmaksızın tanırlar onu. Ve yine çirkinliğin yüzünü bilen kimileri vardır ki, gözlerinden tanırlar çirkinliği.
Var mı Arttıran?
21 Nisan 2011 Perşembe
23 Nisan Atam
Düşmanlarla savaştın, bizi kurtardın.
Ülkemizi sen kurdun,sen yarattın.
Sana bin teşekkür borçluyuz.Adını her zaman anıyoruz.
Sen hep bizim yanımızda durdun,
Şimdi biz duracağız.
Sen şu anda ölmüş olsanda hala bizim kalbimizde yaşıyorsun.
Mira (7 yaş)
15 Nisan 2011 Cuma
Hayat işçisi
"Anne sen ne'sin? Yani ben annenin mesleği ne dediklerinde ne diyeceğim? Dansçı mı, Kondüvit mi, Yoga,Pilates eğitmeni mi, Oyuncu mu, Koreograf mı? Ne?"
Evimizin güncel sorunsalı bu şimdilerde. Bir kahvaltı sofrasında sorulan bu soruya çeşitli şekillerde yanıt vermem mümkün tabi:
Ağlak edebiyat 1: Boşanmış, tek çocuklu dul kadın söylemiyle; "Senin o şerefsiz baban bize daha çok yardım etseydi, ben bu kadar çok çalışmak, her yere koşmak zorunda kalmayacak ve seninle daha çok vakit geçirebilecektim!"
Bak şimdi! Üstüne yoktur kadının, konuyu kendi işine gelen yöne çekmekte. Çocuk sana ne iş yaparsın diye sormuş, sen babayı bir güzel gömdükten sonra bir de yavrucuğunla az görüşmek zorunda kalışının yükünü onun da omuzlarına yükle rahatla. O da sana boğazında düğümlenmiş yumrularla bakakalsın.
Çok kötü, geçtik, bu yanıt olmadı.
Ağlak edebiyat 2: İstanbul'da tek başına ayakta durma savaşındaki kadın: " Ah yavrucuğum, İstanbul'da hayat ne kadar zor,acımasız,ekmek aslanın ta bilmem neresinde sen nerden bileceksin tabi? Geçinebilmek, senin okul paranı verebilmek için tüm bunlara koşturuyorum, sen güzel güzel oku, iyi bi işe gir, annene de bak, bu kadar çalışmayayım emi yavrucuğum?"
Allah seni kahretmesin emi? Cevap mı bu? Bitti. Çocuğun geleceğe dair bütün umutları bu kelimeler altında ezildi gitti, üstelik bir de okul parası gibi bir yük de verdin çocuğa! Ağız tadıyla öğrencilik bile yapamayacak şimdi. Ders asamayacak, tembellik vicdan muhasebesine sebep; "Annem bu okulu ödeyebilmek için nasıl da koşturuyor, zaten babam da şerefsiz, bırak şimdi oyun oynamayı otur, çalış, sonra sen annene bak o dinlensin, ayrca hayat da çook zor, istanbul acımasız....."
Sonra toplum neden bu kadar mutsuz, cinnet halinde diye sor dur acansları seyrederken. Niye böyle oluyor bu insanlar? Bak bakalım az önce verdiğin cevaba, niye?
Bu yanıtı da geçtik,olmaz.
Spiritüel edebiyat: O kadar yoga, kişisel gelişime baş koymuş kadın neler diyecek bakalım?
Sevgili yavrucuğum, benim doğum tarihime göre sahip olduğum Pin Kodu (!) sadece Ateş elementinden oluşuyor, bu da beni, pek çok güdüsü olan biri yapıyor. Bu saydıklarının hepsi benim içimde var ve yapabilmem için de evren bana yardımcı oluyor. Bu saydıklarının hepsi ruhumu geliştirebilmek için birer araç, dünyaya gelme amacımız ruhumuzu evren (ya da Tanrı) ile birleştirmek ve tekamüle ermek birtanem :)
Oldu...Sen evrenle birleştin de, çocuk sorduğu soru, sen ve bu yanıtı nasıl birleştirecek bakalım. Senin meslek kalabalığından kafası karışmış çocuğu bir de evren, ruh, tekamül, ateş vs ile iyice çorba yap.
Yok bu da olmayacak.
Egosantrik edebiyat: Bu kadar işe koşturunca yükselen Ego neler diyecek acaba?
Benim güzel, akıllı kızım ( bak "benim" diyerek ordan bile kendine pay çıkarıyor), senin annen oldukça yetenekli, evet bu saydıklarının hepsi bende var. E ne yapayım kendime mi saklayayım bu yetenekleri? Onlar çağırıyor, beni istiyor, ben de yapıyorum. Aslında daha başka yeteneklerim de var, şimdilik(!) ancak bu kadarına yetişebiliyorum. Sen büyüyüp, yuvadan uçtuktan sonra ben de uçuşa geçeceğim, daha neler yapacağım bir bilsen?
Ne güzel, ne güzeel! Senin yüce yeteneklerin altında önce çocuğu bir güzel ez, kafasında direk "annem gibi olabilecek miyim acaba?" sorusu, ve daha bunun etkisi geçmeden "ah ben annemin yeteneklerini göstermesine engel oluyorum, biran önce büyüyeyim, annem de uçsun istediği gibi!"
Olmadı tabi ki, bu yanıt da olmadı.
Düşündüm gerçekten ben neyim, mesleğin nedir diye sorduklarında ne demeliyim diye? Soran kişiye göre değişiyor cevabım da. Sahneyle ilgiliyse soran, cevap; konduvit, dansçı, koreograf arasında gidip geliyor. Serotonin'de Yoga-Pilates eğitmeni, ajanslarda oyuncu.
Geçen yıl sevgili Ege Aydan bana bir kartvizit tasarladı, meslek kısmına ne yazacağımıza karar vermek ve onu kısaltmak baya bir vakit aldı. En sonun da Yoga-Pilates- Dans dedik.
Yine de hala düşünüyorum, ben neyim? diye.
Bulamadım, oturdum bunu yazdım, her yazar olma heveslisi ikizler gibi ben de:)
Senem Kalender
None:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

