Var mı Arttıran?

30 Kasım 2011 Çarşamba

Bunalım

Bunalım var...bir süredir giderek dibe doğru yol alan bir bunalım. En son dibe vurdum demişken, dibin de dibi olduğunu öğrendim. Mel'un bunalımın sebebi: dünya değişiyor, evren enerji değiştiriyor, ah Merkür geri gidiyor...
Şu Merkür'ün geri gidişlerinden nasibini benim kadar çok alan var mıdır bilmiyorum. Sanırsın orada yaşıyorum. Yılda üç kez geri gider yönetici gezegenim Merkür, her gidişi, bende en olur, en olumlu şeyleri bile tersine çevirir.
Düşünün, bu sene geri gitmeye başladığı gün; sabah kızımla kavga, kafama düşen boyum kadar ayna, ve yoldaki su dolu tek çukurun bütün suyunu üzerime sıçratıp, sonra da ağlayan kadın şoförü ağzımdan burnumdan sular akarken sakinleştirerek başladı. Kaçan vapurdan bahsetmiyorum bile. Ha bu arada bekliyor değilim o geri gidecek, beraberinde ben de diye. Hatta bu sefer tarihlerine bile bakmadım. Sonradan öğrendim, aynı güne denk geldiğini aksiliklerin.
Yaz ortasından beri kendimi bir şekilde ayakta tutmaya çalıştığım acım ise kanırtarak,canımda birşeylerin ölmesine sebep verecek kadar çoğaldı yine bu günlerde. Her görenin "nolmuş sana,iyi görünmüyorsun, zayıflamışsın iyice, ışığın sönmüş..." söylemleri ise yaraya basılan tuz. Aynaya baktığımda çizgilerim daha derin görünüyor gözüme..
Yeter artık ayağa kalkıyorum diye davrandığımdaysa, "Dur daha yetmez, yetmedi beter ol, daha göreceklerin var, öğrenmen gerekeni öğren!" diyen sevgili evren...Sağolsun..
Sonunda bunalımın dibinin de dibine vurdum. Çıkmaya gayret gösterecek, direnecek gücüm yok. Tamam dedim, kabullendim; bittim. Her an canı acır mı insanın, nefes alırken, göğsü titrer mi? Olur tabi ki olur, tek yaşayan ben değilim, ilk değilim, son hiç değilim. Geçecek elbet..Amiyane tabirle; geçirerek geçse de geçecek..Hayatın mutlu ve aydınlık yakasını seçmiş bir insanım ben, kalamam karanlık yakalarda uzun zaman.
Bir süre izin verdim yine de kendime karanlığı yaşamaya. Yaşamalı ki tükensin. Aşklar gibi, tüketmek için kurulmuş aşklar gibi.
Böyle zamanlarda bunalımlı şarkılar iyi gelmez, mutlu şeyler dinlemeli diye kendime eziyet edermişim meğer hep. Adı bile bunalım olan, sözleri, müziğiyle damardan bunalım olan şarkıyı defalarca dinleyince anladım.  Acıdan kurtulmanın yöntemini keşfettim kendimce. Şarkıyı dinlemeye başladığımda gözyaşları  vardı, sözler yarama tam doğru noktadan basıyordu, can acısı alabildiğine yoğundu. Aralıksız 15 kez falan dinleyince, birden herşey kayboldu. Fiziksel acı ya da ağrı gibi..hani o kadar artar ki, artık uyuşur, hissedemezsin. Acıdan bağımsız, yabancılaşmış bir hal alırsın. Öyle oldum ben de birden. Acının dışına çıktım, yabancılaştım kendi acıma, başkasınınkine nasıl içselleştirmeden bakıyorsam, kendime de öyle baktım. Ve acı yokoldu. Aradım, nasıl kaybolabilir ki dedim..ama yoktu işte...Sonunda uzaklaşmıştım, dibin dibinden. Kuyunun dibine vurup, ağzım burnum kırık halde yukarı doğru ivmeyi alabilmiştim.
Arabesk belki burda faydalı birşeydir. Benim dinlediğim şarkı, bir rock şarkısıydı, ama bir Küçük Emrah şarkısı o halime iyi gelse ona bile kabuldum. Neden olmasın ki; bunalım zaten yeterince boktan birşey, boktan bir şarkının panzehir olması gayet anlaşılabilir.
Bence insan böyle zamanlarda kendine izin vermeli. Kendine en yakıştıramadığı şeyleri yapıp, hiç dinlemediği müziklere fırsat vermeli, eski Türk filmleri izlemeli hatta, "Naayır,Nolamaz,Nalan" lı. Orada geçen arabesk bir cümledir belki cankurtaran.
Acı bitti artık..En azından yoğunluğu bitti..bunalımdan çıkış süreci başladı.
Görülmesi gerekeni görüp, duyulması gerekeni duydum..Öğrenmem gerekenin ne olduğunu da öğrendim. Dersimi de aldım. Büyük konuşmaktan çok korkarım, başıma gelir diye. Ancak hayatta sadece tek bir şey için "ASLA VE KAT'A" diyorum artık. Daha önce de bir daha "ASLA" demiştim, yetmemiş. Ona bir de "KAT'A" ekliyorum....Bir daha "ASLA VE KAT'A"...

Senem
01.12.2011

15 Kasım 2011 Salı

Karpuz

Sunay Akın demiş ya hani;" Elinden geleni yaptıktan sonra sıra ayağından geleni yapmakta,kalkıp gitmek gibi mesela"
Eh artık ben de kalkıp gidebilirim. Artık "Dur daha karpuz kesecektik" diyen yok, zaten artık karpuz da yok...

Senem
Ağustos 2011
Bodrum