Var mı Arttıran?

29 Ocak 2012 Pazar

Nehir ve Çilli

Sakin, çevresi  yemyeşil,  geniş bir nehir bu. İçinde bulunduğum kayık maviye boyanmış ve adı ‘Çilli’. Benim için yapılıp, hediye edilmiş. Kayıkta akıntının gittiği yöne doğru ilerliyorum. Benden başka kayık yok, yalnız ve çok huzurluyum. Daha önce hiç bulunmadığım bir yer burası, nereye doğru gittiğimi de bilmiyorum. Kürek çekmeye devam ediyorum akıntıyla birlikte sakin sakin. Kuş seslerini dinliyorum, bazen kıyıda tehlikesiz hayvanlar, ceylan gibi mesela, bana bakıyorlar. Bakışıyoruz, sonra içerlerlere doğru kaçıyorlar. Gülümsüyorum. An an kürekleri içeri çekip, çevrenin sesini dinliyorum; kuş sesleri, suyun şırıltısı, hafifçe esen rüzgarın ağaçların yapraklarına söylettiği şarkı…Balıklar zıplıyor bazen sudan. Bu beni biraz ürkütüyor, çocukken “Piranhalar” diye bir korku filmi izlemiştim, o geliyor aklıma. Kayığa sıçramazlar umarım diyorum, kesin panik olup suya düşerim, aha bunlar da beni yer.
Keyfimi kaçırdı zıplayan balıklar ve yaşattığı korku..Tekrar küreklere davranıp, çevrenin güzelliğine odaklanmaya ve o korku ve balıklardan uzaklaşmaya çalışıyorum. Derken düşünüyorum;  niye uzaklaşmaya çalışıyorum ki bu korkudan; ben suya düşmediğim müddetçe balık bana zarar veremez, kayığa sıçrarsa da ben uzakta durursam bir süre sonra nefessizlikten zaten ölecek. Ya üzerime sıçrarsa… ya suya düşersem…oof yok kurtulamayacağım sanırım bu korkudan…korkuyorum işte beni yeme ihtimali olan balıklardan..duruyorum..kürekleri içeri çektim yeniden…nefes alıp vermeliyim bir süre sadece…balıkları yok edemem, korkuma da direnemem, çünkü okuduklarım ve yaşadıklarım bana öğretti ki, korkuya ya da her neyse ona direnirsen büyür ve seni ele geçirir. Nasıl kurtulacağım peki? Gözlerim dolmaya başladı, sinirlenmeye de başladım, hem balıklara hem kendime. Türünü bile bilmediğim balıkların beni yeme ‘ihtimalleri’ üzerine bütün bir gezinin keyfini kaçırdığıma! Nasıl yaparım kendime bunu ben? Bu geziyi bir öneri üzerine istedim ben,  git bak neler göreceksin dedi, bu mu yani, korku mu görüp göreceğim, hani güzel çevre, sukunet?
Derin bir nefes aldım. Zıplayan balıklara bakıyorum, cinsini çözmeye çalışıyorum, anlarmışım gibi. Gülüyorum kendi kendime, salak diyorum, zoolog musun sen ne bilirsin balık türlerini falan. İzlediğin National Geographic’ler yeter mi , düdük?
Kendimi oyalarsam unuturum bu korkuyu biliyorum, ama bu geziye onlardan kurtulmak için çıktım, üzerine gitmek istiyorum. Düşüncesi bile içimi ürpertiyor ama elini suya sok diyor içimdeki ses ısrarla. Derin nefesler, titreyen eller, arada alnımı karışlamalar, kaşımalar…evet…elim suda..yok sadece birkaç parmağım, hemen çekilebilecek kadarı içerde..bir şey olmuyor, ne gelen var ne giden.Biraz daha sokuyorum elimi suya, avuç içime kadarı suda şimdi. Ooof nasıl korkuyorum, anlatamam. Parmaklarımı oynatıyorum…Çektim… içimdeki  “ya parmağımı yakalar ve yemeye başlarsa” düşüncesi sıçrattı beni.  Bu arada kayığa da dikkat etmem lazım, öyle bir tarafına fazla ağırlık verirsem, düşerim suya olduğu gibi, filmlerde öyle oluyordu. Hem beni yemeseler bile, ıslanır üstüm başım, sonra üşürüm, hasta olurum… Aayy  kendime kızıyorum, ama nasıl kızmak içimden bağıra çağıra duvarlara vuruyorum sanki. Salak diyorum salak! Amma ürkekmişsin be! Daha gezinin başı ve iki balık seni nakavt etmeye yetti bile. Utanmasan kayığı eline alıp, suyun üzerinde koşarak kaçacaksın! Sok şu elini suya gerizekalı!
Kendi kendimden utandım. Elim suda yeniden…bileğe kadar bu sefer.Parmaklarım oynuyor, bileğimle daireler…Geliyor bir balık…elim suda ama gözlerimi kapattım, bakamayacağım…Yine de kararlıyım, çekmeyeceğim elimi bu sefer…Dokunmuyor balık elimin çevresinde yüzüp duruyor. Elim hareketsiz şimdi, korkup gitmesin istiyorum. Artık yeter, her ne olacaksa olsun, yiyeceksen ye şu eli, balık mısın Piranha mısın nesin!  İşte elime doğru geliyor…
Ne olduğunu merak ediyorsunuz değil mi? Bu yazdıklarımı iki elim ve on parmağımla yazıyorum, demek ki yememiş.  Evet dokundu ağzıyla test etti yenilesi bir şey olup olmadığımı, piranha değildi galiba. Pek de güzelmiş üstelik. Diğer elimle kendi yiyeceklerimden atıyorum suya, bir değil birkaç tane geliyor ve birbirlerinin altından üstünden yiyorlar attıklarımı. Derin bir nefes yeniden, hallettik galiba balık korkusunu. Vedalaşıp korktuğum ve ardından barıştıklarımla, kürekleri alıyorum elime yeniden.
Çok garip..Huzur da var ama, sanki bu kadar zamandır taşınmış, sahiplenilmiş bir korkunun bırakılmasının yarattığı bir de boşluk var. Huzur diyorum, huzur doldursun o boşluğu…
Çevrenin tadını çıkarmaya devam şimdi. Daralıyor galiba nehir ağzı, ağaçlar daha bir suya eğilmiş şimdi. Arada büyük kayalar var, kayığa manevralar yaptırıyorum. Keyif ve huzur geri geldi. Gülümsüyorum. Gezinin en önemli ve korkutucu anını geciktirmek için ne yapabilirim diyorum ama, kaçınılmaz olanı yapmam gerekiyor artık. Keyfin tavan yaptığı şu an, aslında en uygun an.
Kürekleri içeri aldım, kayığın içine yattım sırtüstü. Gözlerim gökyüzünde, nereye doğru gittiğimi bilmiyorum. Huzurlu olmaya çalışıyorum ama sadece çalışabiliyorum, sonuç yok. Ellerim, ayaklarım, parmaklarım tedirginlikten kıpır kıpır oynuyorlar. Kalbim yerinden fırlayacak  sanki.
Ya bir kayaya çarparsam! Çok kuvvetli akmıyor su, sadece çarpar, en fazla dönerim diyorum…
Ya nehir daralır ve su hızlanırsa… kayalar beni devirirse?… Başım bir kayaya çarpar,bayılırsam?
Ya bir şelale varsa…suda kaybolup, nefessiz kalırsam….ooof en çok korktuğum bu galiba…boğulmak, suyun içinde nefessiz kalmak! …Gözlerim doldu, ağladım ağlayacağım… Kalkmıyorum ama, kalkmayacağım, her ne olacaksa olacak.
Nefes alamıyorum, yetmiyor artık aldığım nefesler, kalbim sıkışmaya başladı. Her yanım titriyor.
Diyorum ki kendi kendime; bütün bunlar birer ihtimal! Ne olacağını ancak yaşarsan ve burada kalırsan görebileceksin. Ve eğer korktukların başına gelirse, zaten en kötüsü; ölürsün.  Başına gelmezse, korkup kendine yaptığın bu işkenceyle eğlenirsin ilerde, hatta belki yazarsın.
Hem belki şelaleden de kurtulursun, filmlerde de öyle olmuyor mu, kahramanlar hep kurtulur! Sen de kendi hikayenin kahramanı olduğuna göre, bu hikayeyi sen yazdığına göre, kendini kurtarmak da senin elinde.
Güzel, hoşuma gitti bu düşünce. Yattığımdan beri ilk kez gülümsedim nihayet. Şimdi rahatladım biraz daha, oynamıyor parmaklar. Merakla bekliyorum olacakları sanki daha çok. Kuşlar uçuyor üzerimden, ağaçların dalları sürtüyor bazen.
Yerliler varmış mesela diyorum kıyıda, rengarenk ve yarı çıplak, ellerinde mızraklar… gülüyorum.
Su biraz hızlanıyor galiba, arada taşlara çarpıp sıçrıyorum. Korku geri geldi, kapattım gözlerimi. Hadi diyorum, hadi! Şelale geleceksen gel, alacaksan al beni içine!
Daha da hızlanıyor su, evren cevap veriyor sanki sözlerime. Ellerimle yüzümü kapattım, çok korkuyorum, bağırmaya başladım resmen.
Düşüyorum, kayığın suyla bağlantısı kesildi önce, sonra benim kayıkla bağlantım, bir yerlerine tutunmaya çalışıyorum, n’olur diyorum, n’olur bir kayaya çarpmayayım. Suya dalıp, çıkıyorum, döne döne düşüyorum. Çok yüksek değildir umarım, düşünce bir yerlerim kırılırsa yüzemem de kıyıya doğru. Çok korkunç  bu yaşanan.  Ağlamak istiyorum. Bayılsam daha iyi belki de acı çekmemiş olurum en azından. Ama biliyorum yaşamam gerek bu korkunun yarattığı her acıyı, bu gezi bunun için planlandı.
Düştüm suya, dalıyorum derinlere… Bacağımı çarptım bir kayaya, sağ bacağımın üstü… Kırıldı galiba, suyun içinde bile duydum o sesi. Ama şu anda onu düşünecek halim yok, suyun yüzüne çıkmalıyım bir an önce. Yüzmeye çalışıyorum, çok acıyor bacağım, korkunç! Bakıyorum içeri dönmüş ve sallanıyor, yukarı doğru yüzmeye devam, nefesim kalmadı artık, patlayacak ciğerlerim, bu kadar mı derine düşmüşüm, hadiii!!!.....
Nihayet suyun üstünde yüzüm, içime çekiyorum  havayı, su yutmuşum, öksür, tıksır, nefes almaya çalış!
Etrafa bakıyorum, şelaleden biraz uzaktayım, nehir devam ediyor, burada yukarıdakinden  daha geniş. Hala güzel, ağaçlar, kuşlar… Ama benim canım acıyor, ve çok yorgunum. Nehrin genişliği güzel olmasına rağmen, bu kırık bacakla kıyıya yüzmek benim için çok zorlayıcı. Başka çarem yok, artık bir kayığım da yok. Parçalarını görüyorum etrafta. Niyeyse gözüm ‘Çilli’ yazısını arıyor, o sağlam kalmış olsun istiyorum, yazının olduğu yer parçalanmış olmasın. Bırakıyorum kıyıya doğru yüzmeyi, canhıraş o parçayı arıyorum. Evet ağlıyorum bir taraftan, lütfen, lütfen o kırılmış olmasın. Bir o yana bir bu yana yüzüp, parçaları elime alıp alıp bırakıyorum. Birden uzakta gözüme ilişiyor ‘Çil’! Sadece o kadarını görüyorum. Lütfen diyorum tamamını bulayım, ne olursun evren, bu kadarını yapma bana!
Uzakta, çok zor bu bacakla oraya yüzmek, çok canım acıyor. Devam ediyorum, sanki onu bulursam gücüm geri gelecek, tamamlanacağım yeniden. Kalmayacak kırık falan.
Nihayet ulaşıyorum… Bir heyecan alıyorum elime; çok teşekkür ederim evren! Tamamı duruyor, ‘Çilli’ elimde! Onu göğsüme bastırıp bir süre suyun üstünde yatıyorum, dinleniyorum ve o elimdeyken gücüm de geri geliyor.
Yavaş yavaş bacağımı oynatmamaya çalışarak kıyıya yüzmeye başlıyorum.  Sürünerek çıkıyorum kıyıya. Bir süre yine ‘Çilli’ göğsümde dinleniyorum. Gözümü açtığımda güneş batmış  ve ben üşüyorum. Hah diyorum bak ıslanma ve üşüme korkun da gerçekleşti. Şelaleden uçtun, kaya da çarptın kırıldın da. Hepsi oldu, sen ne durumdasın peki şimdi?
Doğruluyorum, bacağıma bakıyorum, 90 derece dönmüş, iç tarafı olduğu gibi yerde, parmak uçlarım, diğer ayağımı gösteriyor. Tek başınayım, ve korkmuyorum. Kalkıp geziyi sonlandırmam ve yaşadığım yere geri dönmem gerek. Tüm korkularımı yaşamış, atlatmış, iyileşeceğini çok iyi bildiğim bir kırıkla, eskisinden daha sakin, huzurlu ve güçlü olarak.
Sürünerek çevremdeki otlara ulaşıyorum, kırıklar birbirinden uzakta olup, kemik kemiğe sürtünmezse çok acıtmaz demişti bir doktor, sürünürken kırıklar birbirinden uzaklaştığından acı azalıyor. Ama böyle devam edemem.  Bacağımı olması gerektiği yöne çeviriyorum bağırarak ve acıdan bayılıyorum.  Uyandığımda artık hava kararmaya yüz tutmuş, acele etmem lazım. ‘Çilli’ yi koyuyorum bacağımın yanına, filmlerde öyle gördüm, otlarla sarıyorum sıkıca, hareket etmezse daha az acıyacak bacak. Uzandığım dallardan da boyuma uygun bulduğum iki taneyi kırıyorum, yapraklarla üst kısımlarını kalınlaştırıyorum. McGyver, İndiana Jones gibi filmleri iyi izlemişim vakti zamanında diyerek gülümsüyorum.
Evet…Gezi sonlandı, amacını ziyadesiyle yerine getirerek. Artık dönüş yolundayım. Hayat nehrinde başıma gelenleri yaşamaya daha hazır olduğumu umarak…
Sevgiyle
Senem

25 Ocak 2012 Çarşamba

Ego -Ruh

Ego der ki; HAYIR
Ruh der ki; EVET

Ego der ki; Alamazsın,yapamazsın,başaramazsın
Ruh der ki; Alabilirsin,yapabilirsin,başarabilirsin

...
Ego der ki; Değiştiremem.Değişim korkunç.
Ruh der ki; Değişim sevginin bir göstergesidir.
Değişim, yaşamının çeşitliliğidir. Senin ölümün değil.

Ego der ki; Yetersizim
Ruh der ki; Yeterlisin seni tanrı yarattı ve sen her şeyi yapabilirsin.

Ego der ki; Bu senin hatan
Ruh der ki; Bu başkalarıyla ilgili değil. Karşındaki senin bilincinin yansımalarıdır.

Ego der ki; Sevgi dışarıda,Sevgi sınırlı ve karşılıklı,Sevgi duruma bağlı,kaybolabilir
Ruh der ki; Sevgi içinde,Sevgi sınırsız.Sevgi ölümsüz ve sevgi tek gerçek

Ego der ki; Her şey kişisel; iyi ya da kötü
Ruh der ki; Hiçbir şey kişisel değil. Her şey ne ise o;iyi ya da kötü yapan senin algılayışın

Ego der ki; Zavallı ben.Ben kurbanım
Ruh der ki; Kendi gerçeğini sen yaratıyorsun.
Yaşadığın her şey ruhunun seni uyandırma çabası

Ego der ki; zihnine güven
Ruh der ki; kalbine güven

Ego der ki; Her şeyi bilmek istiyorum
Ruh der ki; Bilmen gerekenler çevrende sen sadece kabul et

Ego der ki ;Asla yeterli değil
Ruh der ki; Her şeyden yeteri kadar var.
Her an sevgiyi hisset.
Kendi zihninde kendi kişisel cennetini yarat, sonra çevrendeki cennetin farkına varacaksın...



Alıntı

15 Ocak 2012 Pazar

Seni Düşünmek

seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey

seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey
fakat artık ümit yetmiyor bana
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum


Nazım Hikmet

7 Ocak 2012 Cumartesi

Narkissos

"Bir kervancının getirdiği kitabı eline aldı Simyacı.Kapağı yoktu kitabın,ama gene de yazarının kim olduğunu anladı:Oscar Wilde'dı yazar.Kitabın sayfalarını karıştırırken;Narkissos'u anlatan bir öyküye rastladı.
Narkissos'un, kendi güzelliğini her gün bir gölün sularında seyretmeye giden bu yakışıklı delikanlının efsanesini biliyordu Simyacı.Bu delikanlı kendi görüntüsüne öylesine vurgunmuş ki,günün birinde göle düşüp boğulmuş.Onun göle düşüp boğulduğu yerde de bir çiçek açmış,bu çiçeğe nergis adı verilmiş.
Ama kendi yazdığı öyküyü böyle bitirmiyordu Oscar Wilde.
Tatlı su gölünün kıyısına gelen orman tanrıçaları Oreas'ların onu bir acı gözyaşı kavanozuna dönüşmüş olarak bulduklarını yazıyordu Oscar Wilde.
-Neden ağlıyorsun diye sormuş Oreas'lar.
... -Narkissos için ağlıyorum diye yanıtlamış göl.
-Ne var bunda şaşılacak,demiş bunun üzerine orman tanrıçaları.Bizler ormanlarda boşu boşuna onun peşinde dolaşır dururduk,ama onun güzelliğini yalnızca sen görebilirdin yakından.
-Narkissos yakışıklı bir genç miydi? diye sormuş göl.
-Bunu senden daha iyi kim bilebilir ki? diye karşılık vermiş iyice şaşıran Oreas'lar.Her gün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu!
Göl bir süre sessiz kalmış.Sonra şöyle konuşmuş:
-Narkissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı olduğunu hiç farketmemiştim ben. Narkissos için ağlıyorum,çünkü sularıma eğildiği zaman,gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.."

Simyacı P. Coelho


Düşünün şimdi, baktığınızda karşınızdakini mi,onda kendi yansımanızı mı görüp seviyorsunuz?

Senem

5 Ocak 2012 Perşembe

Zühre Yıldızı

Derler ki,aşk da unutulurmuş herşey gibi.
hem de yaşanıp bittikten, soğuyup küllendikten sonra değil,
tam da dolu dizgin devam ederken unutulurmuş aşk.
Ğöğün üçüncü katında zühre yıldızı olurmuş,
sevdiklerini hatırlamayanlar
zühre yıldızının elindeki aşk aynasına bakarlarmış.
Gördükleri yüz,aşık oldukları kişinin yüzü olurmuş....

Elif Şafak - Mahrem

"Seyahatname 2" de kullandığımız metinlerden