Var mı Arttıran?

28 Temmuz 2013 Pazar

On bin milyonuncu kez;Aşk nedir?

 İlk yazan olmadığım gibi, son olmayacağım da kesin.Hep soruldu, hep yazıldı, çizildi, resmedildi, kitaplara, şiirlere, filmlere, şarkılara konu oldu...
Ne onunla, ne onsuz olamadığımız, kiminin inandığı, kiminin inanmadığı, kiminin defalarca yaşadığı, kiminin sadece bir kez yaşadığı, kiminin hiç yaşamadığı, kiminin çok iyi bildiğini iddia ettiği, kiminin hiç anlamadığını söylediği, kiminin korkup kaçtığı,kiminin peşinden koştuğu, kiminin umutsuzca, kiminin umutla beklediği, uğruna pek çok şeyin feda edildiği...
Yakan, eriten, canlandıran, dönüştüren...

AŞK nedir? dedim bir gün kendime...

"Aşk Kelebektir...
Kanatlanıp, uçuşa geçmeden önce kendini bir zarın arkasında korumaya aldığı, büyüttüğü, kendini uçmaya hazırladığı bir süreç vardır. Kanatları hazır olup, kozayı yırttığında artık özgürce uçması gerekir.Özgür olmalıdır; sınırlara, kafeslerin ardına hapis edemezsin onu.İstediği yere o kendi konar, sen yön veremezsin. Peşinden kovaladığında daima kaçar, ele geçirilemez kelebek. Velev ki yakaladın elinde bir ağla, o yakaladığın artık bir kelebek değil, renkli,desenli değil.Daha yakaladığın anda, o artık bir ölü. Bırakmalısın kelebeği.Uçmalı o.Nereye konacağını kendi seçmeli.

Seni seçmesini istiyorsan, güzel bir bahçen olmalı. Toprağın verimli ve rengarenk, ışıl ışıl çiçeklerinle bezeli olmalı. Beslemelisin kendini, suyla, güneşle... Kelebeğin peşinden koşarak harcayacağın enerjiyi, kendi bahçeni güzelleştirmeye harcamalısın. Bahçende uçuşan yusufçukları temizlemelisin. Onlar kelebeğin en büyük düşmanlarıdır.
Gelip kondu ise çiçeklerine kelebek, seninle güzel ve uzun zaman geçirmesi için bahçene, toprağına, Özüne iyi bakmaya devam etmelisin. Çoraklaşmış, kurumuş bir bahçede kelebek ne yapsın? Gider, tutamazsın.

Kanatlarını kapamış duran bir kelebeğin ne desenler, ne renkler barındırdığını bilemezsin. İzin ver doyasıya açsın kanatlarını kelebek. Her birinin kendine has renk ve desenleri vardır.Kıyaslamaya kalkma sakın. İzin ver,kendi renk ve desenleriyle uçsun o kelebek, sana gizemlerini sunsun.

Parmaklarınla kurcalayarak o kanatları yok edersin. Ellerinle kurcalama onu sakın! Gözlerin var, çiçeklerin var, toprağın var kelebeği sevmek için. Bırak uçsun o kelebek ve her kanat çırpışında renk ve desenleriyle başını döndürsün. Sen sadece keyfine var.

Ve elbette bilmelisin ki, bir ömrü var bu kelebeğin. Sen daha yaşarken onun ömrü tükenir. Ama öyle güzel ve özel ki bu kelebek, tükendiğinde yok olmaz; dönüşür. 
Senin koruduğun, beslediğin bahçende sevgiye, bağlılığa, güvene, dostluğa, BİR'likteliğe dönüşür. Dönüştüğünde o artık Sen'sindir, sen de O.

Aşk; kelebektir."

dedi kendim..

GayatriSenem
Temmuz 2013  




13 Mayıs 2013 Pazartesi


LİMAN
Çok  güzel bir liman. Renkli, canlı, güvenli, bilge bir havası var. Çok güçlü ve sağlam görünüyor. Bir yanıyla yeni, genç bir limana benziyor.  Oysa yakından bakınca nice gemilerin gelip, hikayelerini bırakıp gittiğini görebiliyorsun. Barındırdığı nice hikayeyi karanlık dehlizlerinde saklarken, gelen yeni gemiler onun güvenli duvarlarını ve gülen yüzünü görüyor.
Gizemli bir havası var, uzaktan görüldüğünde, gemiler rotası olmadığı halde oraya uğramadan edemiyorlar. Kendileri de nasıl olduğunu anlamadan, rotadan çıkarak, dümenlerini o güzel limana doğru çeviriyorlar.
Gelen gemileri ağırlıyor liman. Bazı özel gemileri en özel, en korunaklı köşesine alıyor. Orada güzelce ağırlıyor. Gemi ve liman birbirleriyle hikayelerini paylaşıp, yeni hikayeler yaratıyorlar. Ve işte orada limanın yakıcı gizemi açığa çıkıyor. Etrafta hiç fırtına yokken, sadece o köşede, sadece limanın özel ilgi gösterdiği o gemide fırtınalar kopuyor. Dümenler çatırdıyor, yelkenler yırtılıyor, yolcular sağa sola savruluyor. Fırtına, ne geminin, ne limanın kontrol edemediği bir hal alıyor, sanki gemiye rotadan ayrıldığını ve bir an önce rotasına girerek yoluna devam etmesi gerektiğini hatırlatır gibi gemiyi sarsıyor, hırpalıyor. Gemi, alması gerekeni alıp, ardında saklanacak yeni hikayeler bırakarak limandan ayrılıyor. Rotasına ve beraberinde taşıdığı yolcularına eskisinden de sıkı sarılarak, limanı ardında bırakıyor. Aldığı gizemli güç, gemiyi eskisinden daha sağlam ve kuvvetli hale getiriyor.
Gemiler geliyor, gemiler gidiyor.Liman ise gemilerin yarattığı dalgalarla boğuşuyor her gidişin ardından. Ve her dalgalanma dalgakıranlarında, duvarlarında tahribata sebep oluyor.Dalgaların yarattığı tahribatı her seferinde tamir etmeye uğraşıyor. Her gidişle ondan da bir parça gidiyor.
Ama yoruldu artık, tahribatları tamir etmeye gücü kalmadı. Dahası artık tamir etmek de istemez oldu. Hiçbir gemiyi ağırlayabilecek yeri kalmadı. Dehlizlerde saklanan sırlar, hikayeler  yenilerine yer bırakmayacak kadar dolup taştı. Dahası, hiçbir gemiye verecek ne gücü, ne desteği, ne korunağı, ne de bunu yapma isteği kalmadı. Giden parçaların, yıkılan duvarların ardından açılan yerlere dolan sulara karışmak istiyor.
Liman olarak görevi bitti artık. Belki de yıkılmanın zamanı gelmiştir, belki de artık tozunu toprağını denize katma, denizle bütünleşme zamanı gelmiştir.

Evet, limanın yıkılıp, Deniz olma zamanıdır artık.

GayatriSenem
13 Mayıs 2013 

4 Nisan 2013 Perşembe


Sevgiliye Manifesto

1.Bölüm

Sev beni…
Öyle uzaktan, hayranlıkla, -mış gibi, sahip olma arzusuyla değil
Gerçekten, yürekten, derinden… Sev beni
Coşkuyla, Neşeyle, Heyecanla, İstekle, Tutkuyla, Merakla, Sabırla, Özveriyle, Aşkla, Şefkatle, Samimiyetle, Özenle, Dikkatle, Bilgiyle, Saygıyla, Sevgiyle… Sev beni
Kararlı adımlarla gel bana, attığın adımların sesi gelsin kulağıma…Bastığı yerde kök salan adımların olsun..
Su gibi gel hayatıma. Berrak, akışkan, uyumlu… özünü koru, ama hayatımın şekline uydur kendini.
Kanatlarıma, yelkenime güç katan rüzgar ol, ferahlığınla, gücünle gel.
Ateşime, ateşinle katıl.  Yakan, yok eden değil; ısıtan, eriten bir ateşle gel; hem kendimizi, hem çevremizi aydınlatan, ısıtan.
Tanıştığımızda elimi sıkı sar. Boş eldiven gibi tutarsan elimi, boş adam der bırakırım seni. “Sıkı adam” demeliyim daha ilk tanıştığımızda sana.
Gözlerime, kalbinle ve ruhunla bakmalısın, daha ilk “Merhaba” dediğinde. Ve görmeliyim ben de kalbini ve ruhunu senin gözlerinde. O denli açık gelmelisin bana. O denli açık olabilmeliyim sana..Kalplerimizde eğri,doğru,yanlış,iyi, kötü ne varsa gözlerimizde olmalı. O denli açık olmalıyız birbirimize.
Bana gelmeden, tüm maskelerini köşedeki eskicide bırakmış olmalısın, karşılıksızca.
Görmüş, geçirmiş, yaşamış, pişmiş, doymuş, büyümüş… olmalısın. Ve bir o kadar saf, duru, taze, heyecanlı, coşkulu…
Kolların açık ve boş olmalı, daha beni sarmaya niyet ettiğin anda. Kalabalık kollarla, elinde başka eller varken sakın gelme, bakma bile bana halin buysa…
El değmemiş olmalısın. Benden önce sana değen eller, benim tanıdığım, bir şeyler paylaştığım, sevdiğim eller olmamalı. Tanınmadan gel. Evet küçük bir dünyadayız. Velev ki, tanındın benden önce, tüm meseleleri halletmiş olarak gel, senin bana gelişin, bir başkasının benden gidişi olmasın.
Tek, kendin olarak gel bana. Kendini, ne olduğunu, kim olduğunu, ne istediğini bilerek…
Gel.






2.Bölüm

İsteklerim olacak senden, şimdiden bil bunları :
Güzel bir adam olmalısın en başta. Ben güzel, yakışıklı adam severim. “İçi güzel olsun canım, dışı önemli değil”, diyenlerden değilim. Karizman olmalı. Giyiminle, tarzınla, tavrınla, konuşmanla, yaptıklarınla sıra dışı olmalısın. Özel olmalısın ve bu her halinden belli olmalı.
Sesin ve diksiyonun da çok önemli. Sesinden, zekanı, hayata bakışını, kendine olan güvenini anlarım. Sarmalısın, en başta sesinle beni.
Bedenine iyi bakıyor olmalısın. Sıkı ve seksi beden severim. Hımbıl olmak, göbeği salmak gibi bir konu olmayacak hayatında, benim hayatım olmayı seçtiğinde. Spor hayatının bir parçası olmalı.
Ellerin çok önemli. Güzel el severim, onları güzel de kullanıyor olmalısın. Konuşmalarında, yemek yiyişinde, su içişinde erkeksi bir zarafetle sana eşlik etmeliler. Ve elbette maharetli olmalı o eller. Yaratan, üreten, tasarlayan, çizen, resmeden, enstürman çalan eller olmalı.
Evet dişlerin de önemli. Bakımlı ve temiz olmalı. Çarpık, bakımsız dişlerin varsa, yaptır öyle gel.
Centilmen olmalısın. Görgü kurallarını bilip, yeri geldikçe uygulayacak kadar centilmen. Bana, özel ve kadın, hem de özel bir kadın olduğumu her an ve her hareketinle hissettirmelisin. Yalnız lütfen barlarda, restaurantlarda çantamı taşıyacak kadar da abartma.
Mutfakla aran oldukça iyi olmalı. Yemek yapmayı bilmelisin ve hatta en az bir yemekte uzmanlığın olmalı. Hiç sevmem mutfağa girmeyen adamı. Bana yemek yaptığında çok mutlu olacağımı bilip, bundan zevk almalısın.
Benim yaptığım yemeklerle de aran iyi olmalı. Ayrıca bazen hiç yemek yapmak istemediğimi de kabullenmelisin. Sofrada sinameki adam sevmem, her şeyi yiyebiliyor olmalısın. Annenin sofrasında değilsin, şımaramazsın. Tamam, sağlık nedeni ile bazı şeyleri yiyemiyor olmanı hoş görebilirim.
Deniz ürünlerini, sebzeyi, meyveyi, vejateryen ve vegan lezzetleri biliyor ve seviyor olmalısın. Değişik dünya lezzetlerine ve benim deneysel lezzetlerime açık olmalısın, ben de senin etsiz denemelerine açık olacağım, söz.
Sabah mutlu kalkanlardan olmalısın çünkü güne dans ederek, müzik dinleyerek başlayacağız. Dırdır, sabah huysuzluğu falan istemem.
Sigara içen biri olabilirsin, ama evde fazla içemeyeceğini bil. Ve benim bir kül tablası öpmek istemediğimi de.  Biraz düşündüm de; yok sen bana gelirken sigara olayını bitir en iyisi.
İçkiyle aran iyi olmalı. Gerçekten iyi olmalı, neyi, nasıl, ne kadar içeceğini iyi biliyor olmalısın. Sarhoş halin agresifse hiç sevmeyeceğimi baştan söyleyeyim. Bununla birlikte, sen benimkini sevmek zorundasın.
Rakı ve rakı sofralarının adabını biliyor ve seviyor olacaksın. Rakı içmeyen erkeği adam yerine koymam, bilgin olsun.
Öyle her gün içki sofrası istemem, bir ritüel olmalı bu hayatımızda. Sıradanlaşmadan yaşanan.
Tütsülerimi de sevmelisin. Alerjin falan varsa, hiş şansımız yok bilesin.
Alerji demişken; kediye, köpeğe, kuşa, böceğe alerjin falan olmasın lütfen, anlaşamayız.
Hayvan ve çocuk sevmen her şeyden önemli, olmazsa olmaz bir şartımdır. Zira hayatımda her ikisi de var. Zaten ilk sınavı vereceğin yer orası  olacak, kızım ve kedim seni sevmezse senden adam olmaz demektir, vaktimizi almayalım der vedalaşırız.
Doğa ve doğa sporlarıyla ilgileniyor olmanı isterim. Birlikte doğaya açıldığımız programlarımız olmalı. Doğanın içinde var olabilen, doğaya uyan biri her ortama da rahatlıkla uyum sağlayacaktır bana göre. Doğadan başlayarak, hayatı çok ama çok sevmelisin.
Mutlu bir insan olmalısın. Hayata bakışın temiz ve aydınlık bir pencereden olmalı. Olumsuzlukları reddedeceğiz demek değil bu,  güzellikleri besleyeceğiz demek.
Yaşama bağlılığım ve gücüm seni de teşvik etmeli. Sen de en az benim kadar güçlü ve dirayetli olmalısın. Bununla birlikte tüm korku ve zayıflıklarımızı da bilmeli, paylaşmalıyız.
Hayata pozitif bakmalı, olana ve an’a açık olmalısın. Spiritüelizm, ezoterizm ve hatta okültizm hakkında fikrin olmalı. En azından öğrenmeye ilgin olmalı. Sana çok komik ve sıra dışı gelse bile saygı göstereceğini, göstermek zorunda olduğunu biliyorsundur artık. Benden bir şeyler öğrenmeye ve bana bir şeyler öğretmeye açık olmalısın. Benden farklı şeyler bilmelisin, mutlaka senden öğrenecek şeylerim olmalı.  Aklınla, zekanla, bilginle, kültürünle beni kendine hayran bırakmalısın. Senden öğreneceklerim biterse, sen de bitersin. Bu yüzden kendini devamlı geliştirmelisin.
Benim düşüncelerime, yaptıklarıma, işime, aileme, arkadaşlarıma, eşime, dostuma, evime, zevklerime, müziğime, izlediklerime, okuduklarıma, seçimlerime… mutlak suretle saygı duymak zorundasın. Sevmemek gibi bir seçeneğin elbette var, ancak eleştirmek, yargılamak, reddetmek asla ve kat’a yok! Bununla birlikte fikrini belirtmelisin ki, bana da yeni pencereler açılabilsin.
Sanatçı olmalısın. Sanatın herhangi bir dalı mutlaka olmalı hayatında. Yaratıcı, üretken, becerikli bir adam olmalısın. Yaptığın her şeye kendinden bir şeyler kattığını görmek, beni sana hayran bırakacaktır.
Sürprizleri çok severim, emrivaki hiç sevmem. Aradaki farka özen göstereceğini düşünüyorum. Beni düşündüğünü, ihtiyacım olanı anladığını gösteren irili, ufaklı sürprizlerinden çok mutlu olurum. Hediye alırken sakın pahalı ve büyük olanlara bakma. Düşünülmüş, özenilmiş, zaman ve emek harcanmış hediyeleri sever ve sayarım. Hele sakın tembellik yapıp da “Sana bu doğum günün de ne alayım?” diye sorma, 36 numara ayak izim kaba etlerinde olduğu halinle, bohçanı balkondan yakalamak zorunda kalırsın.
Romantizm severim. Bu konuda lütfen yaratıcı ve sınırsız ol. Ağdalı arabeske de kaçmayalım. Sevdiğim çiçekleri şimdi söyleyip, işini daha da kolaylaştıracak değilim, onları sen bulacaksın.
Derli, toplu, düzenli, temiz olmalısın. Ancak zaman zaman dağınık olma keyfimiz de olsun.
Para meselesini çözmüş olmalısın. Benim yanımda hesap kitap yapmamalı ve her şeyi para ile ölçmemelisin. İkide bir para lafı edersen, arkama bakmadan kaçarım. Gittiğimiz mekanlarda  her şeyi sana ödetmeyeceğim elbette, ama Alman olmadığımızı da unutmayalım.
Seyahati ve yeni yerler görmeyi en az benim kadar seviyor olmalı ve rotamızın Avrupa’dan ziyade uzak doğu ve mistik yerler olduğunu tahmin ediyor olmalısın artık.
Kıskançlık hiç sevmem. Sevmenin mülkiyetin altına almak demek olmadığını bilerek sahiplenmelisin beni. Bu fikre en güzel örnekler P.Coelho’nun Zahir ve Patti Smith’in Çoluk Çocuk adlı romanlarıdır. Sevgi anlayışım o kadar derin, yoğun ve her şeye göğüs gerebilen bir seviyededir. O romanları okumadıysan oku.
Ailenle iyi ilişkiler içinde olmalısın. Özellikle Annen ve babanla ilgili tüm sorunlarını çözmüş olmalısın. Onlarla ilişkin ne kadar sağlıklıysa, bizim ilişkimiz ve hayatımız da o kadar sağlıklı olacaktır. Bu çok çok önemli bir konu.
Arkadaşların olmalı, sosyal bir insan olmalısın. Hem birlikte, hem de ayrı geçirdiğimiz zamanlarımız olmalı.
İki ayrı birey olarak ‘Biz’ olmalıyız. Kendimizi ve hayatımızı, özünü kaybetmeden, iç içe, birbirine kaynaştırarak yaşamalıyız. İki ayrı parlak bütünden, ışıl ışıl tek bir bütün yaratmalıyız birlikte.

Çok mu geldi? Korktun mu? Sana kim söyledi ki benimle olmanın kolay bir şey olacağını?
Herkesin yaka silktiğini söylediği, nedense bir türlü de vazgeçemediği, neredeyse en çok lafı edilen ; İkizler burcuyum. Tek bir kadın değilim ben, birden fazla ben var benden içeri. Zaman aralıklarıyla değişim göstermek bir yana, aynı zaman zarfı içinde hem sıcak,hem soğuk, hem Yin, hem Yang,hem neşeli, hem kızgın, hem aktif, hem yorgun, hem sevgi kelebeği, hem dişleri uzamış yarasa,hem yüzeysel, hem derin, hem karanlık, hem aydınlık,hem dişi, hem eril, hem anne, hem çocuk…. ve aklına gelen gelmeyen daha pek çok duygu, düşünce, hal’im ben.
Sınır, ayıp, günah, ne derler gibi kavramlar pek yok bende. Küfretmeyi de severim.
Bazı zamanlarda gıcık, ukala, çekilmez olacağımdan hiç şüphen olmasın. Özellikle periyod öncesi barut fıçısı olurum, ne olursa olsun alttan alman gereken zamanlardır onlar. Tek kaşımı kaldırdıysam, işin zor, bilenler bilir. Ve bazen de reklamlara bile ağlayan bir sulugöz olurum, izlediğim her neyse orada biri ağlıyorsa kesin ağlarım. Dalga geçersen de seni ağlatırım.
Oyunlar, hesaplar, aldım verdimler, kaçma kovalamacalar hiç bana göre değil. Kaçtığımda kovalayanı zaten istemem, elde edilmesi gereken av değilim ben. Sevmek bu değil, hiç değil. Av-avcı oyunuysa seni kamçılayan, zahmet etme sakın gelmeye, kal sotaya yattığın yerde.
Dürüstlük….Geldik en önemli kısma…Her ne olursa olsun, her zaman bana sadece doğruyu söylemelisin. Sana inanmak için kuvvetli bir isteğim olacaktır, ancak bunu yalanlarla, hesaplarla suistimal ettiğini görürsem, seni havale edeceğim Evren, gerekeni yapacaktır. Geçmişte örnekleri mevcut.
Derin yaralarım var, ancak onlara sebep olan senmişsin gibi, geçmişimi sana yükleyecek değilim. Seninkileri de omuzlarımda istemem. Ben bunun için elimden geleni yaparım, senden de hem anlayış, hem çaba beklerim.
İyi gözlemlemelisin beni, ben sana anlatmadan, sen beni çözmelisin. Neyi neden yaptığımı, hangi tepkiyi neden verdiğimi, neden sustuğumu, neden susmadığımı… anlamalı, bilmelisin.


Her şeyimi, kendimi bu yazıyla ortaya döktüm sanma. Keşfedilecek kocaman bir dünya sunuyorum sana, burada yazılmayan. Bu yazıyı okuyup, kaçmak istediysen, tutmayayım seni, hayatta başarılar. Hemen kolları sıvadıysan da dur bakalım, öyle sipariş üzerine aşk, sevgi istemem. Sürpriz olmalısın sen bana, hiç beklemediğim bir anda sunulan, açlığımı gideren, beni besleyen güzel bir yemek gibi mesela. Her baktığımda farklı renklerini keşfettiğim, kokusuyla başımı döndüren, her nefesimle yeniden açan çiçekler gibi mesela… Sonsuz, hep yenilenen…
Merak ediyorsun değil mi, bu kadar şey istedikten sonra ben ne vereceğim sana?
Bunu benimleyken anlayacaksın ancak. Bende ne varsa sende de olduğunda.
Bende ne varsa, Yaşadığında…

GayatriSenem
Nisan 2013