Var mı Arttıran?

20 Eylül 2017 Çarşamba




İsimsiz

0 : Mutluyum
8 : Neden sebep?
0 : Sebebi yok, öyle.. mutluyum sadece
8 : Ya sebepsiz mutluluk mu olur allasen? Ne oldu, seni seviyorum mu dedi, piyango mu çıktı, ne oldu da mutlusun canım?
0 : İkisi de olmadı.
8 : Eee ? Hani mutluluk?
0 : Ben dedim seviyorum diye
8 : O ne dedi?
0 : Hiç
8 : Nasıl “hiç”?
0 : Hiç işte
8 : Ve sen yine de mutlusun? Haddi be!
0 : Evet. “Mutluyum” dan başka; Mutluluğum
8 : Ya nasıl bir kandırmaca bu? Bırak allasen? Seviyormuş, mutluymuş! O sana seni sevdiğini söylememiş işte! Bittin kızım sen!
0 : (Gülümsemekle yetindi ruh.. buna cevap vermek istemedi)
8 : Bak sana mutluluk nasıl olur anlatayım. Bir kere önce o seni seviyorum diyecek, sonra sen biraz kaçacaksın. Sonra o seni ne yapıp edip razı edecek, çiçeklerle, hediyelerle, sürprizlerle gönlünü eğleyecek, kalbini kazanmak için çalışacak, çabalayacak. Sen de ondan sonra seni seviyorum dersin, arada ama, çok da deme, şımarmasın. Oyunun kuralı bu!
0 : Oyun mu? Sevginin oyunu mu var?
8 : İşte bilmediğin için, salak salak seviyorum de, mutlu olduğunu san. Kuralları, stratejisi olan bir oyun bu! Öğreteceğim ben sana.
0 : Teşekkür ederim, öğrenmek istemiyorum bu oyunu. “Seviyorum” sadece, seviyorum. Varlığımı, onu, seni, ailemi, kızımı, dostlarımı, hayatı, karanlığımı, aydınlığımı, dünyayı, yaşamı ve yaşamayı.. Seviyorum sadece. Sevenlerle de paylaşıyorum.
8 : Ay aman iyi sev! Göreceksin yine nasıl olsa gününü! Korktuklarım gelmesin sonra başına!
0 : Senin korktukların…Ben korkmam ki
8 : Korkma sen tamam, atla tabi balıklama! Sonra ‘ah neden kafamı kullanmadım’ deme de!
0 : Demem, merak etme 😊
8 : Peki paran var mı bankada mesela onu söyle?
0 : Yeterince var
8 : Ya daha çok para gerekirse? Fazlası da olsun, ne zararı var?
0 : Daha çok gerekirse, daha çok gelir
8 : Hah bekle gelir! Kaldır kıçını da çalış! Çalışmayana ekmek yok kızım bu dünyada, aslan artık ekmeğin ta bilmem neresinde!
0 : Çalışıyorum tabi ki. Varlığımdakini beslemek için, ve sonra o varlıktan taşanları paylaşmak için.
8 : Tamam işte varlıktan bahsediyorum ben de. Daha çok varlık, zenginlik, para! Ekmek? Su? Doğalgaz? Kira?  Onlar neyle ödenecek? Bak kızına yeni çello, arşe, tel vs  lazım ohooo! Kızım bak yeni yollar dene, araştır. Instagramda takipçi satın al mesela! Ondan sonra gelsin 500 beğeni, gelsin sponsorlar, paralar! Hiç anlamıyorsun sen bu işten gerçekten!
0 : Zenginliğe ulaşmak için, gerçek olmayan bir yol mu seçeyim? Dürüstlük ilkesine ne oldu?
8 : Ya kim bilecek, gerçek mi değil mi? Hem herkes yapıyor yahu, bir zararı yok, getirisi var 😉
0 : Biz biliyoruz yetmez mi?
8 : … Ya… tamam da… hem ne demiş Nietche “Amaca giden yolda her şey mubahtır”
0 : Tamam işte bak amaç diyorsun. Benim amacım daha çok para değil.
8 : Ne güzelim senin amacın? Nedir gerçekten?
0 : Hiç
8 : Ne hiçi?
0 : Hiçin hiçi
8 : Yok mu bir “Amaç”ın?
0 : Varlığımla yaşamaktan başka bir amacım yok. Sevmek ve sevilmekten başka. Paylaşmaktan başka
8 : Neyi paylaşacaksın?
0 : Varlığımdaki zenginliği; mücevheri, ışığı…

….
Bu tartışma bir gün biter mi?
8, O a varır mı?
0, 8 i aydınlatır mı?
Gün gelir, bir bütünde tek sese ulaşırlar mı?
Yol BİR’liğe götürmeyecekse ona Yol denir mi?

İyi Yol’culuklar


Gayatri Senem

29 Mayıs 2015 Cuma

O'nun seni Gerçek'ten sevmediğine karar verdiğinden beri,izin vermedin ki kimsenin seni Gerçek'ten sevmesine..
Kimseyi de Gerçek'ten sevmedin zaten..
Hep bir ayağı kapının eşiğinde duran adamları evine buyur etmiş gibi görünürken, eşiğin içinde kalan yarım adımların artıklarıyla, "Olmaz" hikayelerde kurban rolünü seçtin.
"Neden" diye sormalar, yerini "Adam sende"lere bıraktığında
Bir gün, Bir an...Bir his, bir cümleyle kendini kilitlediğin anahtar kucağına düşüverdi.
Bundan sonrası yeni bir seçim...:
Açmak istiyor musun o kapıyı, yoksa korkmaya devam mı?

GayatriSenem

30 Aralık 2014 Salı



2014 Harika bir yıldı!

Kinayeli bir cümle gibi geliyor okudukça :)
Harika bir yıldı gerçekten...
Dur düşüneyim, daha önce bu kadar zorlandığım başka bir yıl olmuş muydu acaba?
Yoksa sadece bu yıla mı özeldi bu denli hırpalanmayı üst üste yaşamak?

Kalbimi sıkıştıran olaylardan nefesimin kesildiği anlar- heyecan ve mutlulukla kalbimin pır pır ettiği, midemde kelebeklerin havalandığı anlar..
Mutluluktan,heyecandan uyuyamadığım geceler- üzüntüden gözyaşlarımın durmadığı geceler..
Yorgunluktan sürmenaj olmuş beynimi toplamaya çalıştığım sabahlar- umutla, sevinçle,coşkuyla uyandığım sabahlar..
Herkesten ve her şeyden elimi ayağımı çekip, tüm şalterleri kapatmak ve çok uzaklara gitmek istediğim günler- sevdiklerimi hiç yanımdan ayırmadan her anı birlikte geçirmek istediğim günler...
Koltuktan kalmadan, evden çıkmadan,kimseyi görüp,kimseyle konuşmadan geçirdiğim saatler-bir saniye oturamadığım, zaruri ihtiyaçlarımı karşılamak için bile vakit bulamadığım saatler...
sevgiyi özlediğim zamanlar- özlenmeyi özlediğim zamanlar...
Çok umutlu, heyecan verici, sevinç uyandıran başlangıçlar ve şaşırtan, donduran, üzen, hayal kırıklığı yaratan sonlar...
Daha önce de benzerlerini elbette yaşamıştım ama topluca görev başında oldukları başka bir yıl daha hatırlamıyorum

İçimden dışıma çevrildim..
Çitilendim...
Fırçalandım...
Ovalandım...
Döndüm durdum...
Batıp çıktım...
Buruldum...
Sıkıldım...

İçten dışa büyük bir temizliği derinden yaşadım...

Tertemiz hissediyorum kendimi, aklanmış, paklanmış, pırıl, pırıl, mis kokulu.

2015 e böyle girecek olmanın verdiği mutluluk ve huzur;  olan biten, bazısı henüz bitmemiş olsa da eninde sonunda benim hayrıma biteceğine inandığım karanlıkları iyice güçsüz, zayıf kılıyor.
Tarifi kelimelerin kifayetsiz kalacağı bir iç huzur ve merkezlenme haliyle, dünyevi her şeyin hayrıma ve benim "dışımda" gerçekleştiği duygusu hakim bu zorlu yılı bırakırken.
Demek ki her "olan" ve her "olduran" görevini layıkıyla yerine getirmiş, ben almam gereken dersleri almış, bırakmam gerekenleri huzurla bırakmışım. 

Çok şükür ve çok teşekkürler;
Olan"ar ve Olduranlar için.. 
Karanlıklar ve Aydınlıklar için..
Gelenler ve Gidenler için..
Bitenler ve Başlayanlar için..
Sevgiler ve Nefretler için..
Barışlar ve Kavgalar için..
Birleşmeler ve Ayrılıklar için..
Yokluklar ve Varlıklar için..
Yıkımlar ve Yeniden doğumlar için..
Sen ve Ben için...
Tüm bunların birleşimiyle ancak tek ve "Biz" olduğumuz için..

2015'de;
Tüm Bölünmüşlüklerdeki Tekliği, 
Tüm Nefretlerdeki Sevgiyi,
Tüm Savaşlardaki Barışı,
Tüm Ayrılıklardaki Birleşmeyi
Tüm Yıkımlardaki Yeniden Doğumu
Tüm Yokluklardaki Varlığı
Tüm Bitişlerdeki Başlangıçları, 
görmeye niyet ediyor ve eli elime, gönlü gönlüme, gözü gözüme, sözü sözüme,sesi sesime, ruhu ruhuma değmiş herkes için de aynı şeyi diliyorum.

Her ne olursa olsun merkezinizde kaldığınız, huzurlu, aydınlık, aşk, bolluk, bereket ve sağlık dolu bir 2015 dilerim

Namaste
GayatriSenem


















28 Temmuz 2013 Pazar

On bin milyonuncu kez;Aşk nedir?

 İlk yazan olmadığım gibi, son olmayacağım da kesin.Hep soruldu, hep yazıldı, çizildi, resmedildi, kitaplara, şiirlere, filmlere, şarkılara konu oldu...
Ne onunla, ne onsuz olamadığımız, kiminin inandığı, kiminin inanmadığı, kiminin defalarca yaşadığı, kiminin sadece bir kez yaşadığı, kiminin hiç yaşamadığı, kiminin çok iyi bildiğini iddia ettiği, kiminin hiç anlamadığını söylediği, kiminin korkup kaçtığı,kiminin peşinden koştuğu, kiminin umutsuzca, kiminin umutla beklediği, uğruna pek çok şeyin feda edildiği...
Yakan, eriten, canlandıran, dönüştüren...

AŞK nedir? dedim bir gün kendime...

"Aşk Kelebektir...
Kanatlanıp, uçuşa geçmeden önce kendini bir zarın arkasında korumaya aldığı, büyüttüğü, kendini uçmaya hazırladığı bir süreç vardır. Kanatları hazır olup, kozayı yırttığında artık özgürce uçması gerekir.Özgür olmalıdır; sınırlara, kafeslerin ardına hapis edemezsin onu.İstediği yere o kendi konar, sen yön veremezsin. Peşinden kovaladığında daima kaçar, ele geçirilemez kelebek. Velev ki yakaladın elinde bir ağla, o yakaladığın artık bir kelebek değil, renkli,desenli değil.Daha yakaladığın anda, o artık bir ölü. Bırakmalısın kelebeği.Uçmalı o.Nereye konacağını kendi seçmeli.

Seni seçmesini istiyorsan, güzel bir bahçen olmalı. Toprağın verimli ve rengarenk, ışıl ışıl çiçeklerinle bezeli olmalı. Beslemelisin kendini, suyla, güneşle... Kelebeğin peşinden koşarak harcayacağın enerjiyi, kendi bahçeni güzelleştirmeye harcamalısın. Bahçende uçuşan yusufçukları temizlemelisin. Onlar kelebeğin en büyük düşmanlarıdır.
Gelip kondu ise çiçeklerine kelebek, seninle güzel ve uzun zaman geçirmesi için bahçene, toprağına, Özüne iyi bakmaya devam etmelisin. Çoraklaşmış, kurumuş bir bahçede kelebek ne yapsın? Gider, tutamazsın.

Kanatlarını kapamış duran bir kelebeğin ne desenler, ne renkler barındırdığını bilemezsin. İzin ver doyasıya açsın kanatlarını kelebek. Her birinin kendine has renk ve desenleri vardır.Kıyaslamaya kalkma sakın. İzin ver,kendi renk ve desenleriyle uçsun o kelebek, sana gizemlerini sunsun.

Parmaklarınla kurcalayarak o kanatları yok edersin. Ellerinle kurcalama onu sakın! Gözlerin var, çiçeklerin var, toprağın var kelebeği sevmek için. Bırak uçsun o kelebek ve her kanat çırpışında renk ve desenleriyle başını döndürsün. Sen sadece keyfine var.

Ve elbette bilmelisin ki, bir ömrü var bu kelebeğin. Sen daha yaşarken onun ömrü tükenir. Ama öyle güzel ve özel ki bu kelebek, tükendiğinde yok olmaz; dönüşür. 
Senin koruduğun, beslediğin bahçende sevgiye, bağlılığa, güvene, dostluğa, BİR'likteliğe dönüşür. Dönüştüğünde o artık Sen'sindir, sen de O.

Aşk; kelebektir."

dedi kendim..

GayatriSenem
Temmuz 2013  




13 Mayıs 2013 Pazartesi


LİMAN
Çok  güzel bir liman. Renkli, canlı, güvenli, bilge bir havası var. Çok güçlü ve sağlam görünüyor. Bir yanıyla yeni, genç bir limana benziyor.  Oysa yakından bakınca nice gemilerin gelip, hikayelerini bırakıp gittiğini görebiliyorsun. Barındırdığı nice hikayeyi karanlık dehlizlerinde saklarken, gelen yeni gemiler onun güvenli duvarlarını ve gülen yüzünü görüyor.
Gizemli bir havası var, uzaktan görüldüğünde, gemiler rotası olmadığı halde oraya uğramadan edemiyorlar. Kendileri de nasıl olduğunu anlamadan, rotadan çıkarak, dümenlerini o güzel limana doğru çeviriyorlar.
Gelen gemileri ağırlıyor liman. Bazı özel gemileri en özel, en korunaklı köşesine alıyor. Orada güzelce ağırlıyor. Gemi ve liman birbirleriyle hikayelerini paylaşıp, yeni hikayeler yaratıyorlar. Ve işte orada limanın yakıcı gizemi açığa çıkıyor. Etrafta hiç fırtına yokken, sadece o köşede, sadece limanın özel ilgi gösterdiği o gemide fırtınalar kopuyor. Dümenler çatırdıyor, yelkenler yırtılıyor, yolcular sağa sola savruluyor. Fırtına, ne geminin, ne limanın kontrol edemediği bir hal alıyor, sanki gemiye rotadan ayrıldığını ve bir an önce rotasına girerek yoluna devam etmesi gerektiğini hatırlatır gibi gemiyi sarsıyor, hırpalıyor. Gemi, alması gerekeni alıp, ardında saklanacak yeni hikayeler bırakarak limandan ayrılıyor. Rotasına ve beraberinde taşıdığı yolcularına eskisinden de sıkı sarılarak, limanı ardında bırakıyor. Aldığı gizemli güç, gemiyi eskisinden daha sağlam ve kuvvetli hale getiriyor.
Gemiler geliyor, gemiler gidiyor.Liman ise gemilerin yarattığı dalgalarla boğuşuyor her gidişin ardından. Ve her dalgalanma dalgakıranlarında, duvarlarında tahribata sebep oluyor.Dalgaların yarattığı tahribatı her seferinde tamir etmeye uğraşıyor. Her gidişle ondan da bir parça gidiyor.
Ama yoruldu artık, tahribatları tamir etmeye gücü kalmadı. Dahası artık tamir etmek de istemez oldu. Hiçbir gemiyi ağırlayabilecek yeri kalmadı. Dehlizlerde saklanan sırlar, hikayeler  yenilerine yer bırakmayacak kadar dolup taştı. Dahası, hiçbir gemiye verecek ne gücü, ne desteği, ne korunağı, ne de bunu yapma isteği kalmadı. Giden parçaların, yıkılan duvarların ardından açılan yerlere dolan sulara karışmak istiyor.
Liman olarak görevi bitti artık. Belki de yıkılmanın zamanı gelmiştir, belki de artık tozunu toprağını denize katma, denizle bütünleşme zamanı gelmiştir.

Evet, limanın yıkılıp, Deniz olma zamanıdır artık.

GayatriSenem
13 Mayıs 2013 

4 Nisan 2013 Perşembe


Sevgiliye Manifesto

1.Bölüm

Sev beni…
Öyle uzaktan, hayranlıkla, -mış gibi, sahip olma arzusuyla değil
Gerçekten, yürekten, derinden… Sev beni
Coşkuyla, Neşeyle, Heyecanla, İstekle, Tutkuyla, Merakla, Sabırla, Özveriyle, Aşkla, Şefkatle, Samimiyetle, Özenle, Dikkatle, Bilgiyle, Saygıyla, Sevgiyle… Sev beni
Kararlı adımlarla gel bana, attığın adımların sesi gelsin kulağıma…Bastığı yerde kök salan adımların olsun..
Su gibi gel hayatıma. Berrak, akışkan, uyumlu… özünü koru, ama hayatımın şekline uydur kendini.
Kanatlarıma, yelkenime güç katan rüzgar ol, ferahlığınla, gücünle gel.
Ateşime, ateşinle katıl.  Yakan, yok eden değil; ısıtan, eriten bir ateşle gel; hem kendimizi, hem çevremizi aydınlatan, ısıtan.
Tanıştığımızda elimi sıkı sar. Boş eldiven gibi tutarsan elimi, boş adam der bırakırım seni. “Sıkı adam” demeliyim daha ilk tanıştığımızda sana.
Gözlerime, kalbinle ve ruhunla bakmalısın, daha ilk “Merhaba” dediğinde. Ve görmeliyim ben de kalbini ve ruhunu senin gözlerinde. O denli açık gelmelisin bana. O denli açık olabilmeliyim sana..Kalplerimizde eğri,doğru,yanlış,iyi, kötü ne varsa gözlerimizde olmalı. O denli açık olmalıyız birbirimize.
Bana gelmeden, tüm maskelerini köşedeki eskicide bırakmış olmalısın, karşılıksızca.
Görmüş, geçirmiş, yaşamış, pişmiş, doymuş, büyümüş… olmalısın. Ve bir o kadar saf, duru, taze, heyecanlı, coşkulu…
Kolların açık ve boş olmalı, daha beni sarmaya niyet ettiğin anda. Kalabalık kollarla, elinde başka eller varken sakın gelme, bakma bile bana halin buysa…
El değmemiş olmalısın. Benden önce sana değen eller, benim tanıdığım, bir şeyler paylaştığım, sevdiğim eller olmamalı. Tanınmadan gel. Evet küçük bir dünyadayız. Velev ki, tanındın benden önce, tüm meseleleri halletmiş olarak gel, senin bana gelişin, bir başkasının benden gidişi olmasın.
Tek, kendin olarak gel bana. Kendini, ne olduğunu, kim olduğunu, ne istediğini bilerek…
Gel.






2.Bölüm

İsteklerim olacak senden, şimdiden bil bunları :
Güzel bir adam olmalısın en başta. Ben güzel, yakışıklı adam severim. “İçi güzel olsun canım, dışı önemli değil”, diyenlerden değilim. Karizman olmalı. Giyiminle, tarzınla, tavrınla, konuşmanla, yaptıklarınla sıra dışı olmalısın. Özel olmalısın ve bu her halinden belli olmalı.
Sesin ve diksiyonun da çok önemli. Sesinden, zekanı, hayata bakışını, kendine olan güvenini anlarım. Sarmalısın, en başta sesinle beni.
Bedenine iyi bakıyor olmalısın. Sıkı ve seksi beden severim. Hımbıl olmak, göbeği salmak gibi bir konu olmayacak hayatında, benim hayatım olmayı seçtiğinde. Spor hayatının bir parçası olmalı.
Ellerin çok önemli. Güzel el severim, onları güzel de kullanıyor olmalısın. Konuşmalarında, yemek yiyişinde, su içişinde erkeksi bir zarafetle sana eşlik etmeliler. Ve elbette maharetli olmalı o eller. Yaratan, üreten, tasarlayan, çizen, resmeden, enstürman çalan eller olmalı.
Evet dişlerin de önemli. Bakımlı ve temiz olmalı. Çarpık, bakımsız dişlerin varsa, yaptır öyle gel.
Centilmen olmalısın. Görgü kurallarını bilip, yeri geldikçe uygulayacak kadar centilmen. Bana, özel ve kadın, hem de özel bir kadın olduğumu her an ve her hareketinle hissettirmelisin. Yalnız lütfen barlarda, restaurantlarda çantamı taşıyacak kadar da abartma.
Mutfakla aran oldukça iyi olmalı. Yemek yapmayı bilmelisin ve hatta en az bir yemekte uzmanlığın olmalı. Hiç sevmem mutfağa girmeyen adamı. Bana yemek yaptığında çok mutlu olacağımı bilip, bundan zevk almalısın.
Benim yaptığım yemeklerle de aran iyi olmalı. Ayrıca bazen hiç yemek yapmak istemediğimi de kabullenmelisin. Sofrada sinameki adam sevmem, her şeyi yiyebiliyor olmalısın. Annenin sofrasında değilsin, şımaramazsın. Tamam, sağlık nedeni ile bazı şeyleri yiyemiyor olmanı hoş görebilirim.
Deniz ürünlerini, sebzeyi, meyveyi, vejateryen ve vegan lezzetleri biliyor ve seviyor olmalısın. Değişik dünya lezzetlerine ve benim deneysel lezzetlerime açık olmalısın, ben de senin etsiz denemelerine açık olacağım, söz.
Sabah mutlu kalkanlardan olmalısın çünkü güne dans ederek, müzik dinleyerek başlayacağız. Dırdır, sabah huysuzluğu falan istemem.
Sigara içen biri olabilirsin, ama evde fazla içemeyeceğini bil. Ve benim bir kül tablası öpmek istemediğimi de.  Biraz düşündüm de; yok sen bana gelirken sigara olayını bitir en iyisi.
İçkiyle aran iyi olmalı. Gerçekten iyi olmalı, neyi, nasıl, ne kadar içeceğini iyi biliyor olmalısın. Sarhoş halin agresifse hiç sevmeyeceğimi baştan söyleyeyim. Bununla birlikte, sen benimkini sevmek zorundasın.
Rakı ve rakı sofralarının adabını biliyor ve seviyor olacaksın. Rakı içmeyen erkeği adam yerine koymam, bilgin olsun.
Öyle her gün içki sofrası istemem, bir ritüel olmalı bu hayatımızda. Sıradanlaşmadan yaşanan.
Tütsülerimi de sevmelisin. Alerjin falan varsa, hiş şansımız yok bilesin.
Alerji demişken; kediye, köpeğe, kuşa, böceğe alerjin falan olmasın lütfen, anlaşamayız.
Hayvan ve çocuk sevmen her şeyden önemli, olmazsa olmaz bir şartımdır. Zira hayatımda her ikisi de var. Zaten ilk sınavı vereceğin yer orası  olacak, kızım ve kedim seni sevmezse senden adam olmaz demektir, vaktimizi almayalım der vedalaşırız.
Doğa ve doğa sporlarıyla ilgileniyor olmanı isterim. Birlikte doğaya açıldığımız programlarımız olmalı. Doğanın içinde var olabilen, doğaya uyan biri her ortama da rahatlıkla uyum sağlayacaktır bana göre. Doğadan başlayarak, hayatı çok ama çok sevmelisin.
Mutlu bir insan olmalısın. Hayata bakışın temiz ve aydınlık bir pencereden olmalı. Olumsuzlukları reddedeceğiz demek değil bu,  güzellikleri besleyeceğiz demek.
Yaşama bağlılığım ve gücüm seni de teşvik etmeli. Sen de en az benim kadar güçlü ve dirayetli olmalısın. Bununla birlikte tüm korku ve zayıflıklarımızı da bilmeli, paylaşmalıyız.
Hayata pozitif bakmalı, olana ve an’a açık olmalısın. Spiritüelizm, ezoterizm ve hatta okültizm hakkında fikrin olmalı. En azından öğrenmeye ilgin olmalı. Sana çok komik ve sıra dışı gelse bile saygı göstereceğini, göstermek zorunda olduğunu biliyorsundur artık. Benden bir şeyler öğrenmeye ve bana bir şeyler öğretmeye açık olmalısın. Benden farklı şeyler bilmelisin, mutlaka senden öğrenecek şeylerim olmalı.  Aklınla, zekanla, bilginle, kültürünle beni kendine hayran bırakmalısın. Senden öğreneceklerim biterse, sen de bitersin. Bu yüzden kendini devamlı geliştirmelisin.
Benim düşüncelerime, yaptıklarıma, işime, aileme, arkadaşlarıma, eşime, dostuma, evime, zevklerime, müziğime, izlediklerime, okuduklarıma, seçimlerime… mutlak suretle saygı duymak zorundasın. Sevmemek gibi bir seçeneğin elbette var, ancak eleştirmek, yargılamak, reddetmek asla ve kat’a yok! Bununla birlikte fikrini belirtmelisin ki, bana da yeni pencereler açılabilsin.
Sanatçı olmalısın. Sanatın herhangi bir dalı mutlaka olmalı hayatında. Yaratıcı, üretken, becerikli bir adam olmalısın. Yaptığın her şeye kendinden bir şeyler kattığını görmek, beni sana hayran bırakacaktır.
Sürprizleri çok severim, emrivaki hiç sevmem. Aradaki farka özen göstereceğini düşünüyorum. Beni düşündüğünü, ihtiyacım olanı anladığını gösteren irili, ufaklı sürprizlerinden çok mutlu olurum. Hediye alırken sakın pahalı ve büyük olanlara bakma. Düşünülmüş, özenilmiş, zaman ve emek harcanmış hediyeleri sever ve sayarım. Hele sakın tembellik yapıp da “Sana bu doğum günün de ne alayım?” diye sorma, 36 numara ayak izim kaba etlerinde olduğu halinle, bohçanı balkondan yakalamak zorunda kalırsın.
Romantizm severim. Bu konuda lütfen yaratıcı ve sınırsız ol. Ağdalı arabeske de kaçmayalım. Sevdiğim çiçekleri şimdi söyleyip, işini daha da kolaylaştıracak değilim, onları sen bulacaksın.
Derli, toplu, düzenli, temiz olmalısın. Ancak zaman zaman dağınık olma keyfimiz de olsun.
Para meselesini çözmüş olmalısın. Benim yanımda hesap kitap yapmamalı ve her şeyi para ile ölçmemelisin. İkide bir para lafı edersen, arkama bakmadan kaçarım. Gittiğimiz mekanlarda  her şeyi sana ödetmeyeceğim elbette, ama Alman olmadığımızı da unutmayalım.
Seyahati ve yeni yerler görmeyi en az benim kadar seviyor olmalı ve rotamızın Avrupa’dan ziyade uzak doğu ve mistik yerler olduğunu tahmin ediyor olmalısın artık.
Kıskançlık hiç sevmem. Sevmenin mülkiyetin altına almak demek olmadığını bilerek sahiplenmelisin beni. Bu fikre en güzel örnekler P.Coelho’nun Zahir ve Patti Smith’in Çoluk Çocuk adlı romanlarıdır. Sevgi anlayışım o kadar derin, yoğun ve her şeye göğüs gerebilen bir seviyededir. O romanları okumadıysan oku.
Ailenle iyi ilişkiler içinde olmalısın. Özellikle Annen ve babanla ilgili tüm sorunlarını çözmüş olmalısın. Onlarla ilişkin ne kadar sağlıklıysa, bizim ilişkimiz ve hayatımız da o kadar sağlıklı olacaktır. Bu çok çok önemli bir konu.
Arkadaşların olmalı, sosyal bir insan olmalısın. Hem birlikte, hem de ayrı geçirdiğimiz zamanlarımız olmalı.
İki ayrı birey olarak ‘Biz’ olmalıyız. Kendimizi ve hayatımızı, özünü kaybetmeden, iç içe, birbirine kaynaştırarak yaşamalıyız. İki ayrı parlak bütünden, ışıl ışıl tek bir bütün yaratmalıyız birlikte.

Çok mu geldi? Korktun mu? Sana kim söyledi ki benimle olmanın kolay bir şey olacağını?
Herkesin yaka silktiğini söylediği, nedense bir türlü de vazgeçemediği, neredeyse en çok lafı edilen ; İkizler burcuyum. Tek bir kadın değilim ben, birden fazla ben var benden içeri. Zaman aralıklarıyla değişim göstermek bir yana, aynı zaman zarfı içinde hem sıcak,hem soğuk, hem Yin, hem Yang,hem neşeli, hem kızgın, hem aktif, hem yorgun, hem sevgi kelebeği, hem dişleri uzamış yarasa,hem yüzeysel, hem derin, hem karanlık, hem aydınlık,hem dişi, hem eril, hem anne, hem çocuk…. ve aklına gelen gelmeyen daha pek çok duygu, düşünce, hal’im ben.
Sınır, ayıp, günah, ne derler gibi kavramlar pek yok bende. Küfretmeyi de severim.
Bazı zamanlarda gıcık, ukala, çekilmez olacağımdan hiç şüphen olmasın. Özellikle periyod öncesi barut fıçısı olurum, ne olursa olsun alttan alman gereken zamanlardır onlar. Tek kaşımı kaldırdıysam, işin zor, bilenler bilir. Ve bazen de reklamlara bile ağlayan bir sulugöz olurum, izlediğim her neyse orada biri ağlıyorsa kesin ağlarım. Dalga geçersen de seni ağlatırım.
Oyunlar, hesaplar, aldım verdimler, kaçma kovalamacalar hiç bana göre değil. Kaçtığımda kovalayanı zaten istemem, elde edilmesi gereken av değilim ben. Sevmek bu değil, hiç değil. Av-avcı oyunuysa seni kamçılayan, zahmet etme sakın gelmeye, kal sotaya yattığın yerde.
Dürüstlük….Geldik en önemli kısma…Her ne olursa olsun, her zaman bana sadece doğruyu söylemelisin. Sana inanmak için kuvvetli bir isteğim olacaktır, ancak bunu yalanlarla, hesaplarla suistimal ettiğini görürsem, seni havale edeceğim Evren, gerekeni yapacaktır. Geçmişte örnekleri mevcut.
Derin yaralarım var, ancak onlara sebep olan senmişsin gibi, geçmişimi sana yükleyecek değilim. Seninkileri de omuzlarımda istemem. Ben bunun için elimden geleni yaparım, senden de hem anlayış, hem çaba beklerim.
İyi gözlemlemelisin beni, ben sana anlatmadan, sen beni çözmelisin. Neyi neden yaptığımı, hangi tepkiyi neden verdiğimi, neden sustuğumu, neden susmadığımı… anlamalı, bilmelisin.


Her şeyimi, kendimi bu yazıyla ortaya döktüm sanma. Keşfedilecek kocaman bir dünya sunuyorum sana, burada yazılmayan. Bu yazıyı okuyup, kaçmak istediysen, tutmayayım seni, hayatta başarılar. Hemen kolları sıvadıysan da dur bakalım, öyle sipariş üzerine aşk, sevgi istemem. Sürpriz olmalısın sen bana, hiç beklemediğim bir anda sunulan, açlığımı gideren, beni besleyen güzel bir yemek gibi mesela. Her baktığımda farklı renklerini keşfettiğim, kokusuyla başımı döndüren, her nefesimle yeniden açan çiçekler gibi mesela… Sonsuz, hep yenilenen…
Merak ediyorsun değil mi, bu kadar şey istedikten sonra ben ne vereceğim sana?
Bunu benimleyken anlayacaksın ancak. Bende ne varsa sende de olduğunda.
Bende ne varsa, Yaşadığında…

GayatriSenem
Nisan 2013

12 Ekim 2012 Cuma

Dile gelen sol el



 
Sol el - Sadece senin sevgine ihtiyacım var, başkasınınkine değil..
 
Sağ el -Çok tatlı birşeysin sen..Çok seviyorum seni..
 
Sol el-  Cazgırlıkları mı? Küsmeleri mi? Öfkeleri mi? Kıskançlıkları mı?  
           Alınganlıkları mı? Kaçmaları mı?
 
Sağ el - Onlar da öyle tatlı ki...
 
Sol el - Bunları yapınca kendini sevmiyorsun ama ?
 
Sağ el - Doğru....yanlış yapmışım duygusu oluyor...
 
Sol el - Hissetmek yanlış değil..Bırakmıyorsun beni öyle zamanlarda, kontrol      ediyorsun devamlı.Oysa çıkmak istiyorum. Yok olmuş olmuyor hislerim,tepkilerim.Sadece bastırılmış oluyor. Kaybolmuyor, aksine büyüyor. ve büyüdükçe daha da çok kontrol etmek istiyorsun. Bırak Lütfen Beni !           Küstüğüm ve alındığım...sevindiğim zaman belli etmek istiyorum.            Karşındaki gider diye korkuyorsun. Giderse zaten hiç gelmemiştir, bırak             hayali yer işgal etmesin! Gerçeğine yer aç! Ve lütfen, ama LÜTFEN beni onunla tanıştır. Kontrolsüzce...
LÜTFEN BIRAK BENİ...
İÇİNDE HAPSETME BENİ!
Kırıldın ona, seni devamlı reddediyor yine...belli ediyor musun? Hayır! 
Ben belli etmek istiyorum!
BIRAK BENİ!
 
 
 Senem
 
 12.10.2012

Türkiye'de sıradan bir kadın..







Atatürkçüyüm, evlenmiş boşanmış bekarım, kız çocuk annesiyim, bir avuç serseriden biriyim, dövmem var, inancım var ama dinim yok, hayvan severim, doğayı korurum, eh son olarak da isim bakımından da artık yasaklıyım :))) Bu ülkede azınlıktayım, ne kızım ne benim Tanrı'dan başka güvencemiz yok, (hoş başkasına da ihtiyaç yok o ayrı)...Tüm bu sebepleri birleştirince herhangi bir ülkeye iltica etmek için yeterince sebebim oluyor...Gider miyim?...düşünmüyor değilim. Ancak gidersem başta yazdığım 'Atatürkçüyüm'ü silmem gerek. O yüzden kalıyor ve ülkemi aydınlıklara taşımak için elimden geleni yapıyorum.
Sevgiyle...

Senem
09.10.2012

18 Mart 2012 Pazar

21 Mart

21 Aralık 2012’de Yeni Dünyanın Işığı’nın Doğumuna Hazırlanmak 40 yıldır kadim nümeroloji bilimi ile uğraşan bir gezegensel nümeroloji uzmanıyım.
2012, gezegenimizin tarihindeki en önemli yıllardan biri. 21 Mart 2012 ise benim şimdiye kadar analizini yaptığım gelmiş geçmiş en etkili gün. 21 Mart ile ilgili yaptığım analizler şu şekilde yorumlanabilir:
Bu önemli doğum gününün kaderi IŞIK. Bu günün bir diğer bilimsel yorumu evrensel mesih bilincinin tüm dünyada ortaya çıkışı. Bu oluşum gününün bir diğer önemli tarafı da, “Dünyanın Işığı’nı” sembolize eden 21 Aralık 2012’deki doğumdan önceki 4. tepe noktası olması. 21 Aralık’ta dünyanın ışığının en güçlü enerjisini ortaya çıkarmak için 21 Mart gününün güçlü ışığını büyütmek ve yansıtmak için fırsatımız olacak. Maya Takvimi’ne göre, 21 Aralık yeni bir 26.000 yıllık döngünün başlangıcı. Benim yaptığım bilimsel analize göre 21 Aralık tarihi, insanlığın geleceği için birçok anlamda çok olumlu olabilecek bir potansiyele sahip. Bu da akla, bu kadar tarihi öneme sahip bir güne nasıl hazırlanacağımızı getiriyor. Burada geçerli olan enerji yasası, çoğunlukla “yukarıda ne varsa, aşağıda da o var” prensibi. 9 ayın insanlar için ana rahmine düşme ile doğum arasındaki zaman olduğunu hepimiz biliyoruz.
 Kadim halklar 21 Aralık gibi önemli bir gezegensel doğumun da aynı prensip uyarınca hareket ettiğine inanıyorlardı. 21 Mart’dan itibaren tam 9 ay. Sonuçta; 21 Mart’da, dünyayı, kelimenin tam anlamı ile değiştirme fırsatı için 24 saatlik bir pencere açılıyor. 21 Aralık (yeni bir 26.000 yıllık zaman döngüsünün başlangıcı olarak) tarihinin, dünyanın tüm boyutlarında olumlu sonuç vermesini sağlamak için, 21 Mart’ı dualarımız ve düşüncelerimizi yansıtmak suretiyle kullanacağız.
Ben de sizi bizlerle birlikte 21 Mart’da dua etmeye çağırıyorum. Bunu, istediğiniz herhangi bir duayı ya da Dünyanın Işıklı halini imgeleyerek yapabilirsiniz. Her birimiz, bu gezegensel dönüşüm yolunda Yüce Yaratıcı’nın yardımcılarıyız. Bizler, düşüncelerimiz, sözlerimiz ve eylemlerimiz ile yaratıyoruz. Her bir insan dünyayı değiştirmeye yardımcı olacak kapasiteye sahip. Tek yapmamız gereken arzu ettiğimiz dünyayı ortaya çıkarmak için niyet etmemiz. Her birimiz, doğru bir şekilde niyet ederek ve davranarak, düşüncelerimizin içeriği ve kalitesi konusunda, aynı zamanda da bize emanet edilen dünyaya hak ettiği özenin gösterilmesi için sorumluluğumuzu alabiliriz. Eğer her birimiz hayırsever bir ruhla, bizden daha az şanslı olan insanlar için bir şeyler yapmayı seçersek, kollektif olarak dünyadaki acıların ve ihtiyaçların ortadan kalkmasını sağlayabiliriz.
Bunlar gerçekçi ve ulaşılabilir hedefler. Her gün meditasyon yapmak, dua etmek ya da size uygun gelen yöntem ne ise; gönüllü çalışmak, çevreci aktiviteler ya da başka insancıl çabalar dünyayı yeniden yaratmamız için yapmamız gereken basit şeyler. Başkalarını da bunları yapmaya ikna etmek bayağı bir disiplin ve istek gerektiriyor çünkü bu tip bir yaratım, insan sayısı ne kadar fazla olursa o kadar iyi çalışır. İçinden dünyaya bir şekilde hizmet etme arzusu gelen ve buna karşılık bir şeyler yapan, bu gezegendeki her insan; bu Dünya Hizmetlileri grubunun bir parçası. Kollektif içinde her bireyin katkısı çok önemli.
Bizim sorumluluğumuz; 21 Mart’da olabildiğince çok gezegen ışık işçisini dua etmek için teşvik etmek ve yeni 26.000 yıllık dönemin doğum zamanının (21 Aralık’ın); fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal boyutlarda en olumlu şekilde tezahür etmesini sağlamak için olabildiğince çok olumlu düşüncenin buna odaklanmasını sağlamak. Her ulustan, her dinden tüm insanlar bu yeni 26.000 yıllık dönemden fayda görecek. Eğer bu gezegensel vizyonu paylaşıyorsanız lütfen bu çağrıyı dostlarınızla, ailenizle ve tüm tanıdıklarınızla paylaşın.
 
John Davis
Çeviren: Ebru Altan

23 Şubat 2012 Perşembe

SEVGİLİME SÖZSÜZ BİR MEKTUP YAZDIM

Dedim ki,
Ben küçük bir kadınım,
kırık kalbinde bir gezegeni tutmak isteyecek
kadar cüretkar.

Dedim ki,
Buraya sessizlik iniyor
sessizliğin omuzlarının tam üstüne,
bir gölge eridikçe diğerinin içinde.
Her şey burada
havada asılı kalan anda.
Dedim ki,
Sükutun ocağında,
bu kadın hayat buluyor,
çırılçıplak kalan bir şelale misali.

Dedim ki,
İncecik bir ışık hüzmesine dönüştüm,
bütünüyle kendimim.

Dedim ki,
Her bir anda,
evrenin öyküsü tekrarlanır:
Hiçbir şey yokken,
bak şimdi olana.
Beni hep şaşırtıyorsun


DEENA METZGER

21 Şubat 2012 Salı

Sahil

Bugün hava çok güzeldi. Uzun zamandır ağır, yer yer karlı, daha çok 'aman kar yağacak' korkulu, hayli soğuk günler geçiren biz istanbul ahalisi için fevkaledenin fevkinde bir gündü. Benim de şansıma dersler arasında uzunca bir boş vaktim oldu. Attım hemen kendimi sahile, elimde arkadaşımın yazdığı kitap, kulağımda müzikler...Bir elimde de kahve fincanıyla oturdum bir banka.Müziği kısık seste tuttum ki doğayı da dinleyebileyim,kitabıma da konsantre olabileyim. Laz olmadığım için hepsini aynı anda yapabiliyorum. İkizler olmanın da katkısıyla tabi ;)
Kitabımı okuyorum, orada geçen bir cümle beni düşündürüyor, durup uzaklara bakıyorum. Denize takılıyor gözüm, inip kalkan süzülen martıları izliyorum, gemiler, tekneler geçiyor. Sonra tekrar kitaba dönüyorum. Yine bir cümle beni düşündürüyor. Aaa diyorumm bunu ben de böyle yapıyorum, ya da hımm diyorum kendimle ilgili bir şey daha farkediyorum. Bazı bazı müziğe dalıyorum, durup sadece onu dinliyorum. Kafamı kaldırıp etrafa her baktığımda yanımdaki bankta oturan kadınla gözgöze gelip, birbirimizi tanımadan aynı An'ı paylaşıyor olmanın verdiği güven ve samimiyetle gülümsüyoruz. Yanımdaki ağaçta bir karga hiç durmadan ötüyor tepemde. Ne anlatmak istediğini bir anlasam.Bana bakıyor bir de üstelik, kimden haber getirdin ey karga?
Havayı kokluyorum arada, derin nefesler çekiyorum. Hayallere dalıyorum an an, aldığım nefeslerle o hayalleri yaşamıma çektiğimi düşünüyorum. Nasıl güzel; deniz, hava, martılar, cıvıldayan kuşlar, çocuğuyla önümden geçen çift, geçerken gözü bana takılan, dönüp dönüp bakan, sonra bir an yeniden önümden geçtiğini farkettiğim o adam...adam güzel miydi tam göremedim ama hali tavrı komikti :)
Derken kulağımda ikinci çocuğumun doğumunda çalmak istediğim yumuşacık mantra duyuluyor. Kitabı kapatıp, hayalimde çocuğum, çocuğumun babası, etrafta kuş cıvıltıları, deniz kokusu, güneş, ben kaybolmuş giderken...bir ses duyuluyor önümden geçen bir adamdan..beni hayallerden, güzelliklerden koparıp o an'ın adamda cereyan eden gerçeğine taşıyan:  Hıaaayyggkk Tuuu!!
Yani sevgili evren bana boş hayallere dalma mı demek istedin, hayal kur ama dikkatli ol, etrafta pis musubetler olabilir mi demek istedin? Daldığım hayalleri bir tükürüğe kurban eder miyim diye test mi yaptın?
Nedir bilmiyorum ama, ben hayallerimi ve o an'da sahip olduğum huzur dolu ruhumu o tükürüğe kurban etmedim tabi.
Hayallerim ve huzur dolu ruhum baki..Olur arada tükürenler, çamurlar sıçrar hatta, kafama ayna bile düşer. Olur hepsi olur...Hayallerimden ve huzurumdan süzdüğüm yaşamımın dışında kalırlar. Yaşamımızın...tek kişilik değildi kurduğum hayaller.


Biz yine sahilde buluşuruz...


Senem



13 Şubat 2012 Pazartesi

Senden Özür Diliyorum AŞK!

Senden özür diliyorum AŞK!
Korkularım ve 'Ama'larla çerçevelenmiş kalıplarımla, seni hakettiğin gibi sarıp kucaklayamadığım için...
Doğru-yanlış,..-meli, -malı ile biten cümlelerle seni sınırlandırdığım için...
En uzakta olduğunu sandığımda bile aslında hep orada ve Var olduğunu göremediğim için...
Geçtiğim yollardan sırf seni yeniden sarmam için kendini bana göstermek üzere geçtiğinde bile, o anda orada olana; sana değil, olmayana; aslında beni hiç de ilgilendirmeyenlere baktığım için...
Kalbim seni gördüğü ve gerçek olduğunu bildiği halde, zihnimin oyunlarına uyduğum için...
Sana kendimi tesim ettiğim bir kaç tek tük anın hemen ardından zihnimin oyunlarına uyup Olanı kurcaladığım ve sorguladığım için...
Sana hakettiğin gibi inanmadığım ve güvenmediğim için...
Geçmişin tozlarıyla seni kirlettiğim için...
Tüm güzelliğine,gücüne,yoğunluğuna ve başkalığına rağmen; sana kendimi teslim edemediğim için...

Pişman mıyım? Hayır...Herşey nasıl olması gerekiyorsa öyle oldu. Ne senin ne benim seçim yapma şansımız vardı. 'Keşke sarabilseydim, keşke bu kadar korkmasaydım' diyor muyum? 'Keşke'nin kifayetsiz bir kelime olduğunu bilmesem derdim. Olanı değiştirir mi 'Keşke'? Seni geri getirir mi? Sen gittin mi peki gerçekten? Sen gittin mi?

Şimdi bana bir şans daha versen, bu sefer yine bu kadar korkup, sınırlar mıyım seni? Yine geçmişimle püskürtür müyüm? ....

Olan herşeye ve en çok sana teşekkür borçluyum. Sen bu kadar derinime gelmeseydin, orada birikmiş tortuların yüzeyi ne kadar bulandırdığını belki de asla farketmeyecek, birbirinin benzeri hikayeleri yaşamaya devam edecektim. Sayende derinden acıdı canım ve derinden temizlenme yoluna girdi. O yüzden olan hiçbir şeyi ve seni göremeyecek kadar bulandı. Şükür ki temizleniyor, berraklaşıyor. O berraklaştıkça ben, kalbim ve zihnim arasındaki farkı ve olanları daha net biçimde görebiliyorum.
Şimdi yine gelsen, biliyorum zihnim büyük besin kaynağı olan korkularımdan arınmak istemediği için yine oyunlara başlayacak. Yine yanlış surette, yanlış zamanda geldiğine inandırmaya çalışacak beni. Yine sorgularla olandan,senden uzaklaştırmaya çalışacak.

Güzel olan şu ki; kalbim kuvvetlendi. Ve senin aslında hep orada olduğunu, hiçbir yere gitmediğini, her nefesimle içimde can bulduğunu biliyor artık.
Nefesim midemdeki kelebekleri yeniden uçurabilir ve sana ulaştırabilirse şayet;
Bu sefer yanından sana seslenemeden geçmeyeceğim.Bu sefer kollarımı kocaman açıp, seni sıkı sıkı saracağım...
Sadece 'An' ımızın tadını çıkaracağım ve orada olmayana bakmayacağım...
'Olan'a ve sana güvenip, kendimi akışa bırakacağım...
Geçmişi güne taşımayacağım, görünmeyen geleceği sorgulamayacağım...
Kollarımı ensemde kavuşturup kucağına yatacağım ve seni, yıldızları, bana sunduklarını izleyecek ve hakettiklerimin, hakettiklerimizin tadını çıkaracağım.

Gelecek zaman? Aslında sen içimdeyken benim tam da şu anda yaptığım o...

Sevgililer Günü'n kutlu olsun AŞK..beni Affet...

Senem

8 Şubat 2012 Çarşamba

'Ama'

 'Ama seni seviyorum' diyordu adam en başından beri. Kadınsa sadece 'Ama'yı duyuyordu. Çünkü oydu aslında 'Seni seviyorum Ama..' diyen en başından beri. Bunu bu kadar geç farketmiş olmasının verdiği şaşkınlık vardı üzerinde, adam yanından geçerken ona seslenemediğinde...

Senem

29 Ocak 2012 Pazar

Nehir ve Çilli

Sakin, çevresi  yemyeşil,  geniş bir nehir bu. İçinde bulunduğum kayık maviye boyanmış ve adı ‘Çilli’. Benim için yapılıp, hediye edilmiş. Kayıkta akıntının gittiği yöne doğru ilerliyorum. Benden başka kayık yok, yalnız ve çok huzurluyum. Daha önce hiç bulunmadığım bir yer burası, nereye doğru gittiğimi de bilmiyorum. Kürek çekmeye devam ediyorum akıntıyla birlikte sakin sakin. Kuş seslerini dinliyorum, bazen kıyıda tehlikesiz hayvanlar, ceylan gibi mesela, bana bakıyorlar. Bakışıyoruz, sonra içerlerlere doğru kaçıyorlar. Gülümsüyorum. An an kürekleri içeri çekip, çevrenin sesini dinliyorum; kuş sesleri, suyun şırıltısı, hafifçe esen rüzgarın ağaçların yapraklarına söylettiği şarkı…Balıklar zıplıyor bazen sudan. Bu beni biraz ürkütüyor, çocukken “Piranhalar” diye bir korku filmi izlemiştim, o geliyor aklıma. Kayığa sıçramazlar umarım diyorum, kesin panik olup suya düşerim, aha bunlar da beni yer.
Keyfimi kaçırdı zıplayan balıklar ve yaşattığı korku..Tekrar küreklere davranıp, çevrenin güzelliğine odaklanmaya ve o korku ve balıklardan uzaklaşmaya çalışıyorum. Derken düşünüyorum;  niye uzaklaşmaya çalışıyorum ki bu korkudan; ben suya düşmediğim müddetçe balık bana zarar veremez, kayığa sıçrarsa da ben uzakta durursam bir süre sonra nefessizlikten zaten ölecek. Ya üzerime sıçrarsa… ya suya düşersem…oof yok kurtulamayacağım sanırım bu korkudan…korkuyorum işte beni yeme ihtimali olan balıklardan..duruyorum..kürekleri içeri çektim yeniden…nefes alıp vermeliyim bir süre sadece…balıkları yok edemem, korkuma da direnemem, çünkü okuduklarım ve yaşadıklarım bana öğretti ki, korkuya ya da her neyse ona direnirsen büyür ve seni ele geçirir. Nasıl kurtulacağım peki? Gözlerim dolmaya başladı, sinirlenmeye de başladım, hem balıklara hem kendime. Türünü bile bilmediğim balıkların beni yeme ‘ihtimalleri’ üzerine bütün bir gezinin keyfini kaçırdığıma! Nasıl yaparım kendime bunu ben? Bu geziyi bir öneri üzerine istedim ben,  git bak neler göreceksin dedi, bu mu yani, korku mu görüp göreceğim, hani güzel çevre, sukunet?
Derin bir nefes aldım. Zıplayan balıklara bakıyorum, cinsini çözmeye çalışıyorum, anlarmışım gibi. Gülüyorum kendi kendime, salak diyorum, zoolog musun sen ne bilirsin balık türlerini falan. İzlediğin National Geographic’ler yeter mi , düdük?
Kendimi oyalarsam unuturum bu korkuyu biliyorum, ama bu geziye onlardan kurtulmak için çıktım, üzerine gitmek istiyorum. Düşüncesi bile içimi ürpertiyor ama elini suya sok diyor içimdeki ses ısrarla. Derin nefesler, titreyen eller, arada alnımı karışlamalar, kaşımalar…evet…elim suda..yok sadece birkaç parmağım, hemen çekilebilecek kadarı içerde..bir şey olmuyor, ne gelen var ne giden.Biraz daha sokuyorum elimi suya, avuç içime kadarı suda şimdi. Ooof nasıl korkuyorum, anlatamam. Parmaklarımı oynatıyorum…Çektim… içimdeki  “ya parmağımı yakalar ve yemeye başlarsa” düşüncesi sıçrattı beni.  Bu arada kayığa da dikkat etmem lazım, öyle bir tarafına fazla ağırlık verirsem, düşerim suya olduğu gibi, filmlerde öyle oluyordu. Hem beni yemeseler bile, ıslanır üstüm başım, sonra üşürüm, hasta olurum… Aayy  kendime kızıyorum, ama nasıl kızmak içimden bağıra çağıra duvarlara vuruyorum sanki. Salak diyorum salak! Amma ürkekmişsin be! Daha gezinin başı ve iki balık seni nakavt etmeye yetti bile. Utanmasan kayığı eline alıp, suyun üzerinde koşarak kaçacaksın! Sok şu elini suya gerizekalı!
Kendi kendimden utandım. Elim suda yeniden…bileğe kadar bu sefer.Parmaklarım oynuyor, bileğimle daireler…Geliyor bir balık…elim suda ama gözlerimi kapattım, bakamayacağım…Yine de kararlıyım, çekmeyeceğim elimi bu sefer…Dokunmuyor balık elimin çevresinde yüzüp duruyor. Elim hareketsiz şimdi, korkup gitmesin istiyorum. Artık yeter, her ne olacaksa olsun, yiyeceksen ye şu eli, balık mısın Piranha mısın nesin!  İşte elime doğru geliyor…
Ne olduğunu merak ediyorsunuz değil mi? Bu yazdıklarımı iki elim ve on parmağımla yazıyorum, demek ki yememiş.  Evet dokundu ağzıyla test etti yenilesi bir şey olup olmadığımı, piranha değildi galiba. Pek de güzelmiş üstelik. Diğer elimle kendi yiyeceklerimden atıyorum suya, bir değil birkaç tane geliyor ve birbirlerinin altından üstünden yiyorlar attıklarımı. Derin bir nefes yeniden, hallettik galiba balık korkusunu. Vedalaşıp korktuğum ve ardından barıştıklarımla, kürekleri alıyorum elime yeniden.
Çok garip..Huzur da var ama, sanki bu kadar zamandır taşınmış, sahiplenilmiş bir korkunun bırakılmasının yarattığı bir de boşluk var. Huzur diyorum, huzur doldursun o boşluğu…
Çevrenin tadını çıkarmaya devam şimdi. Daralıyor galiba nehir ağzı, ağaçlar daha bir suya eğilmiş şimdi. Arada büyük kayalar var, kayığa manevralar yaptırıyorum. Keyif ve huzur geri geldi. Gülümsüyorum. Gezinin en önemli ve korkutucu anını geciktirmek için ne yapabilirim diyorum ama, kaçınılmaz olanı yapmam gerekiyor artık. Keyfin tavan yaptığı şu an, aslında en uygun an.
Kürekleri içeri aldım, kayığın içine yattım sırtüstü. Gözlerim gökyüzünde, nereye doğru gittiğimi bilmiyorum. Huzurlu olmaya çalışıyorum ama sadece çalışabiliyorum, sonuç yok. Ellerim, ayaklarım, parmaklarım tedirginlikten kıpır kıpır oynuyorlar. Kalbim yerinden fırlayacak  sanki.
Ya bir kayaya çarparsam! Çok kuvvetli akmıyor su, sadece çarpar, en fazla dönerim diyorum…
Ya nehir daralır ve su hızlanırsa… kayalar beni devirirse?… Başım bir kayaya çarpar,bayılırsam?
Ya bir şelale varsa…suda kaybolup, nefessiz kalırsam….ooof en çok korktuğum bu galiba…boğulmak, suyun içinde nefessiz kalmak! …Gözlerim doldu, ağladım ağlayacağım… Kalkmıyorum ama, kalkmayacağım, her ne olacaksa olacak.
Nefes alamıyorum, yetmiyor artık aldığım nefesler, kalbim sıkışmaya başladı. Her yanım titriyor.
Diyorum ki kendi kendime; bütün bunlar birer ihtimal! Ne olacağını ancak yaşarsan ve burada kalırsan görebileceksin. Ve eğer korktukların başına gelirse, zaten en kötüsü; ölürsün.  Başına gelmezse, korkup kendine yaptığın bu işkenceyle eğlenirsin ilerde, hatta belki yazarsın.
Hem belki şelaleden de kurtulursun, filmlerde de öyle olmuyor mu, kahramanlar hep kurtulur! Sen de kendi hikayenin kahramanı olduğuna göre, bu hikayeyi sen yazdığına göre, kendini kurtarmak da senin elinde.
Güzel, hoşuma gitti bu düşünce. Yattığımdan beri ilk kez gülümsedim nihayet. Şimdi rahatladım biraz daha, oynamıyor parmaklar. Merakla bekliyorum olacakları sanki daha çok. Kuşlar uçuyor üzerimden, ağaçların dalları sürtüyor bazen.
Yerliler varmış mesela diyorum kıyıda, rengarenk ve yarı çıplak, ellerinde mızraklar… gülüyorum.
Su biraz hızlanıyor galiba, arada taşlara çarpıp sıçrıyorum. Korku geri geldi, kapattım gözlerimi. Hadi diyorum, hadi! Şelale geleceksen gel, alacaksan al beni içine!
Daha da hızlanıyor su, evren cevap veriyor sanki sözlerime. Ellerimle yüzümü kapattım, çok korkuyorum, bağırmaya başladım resmen.
Düşüyorum, kayığın suyla bağlantısı kesildi önce, sonra benim kayıkla bağlantım, bir yerlerine tutunmaya çalışıyorum, n’olur diyorum, n’olur bir kayaya çarpmayayım. Suya dalıp, çıkıyorum, döne döne düşüyorum. Çok yüksek değildir umarım, düşünce bir yerlerim kırılırsa yüzemem de kıyıya doğru. Çok korkunç  bu yaşanan.  Ağlamak istiyorum. Bayılsam daha iyi belki de acı çekmemiş olurum en azından. Ama biliyorum yaşamam gerek bu korkunun yarattığı her acıyı, bu gezi bunun için planlandı.
Düştüm suya, dalıyorum derinlere… Bacağımı çarptım bir kayaya, sağ bacağımın üstü… Kırıldı galiba, suyun içinde bile duydum o sesi. Ama şu anda onu düşünecek halim yok, suyun yüzüne çıkmalıyım bir an önce. Yüzmeye çalışıyorum, çok acıyor bacağım, korkunç! Bakıyorum içeri dönmüş ve sallanıyor, yukarı doğru yüzmeye devam, nefesim kalmadı artık, patlayacak ciğerlerim, bu kadar mı derine düşmüşüm, hadiii!!!.....
Nihayet suyun üstünde yüzüm, içime çekiyorum  havayı, su yutmuşum, öksür, tıksır, nefes almaya çalış!
Etrafa bakıyorum, şelaleden biraz uzaktayım, nehir devam ediyor, burada yukarıdakinden  daha geniş. Hala güzel, ağaçlar, kuşlar… Ama benim canım acıyor, ve çok yorgunum. Nehrin genişliği güzel olmasına rağmen, bu kırık bacakla kıyıya yüzmek benim için çok zorlayıcı. Başka çarem yok, artık bir kayığım da yok. Parçalarını görüyorum etrafta. Niyeyse gözüm ‘Çilli’ yazısını arıyor, o sağlam kalmış olsun istiyorum, yazının olduğu yer parçalanmış olmasın. Bırakıyorum kıyıya doğru yüzmeyi, canhıraş o parçayı arıyorum. Evet ağlıyorum bir taraftan, lütfen, lütfen o kırılmış olmasın. Bir o yana bir bu yana yüzüp, parçaları elime alıp alıp bırakıyorum. Birden uzakta gözüme ilişiyor ‘Çil’! Sadece o kadarını görüyorum. Lütfen diyorum tamamını bulayım, ne olursun evren, bu kadarını yapma bana!
Uzakta, çok zor bu bacakla oraya yüzmek, çok canım acıyor. Devam ediyorum, sanki onu bulursam gücüm geri gelecek, tamamlanacağım yeniden. Kalmayacak kırık falan.
Nihayet ulaşıyorum… Bir heyecan alıyorum elime; çok teşekkür ederim evren! Tamamı duruyor, ‘Çilli’ elimde! Onu göğsüme bastırıp bir süre suyun üstünde yatıyorum, dinleniyorum ve o elimdeyken gücüm de geri geliyor.
Yavaş yavaş bacağımı oynatmamaya çalışarak kıyıya yüzmeye başlıyorum.  Sürünerek çıkıyorum kıyıya. Bir süre yine ‘Çilli’ göğsümde dinleniyorum. Gözümü açtığımda güneş batmış  ve ben üşüyorum. Hah diyorum bak ıslanma ve üşüme korkun da gerçekleşti. Şelaleden uçtun, kaya da çarptın kırıldın da. Hepsi oldu, sen ne durumdasın peki şimdi?
Doğruluyorum, bacağıma bakıyorum, 90 derece dönmüş, iç tarafı olduğu gibi yerde, parmak uçlarım, diğer ayağımı gösteriyor. Tek başınayım, ve korkmuyorum. Kalkıp geziyi sonlandırmam ve yaşadığım yere geri dönmem gerek. Tüm korkularımı yaşamış, atlatmış, iyileşeceğini çok iyi bildiğim bir kırıkla, eskisinden daha sakin, huzurlu ve güçlü olarak.
Sürünerek çevremdeki otlara ulaşıyorum, kırıklar birbirinden uzakta olup, kemik kemiğe sürtünmezse çok acıtmaz demişti bir doktor, sürünürken kırıklar birbirinden uzaklaştığından acı azalıyor. Ama böyle devam edemem.  Bacağımı olması gerektiği yöne çeviriyorum bağırarak ve acıdan bayılıyorum.  Uyandığımda artık hava kararmaya yüz tutmuş, acele etmem lazım. ‘Çilli’ yi koyuyorum bacağımın yanına, filmlerde öyle gördüm, otlarla sarıyorum sıkıca, hareket etmezse daha az acıyacak bacak. Uzandığım dallardan da boyuma uygun bulduğum iki taneyi kırıyorum, yapraklarla üst kısımlarını kalınlaştırıyorum. McGyver, İndiana Jones gibi filmleri iyi izlemişim vakti zamanında diyerek gülümsüyorum.
Evet…Gezi sonlandı, amacını ziyadesiyle yerine getirerek. Artık dönüş yolundayım. Hayat nehrinde başıma gelenleri yaşamaya daha hazır olduğumu umarak…
Sevgiyle
Senem

25 Ocak 2012 Çarşamba

Ego -Ruh

Ego der ki; HAYIR
Ruh der ki; EVET

Ego der ki; Alamazsın,yapamazsın,başaramazsın
Ruh der ki; Alabilirsin,yapabilirsin,başarabilirsin

...
Ego der ki; Değiştiremem.Değişim korkunç.
Ruh der ki; Değişim sevginin bir göstergesidir.
Değişim, yaşamının çeşitliliğidir. Senin ölümün değil.

Ego der ki; Yetersizim
Ruh der ki; Yeterlisin seni tanrı yarattı ve sen her şeyi yapabilirsin.

Ego der ki; Bu senin hatan
Ruh der ki; Bu başkalarıyla ilgili değil. Karşındaki senin bilincinin yansımalarıdır.

Ego der ki; Sevgi dışarıda,Sevgi sınırlı ve karşılıklı,Sevgi duruma bağlı,kaybolabilir
Ruh der ki; Sevgi içinde,Sevgi sınırsız.Sevgi ölümsüz ve sevgi tek gerçek

Ego der ki; Her şey kişisel; iyi ya da kötü
Ruh der ki; Hiçbir şey kişisel değil. Her şey ne ise o;iyi ya da kötü yapan senin algılayışın

Ego der ki; Zavallı ben.Ben kurbanım
Ruh der ki; Kendi gerçeğini sen yaratıyorsun.
Yaşadığın her şey ruhunun seni uyandırma çabası

Ego der ki; zihnine güven
Ruh der ki; kalbine güven

Ego der ki; Her şeyi bilmek istiyorum
Ruh der ki; Bilmen gerekenler çevrende sen sadece kabul et

Ego der ki ;Asla yeterli değil
Ruh der ki; Her şeyden yeteri kadar var.
Her an sevgiyi hisset.
Kendi zihninde kendi kişisel cennetini yarat, sonra çevrendeki cennetin farkına varacaksın...



Alıntı

15 Ocak 2012 Pazar

Seni Düşünmek

seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey

seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey
fakat artık ümit yetmiyor bana
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum


Nazım Hikmet

7 Ocak 2012 Cumartesi

Narkissos

"Bir kervancının getirdiği kitabı eline aldı Simyacı.Kapağı yoktu kitabın,ama gene de yazarının kim olduğunu anladı:Oscar Wilde'dı yazar.Kitabın sayfalarını karıştırırken;Narkissos'u anlatan bir öyküye rastladı.
Narkissos'un, kendi güzelliğini her gün bir gölün sularında seyretmeye giden bu yakışıklı delikanlının efsanesini biliyordu Simyacı.Bu delikanlı kendi görüntüsüne öylesine vurgunmuş ki,günün birinde göle düşüp boğulmuş.Onun göle düşüp boğulduğu yerde de bir çiçek açmış,bu çiçeğe nergis adı verilmiş.
Ama kendi yazdığı öyküyü böyle bitirmiyordu Oscar Wilde.
Tatlı su gölünün kıyısına gelen orman tanrıçaları Oreas'ların onu bir acı gözyaşı kavanozuna dönüşmüş olarak bulduklarını yazıyordu Oscar Wilde.
-Neden ağlıyorsun diye sormuş Oreas'lar.
... -Narkissos için ağlıyorum diye yanıtlamış göl.
-Ne var bunda şaşılacak,demiş bunun üzerine orman tanrıçaları.Bizler ormanlarda boşu boşuna onun peşinde dolaşır dururduk,ama onun güzelliğini yalnızca sen görebilirdin yakından.
-Narkissos yakışıklı bir genç miydi? diye sormuş göl.
-Bunu senden daha iyi kim bilebilir ki? diye karşılık vermiş iyice şaşıran Oreas'lar.Her gün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu!
Göl bir süre sessiz kalmış.Sonra şöyle konuşmuş:
-Narkissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı olduğunu hiç farketmemiştim ben. Narkissos için ağlıyorum,çünkü sularıma eğildiği zaman,gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.."

Simyacı P. Coelho


Düşünün şimdi, baktığınızda karşınızdakini mi,onda kendi yansımanızı mı görüp seviyorsunuz?

Senem

5 Ocak 2012 Perşembe

Zühre Yıldızı

Derler ki,aşk da unutulurmuş herşey gibi.
hem de yaşanıp bittikten, soğuyup küllendikten sonra değil,
tam da dolu dizgin devam ederken unutulurmuş aşk.
Ğöğün üçüncü katında zühre yıldızı olurmuş,
sevdiklerini hatırlamayanlar
zühre yıldızının elindeki aşk aynasına bakarlarmış.
Gördükleri yüz,aşık oldukları kişinin yüzü olurmuş....

Elif Şafak - Mahrem

"Seyahatname 2" de kullandığımız metinlerden