Dedim ki,
Ben küçük bir kadınım,
kırık kalbinde bir gezegeni tutmak isteyecek
kadar cüretkar.
Dedim ki,
Buraya sessizlik iniyor
sessizliğin omuzlarının tam üstüne,
bir gölge eridikçe diğerinin içinde.
Her şey burada
havada asılı kalan anda.
Dedim ki,
Sükutun ocağında,
bu kadın hayat buluyor,
çırılçıplak kalan bir şelale misali.
Dedim ki,
İncecik bir ışık hüzmesine dönüştüm,
bütünüyle kendimim.
Dedim ki,
Her bir anda,
evrenin öyküsü tekrarlanır:
Hiçbir şey yokken,
bak şimdi olana.
Beni hep şaşırtıyorsun
DEENA METZGER
Var mı Arttıran?
23 Şubat 2012 Perşembe
21 Şubat 2012 Salı
Sahil
Bugün hava çok güzeldi. Uzun zamandır ağır, yer yer karlı, daha çok 'aman kar yağacak' korkulu, hayli soğuk günler geçiren biz istanbul ahalisi için fevkaledenin fevkinde bir gündü. Benim de şansıma dersler arasında uzunca bir boş vaktim oldu. Attım hemen kendimi sahile, elimde arkadaşımın yazdığı kitap, kulağımda müzikler...Bir elimde de kahve fincanıyla oturdum bir banka.Müziği kısık seste tuttum ki doğayı da dinleyebileyim,kitabıma da konsantre olabileyim. Laz olmadığım için hepsini aynı anda yapabiliyorum. İkizler olmanın da katkısıyla tabi ;)
Kitabımı okuyorum, orada geçen bir cümle beni düşündürüyor, durup uzaklara bakıyorum. Denize takılıyor gözüm, inip kalkan süzülen martıları izliyorum, gemiler, tekneler geçiyor. Sonra tekrar kitaba dönüyorum. Yine bir cümle beni düşündürüyor. Aaa diyorumm bunu ben de böyle yapıyorum, ya da hımm diyorum kendimle ilgili bir şey daha farkediyorum. Bazı bazı müziğe dalıyorum, durup sadece onu dinliyorum. Kafamı kaldırıp etrafa her baktığımda yanımdaki bankta oturan kadınla gözgöze gelip, birbirimizi tanımadan aynı An'ı paylaşıyor olmanın verdiği güven ve samimiyetle gülümsüyoruz. Yanımdaki ağaçta bir karga hiç durmadan ötüyor tepemde. Ne anlatmak istediğini bir anlasam.Bana bakıyor bir de üstelik, kimden haber getirdin ey karga?
Havayı kokluyorum arada, derin nefesler çekiyorum. Hayallere dalıyorum an an, aldığım nefeslerle o hayalleri yaşamıma çektiğimi düşünüyorum. Nasıl güzel; deniz, hava, martılar, cıvıldayan kuşlar, çocuğuyla önümden geçen çift, geçerken gözü bana takılan, dönüp dönüp bakan, sonra bir an yeniden önümden geçtiğini farkettiğim o adam...adam güzel miydi tam göremedim ama hali tavrı komikti :)
Derken kulağımda ikinci çocuğumun doğumunda çalmak istediğim yumuşacık mantra duyuluyor. Kitabı kapatıp, hayalimde çocuğum, çocuğumun babası, etrafta kuş cıvıltıları, deniz kokusu, güneş, ben kaybolmuş giderken...bir ses duyuluyor önümden geçen bir adamdan..beni hayallerden, güzelliklerden koparıp o an'ın adamda cereyan eden gerçeğine taşıyan: Hıaaayyggkk Tuuu!!
Yani sevgili evren bana boş hayallere dalma mı demek istedin, hayal kur ama dikkatli ol, etrafta pis musubetler olabilir mi demek istedin? Daldığım hayalleri bir tükürüğe kurban eder miyim diye test mi yaptın?
Nedir bilmiyorum ama, ben hayallerimi ve o an'da sahip olduğum huzur dolu ruhumu o tükürüğe kurban etmedim tabi.
Hayallerim ve huzur dolu ruhum baki..Olur arada tükürenler, çamurlar sıçrar hatta, kafama ayna bile düşer. Olur hepsi olur...Hayallerimden ve huzurumdan süzdüğüm yaşamımın dışında kalırlar. Yaşamımızın...tek kişilik değildi kurduğum hayaller.
Biz yine sahilde buluşuruz...
Senem
Kitabımı okuyorum, orada geçen bir cümle beni düşündürüyor, durup uzaklara bakıyorum. Denize takılıyor gözüm, inip kalkan süzülen martıları izliyorum, gemiler, tekneler geçiyor. Sonra tekrar kitaba dönüyorum. Yine bir cümle beni düşündürüyor. Aaa diyorumm bunu ben de böyle yapıyorum, ya da hımm diyorum kendimle ilgili bir şey daha farkediyorum. Bazı bazı müziğe dalıyorum, durup sadece onu dinliyorum. Kafamı kaldırıp etrafa her baktığımda yanımdaki bankta oturan kadınla gözgöze gelip, birbirimizi tanımadan aynı An'ı paylaşıyor olmanın verdiği güven ve samimiyetle gülümsüyoruz. Yanımdaki ağaçta bir karga hiç durmadan ötüyor tepemde. Ne anlatmak istediğini bir anlasam.Bana bakıyor bir de üstelik, kimden haber getirdin ey karga?
Havayı kokluyorum arada, derin nefesler çekiyorum. Hayallere dalıyorum an an, aldığım nefeslerle o hayalleri yaşamıma çektiğimi düşünüyorum. Nasıl güzel; deniz, hava, martılar, cıvıldayan kuşlar, çocuğuyla önümden geçen çift, geçerken gözü bana takılan, dönüp dönüp bakan, sonra bir an yeniden önümden geçtiğini farkettiğim o adam...adam güzel miydi tam göremedim ama hali tavrı komikti :)
Derken kulağımda ikinci çocuğumun doğumunda çalmak istediğim yumuşacık mantra duyuluyor. Kitabı kapatıp, hayalimde çocuğum, çocuğumun babası, etrafta kuş cıvıltıları, deniz kokusu, güneş, ben kaybolmuş giderken...bir ses duyuluyor önümden geçen bir adamdan..beni hayallerden, güzelliklerden koparıp o an'ın adamda cereyan eden gerçeğine taşıyan: Hıaaayyggkk Tuuu!!
Yani sevgili evren bana boş hayallere dalma mı demek istedin, hayal kur ama dikkatli ol, etrafta pis musubetler olabilir mi demek istedin? Daldığım hayalleri bir tükürüğe kurban eder miyim diye test mi yaptın?
Nedir bilmiyorum ama, ben hayallerimi ve o an'da sahip olduğum huzur dolu ruhumu o tükürüğe kurban etmedim tabi.
Hayallerim ve huzur dolu ruhum baki..Olur arada tükürenler, çamurlar sıçrar hatta, kafama ayna bile düşer. Olur hepsi olur...Hayallerimden ve huzurumdan süzdüğüm yaşamımın dışında kalırlar. Yaşamımızın...tek kişilik değildi kurduğum hayaller.
Biz yine sahilde buluşuruz...
Senem
13 Şubat 2012 Pazartesi
Senden Özür Diliyorum AŞK!
Senden özür diliyorum AŞK!
Korkularım ve 'Ama'larla çerçevelenmiş kalıplarımla, seni hakettiğin gibi sarıp kucaklayamadığım için...
Doğru-yanlış,..-meli, -malı ile biten cümlelerle seni sınırlandırdığım için...
En uzakta olduğunu sandığımda bile aslında hep orada ve Var olduğunu göremediğim için...
Geçtiğim yollardan sırf seni yeniden sarmam için kendini bana göstermek üzere geçtiğinde bile, o anda orada olana; sana değil, olmayana; aslında beni hiç de ilgilendirmeyenlere baktığım için...
Kalbim seni gördüğü ve gerçek olduğunu bildiği halde, zihnimin oyunlarına uyduğum için...
Sana kendimi tesim ettiğim bir kaç tek tük anın hemen ardından zihnimin oyunlarına uyup Olanı kurcaladığım ve sorguladığım için...
Sana hakettiğin gibi inanmadığım ve güvenmediğim için...
Geçmişin tozlarıyla seni kirlettiğim için...
Tüm güzelliğine,gücüne,yoğunluğuna ve başkalığına rağmen; sana kendimi teslim edemediğim için...
Pişman mıyım? Hayır...Herşey nasıl olması gerekiyorsa öyle oldu. Ne senin ne benim seçim yapma şansımız vardı. 'Keşke sarabilseydim, keşke bu kadar korkmasaydım' diyor muyum? 'Keşke'nin kifayetsiz bir kelime olduğunu bilmesem derdim. Olanı değiştirir mi 'Keşke'? Seni geri getirir mi? Sen gittin mi peki gerçekten? Sen gittin mi?
Şimdi bana bir şans daha versen, bu sefer yine bu kadar korkup, sınırlar mıyım seni? Yine geçmişimle püskürtür müyüm? ....
Olan herşeye ve en çok sana teşekkür borçluyum. Sen bu kadar derinime gelmeseydin, orada birikmiş tortuların yüzeyi ne kadar bulandırdığını belki de asla farketmeyecek, birbirinin benzeri hikayeleri yaşamaya devam edecektim. Sayende derinden acıdı canım ve derinden temizlenme yoluna girdi. O yüzden olan hiçbir şeyi ve seni göremeyecek kadar bulandı. Şükür ki temizleniyor, berraklaşıyor. O berraklaştıkça ben, kalbim ve zihnim arasındaki farkı ve olanları daha net biçimde görebiliyorum.
Şimdi yine gelsen, biliyorum zihnim büyük besin kaynağı olan korkularımdan arınmak istemediği için yine oyunlara başlayacak. Yine yanlış surette, yanlış zamanda geldiğine inandırmaya çalışacak beni. Yine sorgularla olandan,senden uzaklaştırmaya çalışacak.
Güzel olan şu ki; kalbim kuvvetlendi. Ve senin aslında hep orada olduğunu, hiçbir yere gitmediğini, her nefesimle içimde can bulduğunu biliyor artık.
Nefesim midemdeki kelebekleri yeniden uçurabilir ve sana ulaştırabilirse şayet;
Bu sefer yanından sana seslenemeden geçmeyeceğim.Bu sefer kollarımı kocaman açıp, seni sıkı sıkı saracağım...
Sadece 'An' ımızın tadını çıkaracağım ve orada olmayana bakmayacağım...
'Olan'a ve sana güvenip, kendimi akışa bırakacağım...
Geçmişi güne taşımayacağım, görünmeyen geleceği sorgulamayacağım...
Kollarımı ensemde kavuşturup kucağına yatacağım ve seni, yıldızları, bana sunduklarını izleyecek ve hakettiklerimin, hakettiklerimizin tadını çıkaracağım.
Gelecek zaman? Aslında sen içimdeyken benim tam da şu anda yaptığım o...
Sevgililer Günü'n kutlu olsun AŞK..beni Affet...
Senem
8 Şubat 2012 Çarşamba
'Ama'
'Ama seni seviyorum' diyordu adam en başından beri. Kadınsa sadece 'Ama'yı duyuyordu. Çünkü oydu aslında 'Seni seviyorum Ama..' diyen en başından beri. Bunu bu kadar geç farketmiş olmasının verdiği şaşkınlık vardı üzerinde, adam yanından geçerken ona seslenemediğinde...
Senem
Senem
29 Ocak 2012 Pazar
Nehir ve Çilli
Sakin, çevresi yemyeşil, geniş bir nehir bu. İçinde bulunduğum kayık maviye boyanmış ve adı ‘Çilli’. Benim için yapılıp, hediye edilmiş. Kayıkta akıntının gittiği yöne doğru ilerliyorum. Benden başka kayık yok, yalnız ve çok huzurluyum. Daha önce hiç bulunmadığım bir yer burası, nereye doğru gittiğimi de bilmiyorum. Kürek çekmeye devam ediyorum akıntıyla birlikte sakin sakin. Kuş seslerini dinliyorum, bazen kıyıda tehlikesiz hayvanlar, ceylan gibi mesela, bana bakıyorlar. Bakışıyoruz, sonra içerlerlere doğru kaçıyorlar. Gülümsüyorum. An an kürekleri içeri çekip, çevrenin sesini dinliyorum; kuş sesleri, suyun şırıltısı, hafifçe esen rüzgarın ağaçların yapraklarına söylettiği şarkı…Balıklar zıplıyor bazen sudan. Bu beni biraz ürkütüyor, çocukken “Piranhalar” diye bir korku filmi izlemiştim, o geliyor aklıma. Kayığa sıçramazlar umarım diyorum, kesin panik olup suya düşerim, aha bunlar da beni yer.
Keyfimi kaçırdı zıplayan balıklar ve yaşattığı korku..Tekrar küreklere davranıp, çevrenin güzelliğine odaklanmaya ve o korku ve balıklardan uzaklaşmaya çalışıyorum. Derken düşünüyorum; niye uzaklaşmaya çalışıyorum ki bu korkudan; ben suya düşmediğim müddetçe balık bana zarar veremez, kayığa sıçrarsa da ben uzakta durursam bir süre sonra nefessizlikten zaten ölecek. Ya üzerime sıçrarsa… ya suya düşersem…oof yok kurtulamayacağım sanırım bu korkudan…korkuyorum işte beni yeme ihtimali olan balıklardan..duruyorum..kürekleri içeri çektim yeniden…nefes alıp vermeliyim bir süre sadece…balıkları yok edemem, korkuma da direnemem, çünkü okuduklarım ve yaşadıklarım bana öğretti ki, korkuya ya da her neyse ona direnirsen büyür ve seni ele geçirir. Nasıl kurtulacağım peki? Gözlerim dolmaya başladı, sinirlenmeye de başladım, hem balıklara hem kendime. Türünü bile bilmediğim balıkların beni yeme ‘ihtimalleri’ üzerine bütün bir gezinin keyfini kaçırdığıma! Nasıl yaparım kendime bunu ben? Bu geziyi bir öneri üzerine istedim ben, git bak neler göreceksin dedi, bu mu yani, korku mu görüp göreceğim, hani güzel çevre, sukunet?
Derin bir nefes aldım. Zıplayan balıklara bakıyorum, cinsini çözmeye çalışıyorum, anlarmışım gibi. Gülüyorum kendi kendime, salak diyorum, zoolog musun sen ne bilirsin balık türlerini falan. İzlediğin National Geographic’ler yeter mi , düdük?
Kendimi oyalarsam unuturum bu korkuyu biliyorum, ama bu geziye onlardan kurtulmak için çıktım, üzerine gitmek istiyorum. Düşüncesi bile içimi ürpertiyor ama elini suya sok diyor içimdeki ses ısrarla. Derin nefesler, titreyen eller, arada alnımı karışlamalar, kaşımalar…evet…elim suda..yok sadece birkaç parmağım, hemen çekilebilecek kadarı içerde..bir şey olmuyor, ne gelen var ne giden.Biraz daha sokuyorum elimi suya, avuç içime kadarı suda şimdi. Ooof nasıl korkuyorum, anlatamam. Parmaklarımı oynatıyorum…Çektim… içimdeki “ya parmağımı yakalar ve yemeye başlarsa” düşüncesi sıçrattı beni. Bu arada kayığa da dikkat etmem lazım, öyle bir tarafına fazla ağırlık verirsem, düşerim suya olduğu gibi, filmlerde öyle oluyordu. Hem beni yemeseler bile, ıslanır üstüm başım, sonra üşürüm, hasta olurum… Aayy kendime kızıyorum, ama nasıl kızmak içimden bağıra çağıra duvarlara vuruyorum sanki. Salak diyorum salak! Amma ürkekmişsin be! Daha gezinin başı ve iki balık seni nakavt etmeye yetti bile. Utanmasan kayığı eline alıp, suyun üzerinde koşarak kaçacaksın! Sok şu elini suya gerizekalı!
Kendi kendimden utandım. Elim suda yeniden…bileğe kadar bu sefer.Parmaklarım oynuyor, bileğimle daireler…Geliyor bir balık…elim suda ama gözlerimi kapattım, bakamayacağım…Yine de kararlıyım, çekmeyeceğim elimi bu sefer…Dokunmuyor balık elimin çevresinde yüzüp duruyor. Elim hareketsiz şimdi, korkup gitmesin istiyorum. Artık yeter, her ne olacaksa olsun, yiyeceksen ye şu eli, balık mısın Piranha mısın nesin! İşte elime doğru geliyor…
Ne olduğunu merak ediyorsunuz değil mi? Bu yazdıklarımı iki elim ve on parmağımla yazıyorum, demek ki yememiş. Evet dokundu ağzıyla test etti yenilesi bir şey olup olmadığımı, piranha değildi galiba. Pek de güzelmiş üstelik. Diğer elimle kendi yiyeceklerimden atıyorum suya, bir değil birkaç tane geliyor ve birbirlerinin altından üstünden yiyorlar attıklarımı. Derin bir nefes yeniden, hallettik galiba balık korkusunu. Vedalaşıp korktuğum ve ardından barıştıklarımla, kürekleri alıyorum elime yeniden.
Çok garip..Huzur da var ama, sanki bu kadar zamandır taşınmış, sahiplenilmiş bir korkunun bırakılmasının yarattığı bir de boşluk var. Huzur diyorum, huzur doldursun o boşluğu…
Çevrenin tadını çıkarmaya devam şimdi. Daralıyor galiba nehir ağzı, ağaçlar daha bir suya eğilmiş şimdi. Arada büyük kayalar var, kayığa manevralar yaptırıyorum. Keyif ve huzur geri geldi. Gülümsüyorum. Gezinin en önemli ve korkutucu anını geciktirmek için ne yapabilirim diyorum ama, kaçınılmaz olanı yapmam gerekiyor artık. Keyfin tavan yaptığı şu an, aslında en uygun an.
Kürekleri içeri aldım, kayığın içine yattım sırtüstü. Gözlerim gökyüzünde, nereye doğru gittiğimi bilmiyorum. Huzurlu olmaya çalışıyorum ama sadece çalışabiliyorum, sonuç yok. Ellerim, ayaklarım, parmaklarım tedirginlikten kıpır kıpır oynuyorlar. Kalbim yerinden fırlayacak sanki.
Ya bir kayaya çarparsam! Çok kuvvetli akmıyor su, sadece çarpar, en fazla dönerim diyorum…
Ya nehir daralır ve su hızlanırsa… kayalar beni devirirse?… Başım bir kayaya çarpar,bayılırsam?
Ya bir şelale varsa…suda kaybolup, nefessiz kalırsam….ooof en çok korktuğum bu galiba…boğulmak, suyun içinde nefessiz kalmak! …Gözlerim doldu, ağladım ağlayacağım… Kalkmıyorum ama, kalkmayacağım, her ne olacaksa olacak.
Nefes alamıyorum, yetmiyor artık aldığım nefesler, kalbim sıkışmaya başladı. Her yanım titriyor.
Diyorum ki kendi kendime; bütün bunlar birer ihtimal! Ne olacağını ancak yaşarsan ve burada kalırsan görebileceksin. Ve eğer korktukların başına gelirse, zaten en kötüsü; ölürsün. Başına gelmezse, korkup kendine yaptığın bu işkenceyle eğlenirsin ilerde, hatta belki yazarsın.
Hem belki şelaleden de kurtulursun, filmlerde de öyle olmuyor mu, kahramanlar hep kurtulur! Sen de kendi hikayenin kahramanı olduğuna göre, bu hikayeyi sen yazdığına göre, kendini kurtarmak da senin elinde.
Güzel, hoşuma gitti bu düşünce. Yattığımdan beri ilk kez gülümsedim nihayet. Şimdi rahatladım biraz daha, oynamıyor parmaklar. Merakla bekliyorum olacakları sanki daha çok. Kuşlar uçuyor üzerimden, ağaçların dalları sürtüyor bazen.
Yerliler varmış mesela diyorum kıyıda, rengarenk ve yarı çıplak, ellerinde mızraklar… gülüyorum.
Su biraz hızlanıyor galiba, arada taşlara çarpıp sıçrıyorum. Korku geri geldi, kapattım gözlerimi. Hadi diyorum, hadi! Şelale geleceksen gel, alacaksan al beni içine!
Daha da hızlanıyor su, evren cevap veriyor sanki sözlerime. Ellerimle yüzümü kapattım, çok korkuyorum, bağırmaya başladım resmen.
Düşüyorum, kayığın suyla bağlantısı kesildi önce, sonra benim kayıkla bağlantım, bir yerlerine tutunmaya çalışıyorum, n’olur diyorum, n’olur bir kayaya çarpmayayım. Suya dalıp, çıkıyorum, döne döne düşüyorum. Çok yüksek değildir umarım, düşünce bir yerlerim kırılırsa yüzemem de kıyıya doğru. Çok korkunç bu yaşanan. Ağlamak istiyorum. Bayılsam daha iyi belki de acı çekmemiş olurum en azından. Ama biliyorum yaşamam gerek bu korkunun yarattığı her acıyı, bu gezi bunun için planlandı.
Düştüm suya, dalıyorum derinlere… Bacağımı çarptım bir kayaya, sağ bacağımın üstü… Kırıldı galiba, suyun içinde bile duydum o sesi. Ama şu anda onu düşünecek halim yok, suyun yüzüne çıkmalıyım bir an önce. Yüzmeye çalışıyorum, çok acıyor bacağım, korkunç! Bakıyorum içeri dönmüş ve sallanıyor, yukarı doğru yüzmeye devam, nefesim kalmadı artık, patlayacak ciğerlerim, bu kadar mı derine düşmüşüm, hadiii!!!.....
Nihayet suyun üstünde yüzüm, içime çekiyorum havayı, su yutmuşum, öksür, tıksır, nefes almaya çalış!
Etrafa bakıyorum, şelaleden biraz uzaktayım, nehir devam ediyor, burada yukarıdakinden daha geniş. Hala güzel, ağaçlar, kuşlar… Ama benim canım acıyor, ve çok yorgunum. Nehrin genişliği güzel olmasına rağmen, bu kırık bacakla kıyıya yüzmek benim için çok zorlayıcı. Başka çarem yok, artık bir kayığım da yok. Parçalarını görüyorum etrafta. Niyeyse gözüm ‘Çilli’ yazısını arıyor, o sağlam kalmış olsun istiyorum, yazının olduğu yer parçalanmış olmasın. Bırakıyorum kıyıya doğru yüzmeyi, canhıraş o parçayı arıyorum. Evet ağlıyorum bir taraftan, lütfen, lütfen o kırılmış olmasın. Bir o yana bir bu yana yüzüp, parçaları elime alıp alıp bırakıyorum. Birden uzakta gözüme ilişiyor ‘Çil’! Sadece o kadarını görüyorum. Lütfen diyorum tamamını bulayım, ne olursun evren, bu kadarını yapma bana!
Uzakta, çok zor bu bacakla oraya yüzmek, çok canım acıyor. Devam ediyorum, sanki onu bulursam gücüm geri gelecek, tamamlanacağım yeniden. Kalmayacak kırık falan.
Nihayet ulaşıyorum… Bir heyecan alıyorum elime; çok teşekkür ederim evren! Tamamı duruyor, ‘Çilli’ elimde! Onu göğsüme bastırıp bir süre suyun üstünde yatıyorum, dinleniyorum ve o elimdeyken gücüm de geri geliyor.
Yavaş yavaş bacağımı oynatmamaya çalışarak kıyıya yüzmeye başlıyorum. Sürünerek çıkıyorum kıyıya. Bir süre yine ‘Çilli’ göğsümde dinleniyorum. Gözümü açtığımda güneş batmış ve ben üşüyorum. Hah diyorum bak ıslanma ve üşüme korkun da gerçekleşti. Şelaleden uçtun, kaya da çarptın kırıldın da. Hepsi oldu, sen ne durumdasın peki şimdi?
Doğruluyorum, bacağıma bakıyorum, 90 derece dönmüş, iç tarafı olduğu gibi yerde, parmak uçlarım, diğer ayağımı gösteriyor. Tek başınayım, ve korkmuyorum. Kalkıp geziyi sonlandırmam ve yaşadığım yere geri dönmem gerek. Tüm korkularımı yaşamış, atlatmış, iyileşeceğini çok iyi bildiğim bir kırıkla, eskisinden daha sakin, huzurlu ve güçlü olarak.
Sürünerek çevremdeki otlara ulaşıyorum, kırıklar birbirinden uzakta olup, kemik kemiğe sürtünmezse çok acıtmaz demişti bir doktor, sürünürken kırıklar birbirinden uzaklaştığından acı azalıyor. Ama böyle devam edemem. Bacağımı olması gerektiği yöne çeviriyorum bağırarak ve acıdan bayılıyorum. Uyandığımda artık hava kararmaya yüz tutmuş, acele etmem lazım. ‘Çilli’ yi koyuyorum bacağımın yanına, filmlerde öyle gördüm, otlarla sarıyorum sıkıca, hareket etmezse daha az acıyacak bacak. Uzandığım dallardan da boyuma uygun bulduğum iki taneyi kırıyorum, yapraklarla üst kısımlarını kalınlaştırıyorum. McGyver, İndiana Jones gibi filmleri iyi izlemişim vakti zamanında diyerek gülümsüyorum.
Evet…Gezi sonlandı, amacını ziyadesiyle yerine getirerek. Artık dönüş yolundayım. Hayat nehrinde başıma gelenleri yaşamaya daha hazır olduğumu umarak…
Sevgiyle
Senem
25 Ocak 2012 Çarşamba
Ego -Ruh
Ego der ki; HAYIR
Ruh der ki; EVET
Ego der ki; Alamazsın,yapamazsın,başaramazsın
Ruh der ki; Alabilirsin,yapabilirsin,başarabilirsin
... Ego der ki; Değiştiremem.Değişim korkunç.
Ruh der ki; Değişim sevginin bir göstergesidir.
Değişim, yaşamının çeşitliliğidir. Senin ölümün değil.
Ego der ki; Yetersizim
Ruh der ki; Yeterlisin seni tanrı yarattı ve sen her şeyi yapabilirsin.
Ego der ki; Bu senin hatan
Ruh der ki; Bu başkalarıyla ilgili değil. Karşındaki senin bilincinin yansımalarıdır.
Ego der ki; Sevgi dışarıda,Sevgi sınırlı ve karşılıklı,Sevgi duruma bağlı,kaybolabilir
Ruh der ki; Sevgi içinde,Sevgi sınırsız.Sevgi ölümsüz ve sevgi tek gerçek
Ego der ki; Her şey kişisel; iyi ya da kötü
Ruh der ki; Hiçbir şey kişisel değil. Her şey ne ise o;iyi ya da kötü yapan senin algılayışın
Ego der ki; Zavallı ben.Ben kurbanım
Ruh der ki; Kendi gerçeğini sen yaratıyorsun.
Yaşadığın her şey ruhunun seni uyandırma çabası
Ego der ki; zihnine güven
Ruh der ki; kalbine güven
Ego der ki; Her şeyi bilmek istiyorum
Ruh der ki; Bilmen gerekenler çevrende sen sadece kabul et
Ego der ki ;Asla yeterli değil
Ruh der ki; Her şeyden yeteri kadar var.
Her an sevgiyi hisset.
Kendi zihninde kendi kişisel cennetini yarat, sonra çevrendeki cennetin farkına varacaksın...
Alıntı
Ruh der ki; EVET
Ego der ki; Alamazsın,yapamazsın,başaramazsın
Ruh der ki; Alabilirsin,yapabilirsin,başarabilirsin
... Ego der ki; Değiştiremem.Değişim korkunç.
Ruh der ki; Değişim sevginin bir göstergesidir.
Değişim, yaşamının çeşitliliğidir. Senin ölümün değil.
Ego der ki; Yetersizim
Ruh der ki; Yeterlisin seni tanrı yarattı ve sen her şeyi yapabilirsin.
Ego der ki; Bu senin hatan
Ruh der ki; Bu başkalarıyla ilgili değil. Karşındaki senin bilincinin yansımalarıdır.
Ego der ki; Sevgi dışarıda,Sevgi sınırlı ve karşılıklı,Sevgi duruma bağlı,kaybolabilir
Ruh der ki; Sevgi içinde,Sevgi sınırsız.Sevgi ölümsüz ve sevgi tek gerçek
Ego der ki; Her şey kişisel; iyi ya da kötü
Ruh der ki; Hiçbir şey kişisel değil. Her şey ne ise o;iyi ya da kötü yapan senin algılayışın
Ego der ki; Zavallı ben.Ben kurbanım
Ruh der ki; Kendi gerçeğini sen yaratıyorsun.
Yaşadığın her şey ruhunun seni uyandırma çabası
Ego der ki; zihnine güven
Ruh der ki; kalbine güven
Ego der ki; Her şeyi bilmek istiyorum
Ruh der ki; Bilmen gerekenler çevrende sen sadece kabul et
Ego der ki ;Asla yeterli değil
Ruh der ki; Her şeyden yeteri kadar var.
Her an sevgiyi hisset.
Kendi zihninde kendi kişisel cennetini yarat, sonra çevrendeki cennetin farkına varacaksın...
Alıntı
15 Ocak 2012 Pazar
Seni Düşünmek
seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey
seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey
fakat artık ümit yetmiyor bana
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum
Nazım Hikmet
seni düşünmek ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey
seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey
fakat artık ümit yetmiyor bana
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum
Nazım Hikmet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





