Ne istiyorum biliyor musun?...
Seni…
Kalbinin şarkısını söylerken duymayı sesini…
Bilmek istiyorum, ne çalmak istersin ya da,
Nasıl çalarsın,
Dinlemek istiyorum…
Gel istiyorum, hiç haber vermeden,
Tut elimden götür beni
Bir günün doğuşunu seyretmeye mesela…
Gördüğün bir güzelliği göster bana,
Görmek istiyorum,
Veya huzurla gülümsemeni,
Hatta akan gözyaşlarını da…
Güven bana…
Bil istiyorum seni sevdiğimi…
Ne istiyorum biliyor musun?...
Beni…
Açmak istiyorum kalbimi, paylaşmak içindekini…
Sıkılıyorum biliyor musun ben olmayan tüm rollerden…
Ben olmak istiyorum…
Yaşamak istiyorum, tüm sadeliğim ve gerçekliğimle…
Bir kahkaha atmak mesela,
Kuşları seyretmek saatlerce,
Bir çiçeğin açışını beklemek,
Gözlerimi kapatıp müzik dinlemek veya…
Her an, kalbimden yayılan huzur ve aşkla…
Bir beste yapmak,
Bir şiir yazmak,
Bir resim yapmak istiyorum…
Yepyeni bir dünya anlatmak istiyorum sana…
Ne istiyorum biliyor musun?...
Bizi…
Yaşayalım istiyorum bu dünyada…
Gözlerimize baktığımızda,
Bilelim istiyorum neye bakıyoruz aslında…
Tüm ruhumuzla dans edelim istiyorum,
Özgürce, neşeyle, uyumla…
Tadını çıkaralım bu yolculuğun…
Sevelim istiyorum birbirimizi gerçekten,
Ve destekleyelim,
Saygı duyalım yolumuzun her adımına…
Yolu daha iyi görelim birbirimizin ışıklarıyla...
Ne istiyorum biliyor musun?...
Her şeyi…
Çünkü her şey tek bir şey sanki…
Tek bir şey istiyorum,
Gizli olanı, her şeyin içindeki…
Sevgi de, Tanrı de, Işık de ona…
Sevgili… Aşk… Nirvana…
Ne dersen de ya da…
...
Şimdi istiyorum ki;
Artık sus, hiç konuşma…
Ne sen olsun, ne ben olsun, ne biz olsun burada…
Kelimeler de olmasın hatta…
Öyle olsun ki;
Her nefeste, içini dolduran bir sır,
Hiç vermeyeceğin bir nefes olsun bu, göğsünün ortasında…
Ve öyle sadık kal ki bu sırra,
Yaşadığın her şeyde görünen o olsun yalnızca…
Ne istiyorum biliyor musun?...
Hiçbir şeyi…
Hiçbir şey istemiyorum,
Her şey öyle kusursuz ve tam ki…
Boşluk… Sükunet… Ahenk…
Olmak yalnızca…
Öyle bir olmak ki,
Bilmek tek olanın bu olduğunu…
Yaşamak
Bütün varlığımızla…
Akmak
Sonsuzdan sonsuza…
Alıntı
Var mı Arttıran?
8 Aralık 2011 Perşembe
6 Aralık 2011 Salı
Tanrı'dan 10 Arkadaşça Tavsiye...
1.Kaygılanmayı Bırak
Yaşam seni bir darbe ile dağıttı ve senin tek yaptığın şey oturup kaygılanmak. Sen benim senin tüm yüklerini almak ve onları senin için taşıdığımı unuttun mu? Yoksa sen yolunun üzerindeki her küçük şey için kendi kendini yemekten hoşlanıyor musun?
2.Liste Yap
Yapılması ya da ilgilenilmesi gereken şeyler vardir. Onları liste yap. Kendi listene değil benim listeme yaz. O problem ile benim ilgilenmeme izin ver. Ben sen onu bana gönderene kadar sana yardım edemem. Benim listem uzun olmasına rağmen sonuçta ben Tanrı’yım. Ben senin ellerime bıraktığın her şey ile ilgilenebilirim. Gerçek şu ki gerçekten ben senin fark edemediğin pek çok şey ile uğraşıyorum.
3.Güven
Sırtındaki yükleri bana bıraktığında onları geri almayı denemekten vazgeç. Bana güven. Senin tüm ihtiyaçlarınla ve problemlerinle ilgileneceğime inan. Hangi problemler mi? Finansal problemler? Benim listeme ekle. Duygusal hayatındaki çalkantılar mı? Benim iyiliğim için onu listeme ekle. Sana yardım etmek istiyorum. Tek yapman gereken sadece istemek.
4.Bırak
Bir sabah kalkıp "Ben kendimi daha güçlü hissediyorum, bu sorunu burada ben hallederim "deme. Neden şimdi kendini daha güçlü hissediyorsun? Çok basit. Sen sorunlarını bana bıraktın ve ben onlarla ilgileniyorum. Ben ayrıca senin gücünü yeniledim ve seni barış ile sardım. Sen bütün bu yükleri sana geri verdiğimde başladığın yere geri döneceğini bilmiyor musun? Onları bana bırak ve unut. Sadece işimi yapmama izin ver.
6.İnan
Ben buradan, yukarıdan senin görmediğin pek çok şeyi görürüm. Benim ne yaptığımı bildiğime inan. Güven bana, benim gözlerimle görmeyi istemeyeceksin. Ben ihtiyaçlarını karşılamaya, seni korumaya ve seninle ilgilenmeye devam edeceğim. Sen sadece bana inanmak zorundasın. Benim senden çok işim olmasına rağmen sen kendine düşeni yapmakta zorlanıyorsun. Güvenmek ne kadar zor olabilir ?
7.Paylaş
Sen paylaşmayı iki yaşındayken öğrendin. Ne zaman unuttun? O kural halen geçerli. Senden daha zor durumda olanlarla paylaşmalısın. Sevincini ihtiyacı olanlarla paylaş. Gülüşünü, uzun zamandır gülmeyenlerle paylaş. Gözyaşlarını ağlamayı unutanlarla paylaş. İnancını inancı olmayanlarla paylaş.
8.Sabırlı Ol
Ben hayatı öyle bir düzenledim ki senin pek çok deneyimin olacak. Sen çocukluktan çıkıp olgunlaşacaksın, çocukların olacak, pek çok iş değiştireceksin, pek çok şey öğreneceksin, pek çok yere seyahat edip, çok fazla insanla tanışıp, pek çok şey deneyimleyeceksin. Sen benim listemdekileri yerine getirmem senin beklediğinden birazcık uzun sürdü diye nasıl sabırsız olabilirsin? Benim zamanlamama inan çünkü benim zamanlamam mükemmel. Çünkü bütün bu evreni ben yarattım. Herkes benim acele etmem gerektiğini düşünüyor.
9.Kibar Ol
Başkalarına kibar davran çünkü ben onları da seni sevdiğim gibi seviyorum. Onlar senin gibi giyinmeyebilir, senin gibi konuşmayabilir, senin gibi yaşamayabilir ama ben hepinizi sevmeye devam ediyorum. Lütfen benim için geçinmeyi dene. Ben hepinizi bir şekilde değişik yarattım. Hepiniz aynı olsaydınız bu çok sıkıcı olurdu. Lütfen benim farklılıklarınıza rağmen hepinizi sevdiğimi bil.
10.Kendini Sev
Ben seni bu kadar severken sen nasıl kendini sevmezsin? Seni ben tek bir sebepten dolayı yarattım: SEVMEK ve SEVİLMEK için .Ben sevgiyim.Sev beni.Kendini de sev.İşler ters gittiğinde kendine sinirlenmen benim kalbimi acıtır.Sen benim için çok değerlisin. Bunu sakın unutma .
Birlik Üniversitesi
Çeviri: Burçin - Oneness Türkiye
4 Aralık 2011 Pazar
Orda bir köy var uzakta...
"Orda bir köy var uzakta, gitmesek de, görmesek de o köy bizim köyümüz" türküsüyle büyüyen bir nesilin sevgiyi,değer vermeyi göstermekle ilgili algı ve vergisini sorgulamaya gerek var mı bilmiyorum.
"Çok değer veriyorum, çok önemli, çok seviyorum...vs"
Sevdiğini, değer verdiğini, tek kalenin, sığınağının o köy olduğunu sen kendi kendine istediğin kadar düşün, hisset.Köye yıldırım düşmüş, fırtınalarda ağaçları devrilmiş, sellerde yerle bir olmuş umurunda mı senin?
Dönüp baktın mı? Köyü korumak için birşeyler yaptın mı? Hadi hiç bir şey yapamadın, fırtınalar ağaçları savururken birine bile sarılıp orada oldun mu?
Çok güzel çiçekler ekip, sonra tek bir çiçeğine bile su vermediğin köyünde, dikenler, otlar bitmeye başladığında köye bakıp; niye bu dikenler, otlar demeye hakkın olabilir mi?
Köye sırtını dönüp gitmişsin, ne zaman döneceğini, hatta dönüp dönmeyeceğini bile söylemeden gitmişsin, köyün için hiçbir şey yapmamış, hiçbir şey vermemişsin yine de bıraktığın gibi kalsın istiyorsun.
Köy sana martılar göndermiş sevgisini,özlemini anlatmak, sana kendini hatırlatmak için..Bazen de kargalar; durumundan haberdar etmek, bakımsızlıktan çürümeye, yok olmaya doğru gittiğini anlatmak için.
Sen martıları alıp, bir süre sevip onları boşluğa salmış, kargalaraysa taşlar atmışsın. Köyün uyarı çığlıklarına, seni çağırmalarına duyarsız ve ilgisiz kalmak bir yana bir de taşlarla canını derinlerden yakmışsın. En çok sahiplenmen, ilgilenmen, şefkat göstermen gerekenler kargalar oysa. Martıları herkes sever, lekeleri olsa da beyaz hakim onlara.
Köyünün kargalarını bile sevip, sahiplenip, onlarla ilgilenirsen, o köy senin köyün olabilir. Ancak o zaman "GERÇEK" ten, "YÜREK" ten değer vermekten söz edilebilir. Ancak o zaman "SAMİMİYET"ine inandırabilirsin.
Köyler emek ister, bakım ister. Arada sırada gönderilen kısa 'nasılsın' mektupları yalnızlık rüzgarlarında savrulur gider.
Köy seni içten sevmeye, özlemeye devam eder, tüm bunlar oldu diye de suçlamaz, sen yine de anlamazsın.
O kadar 'BEN' desindir.
Hiç emek vermediğin, beslemek için hiçbir şey yapmadığın köyün bakımsızlıktan çürüyüp dikenlerle kaplandığında sana düşen kızıp sinirlenmek ve vazgeçmek değil, o köy gerçekten senin 'tek kale'nse ona sahip çıkmak, temizlemek, orada yeniden çiçekler açmasını sağlamak. Ha beklesin köy daha, benim şehirde yapmam gerekenler var diyorsan, sana rağmen yeterince bekledi köy. Kendi toprağını korumak için nadasa durmak zorunda. Yeniden çiçeklenebilmek için.
Şimdi sana düşense; ya bunu değiştirmek, ya da bununla yaşamak, şikayet etme hakkın olmadan.
Senem
Aralık 2011
"Çok değer veriyorum, çok önemli, çok seviyorum...vs"
Sevdiğini, değer verdiğini, tek kalenin, sığınağının o köy olduğunu sen kendi kendine istediğin kadar düşün, hisset.Köye yıldırım düşmüş, fırtınalarda ağaçları devrilmiş, sellerde yerle bir olmuş umurunda mı senin?
Dönüp baktın mı? Köyü korumak için birşeyler yaptın mı? Hadi hiç bir şey yapamadın, fırtınalar ağaçları savururken birine bile sarılıp orada oldun mu?
Çok güzel çiçekler ekip, sonra tek bir çiçeğine bile su vermediğin köyünde, dikenler, otlar bitmeye başladığında köye bakıp; niye bu dikenler, otlar demeye hakkın olabilir mi?
Köye sırtını dönüp gitmişsin, ne zaman döneceğini, hatta dönüp dönmeyeceğini bile söylemeden gitmişsin, köyün için hiçbir şey yapmamış, hiçbir şey vermemişsin yine de bıraktığın gibi kalsın istiyorsun.
Köy sana martılar göndermiş sevgisini,özlemini anlatmak, sana kendini hatırlatmak için..Bazen de kargalar; durumundan haberdar etmek, bakımsızlıktan çürümeye, yok olmaya doğru gittiğini anlatmak için.
Sen martıları alıp, bir süre sevip onları boşluğa salmış, kargalaraysa taşlar atmışsın. Köyün uyarı çığlıklarına, seni çağırmalarına duyarsız ve ilgisiz kalmak bir yana bir de taşlarla canını derinlerden yakmışsın. En çok sahiplenmen, ilgilenmen, şefkat göstermen gerekenler kargalar oysa. Martıları herkes sever, lekeleri olsa da beyaz hakim onlara.
Köyünün kargalarını bile sevip, sahiplenip, onlarla ilgilenirsen, o köy senin köyün olabilir. Ancak o zaman "GERÇEK" ten, "YÜREK" ten değer vermekten söz edilebilir. Ancak o zaman "SAMİMİYET"ine inandırabilirsin.
Köyler emek ister, bakım ister. Arada sırada gönderilen kısa 'nasılsın' mektupları yalnızlık rüzgarlarında savrulur gider.
Köy seni içten sevmeye, özlemeye devam eder, tüm bunlar oldu diye de suçlamaz, sen yine de anlamazsın.
O kadar 'BEN' desindir.
Hiç emek vermediğin, beslemek için hiçbir şey yapmadığın köyün bakımsızlıktan çürüyüp dikenlerle kaplandığında sana düşen kızıp sinirlenmek ve vazgeçmek değil, o köy gerçekten senin 'tek kale'nse ona sahip çıkmak, temizlemek, orada yeniden çiçekler açmasını sağlamak. Ha beklesin köy daha, benim şehirde yapmam gerekenler var diyorsan, sana rağmen yeterince bekledi köy. Kendi toprağını korumak için nadasa durmak zorunda. Yeniden çiçeklenebilmek için.
Şimdi sana düşense; ya bunu değiştirmek, ya da bununla yaşamak, şikayet etme hakkın olmadan.
Senem
Aralık 2011
2 Aralık 2011 Cuma
Sevgi...
Bir an, sadece bir an yaşanan…
İşte o an;
Bakabildim mi gözlerine,
Duyabildim mi sesini?
Yaşayabildim mi seni?
İşte o an, sonsuza ulaştı…
Sevgi…
(Alıntı)
İşte o an;
Bakabildim mi gözlerine,
Duyabildim mi sesini?
Yıkabildim mi duvarları,
Dokunabildim mi sana?Bir olabildim mi,
Katabildim mi kalbime kalbini?
Hatırlayabildim mi,Yaşayabildim mi seni?
İşte o an, sonsuza ulaştı…
Yok oldum ben,
Ve var oldum seninle,
Sen oldum, Ben oldun,Sevgi…
(Alıntı)
30 Kasım 2011 Çarşamba
Bunalım
Bunalım var...bir süredir giderek dibe doğru yol alan bir bunalım. En son dibe vurdum demişken, dibin de dibi olduğunu öğrendim. Mel'un bunalımın sebebi: dünya değişiyor, evren enerji değiştiriyor, ah Merkür geri gidiyor...
Şu Merkür'ün geri gidişlerinden nasibini benim kadar çok alan var mıdır bilmiyorum. Sanırsın orada yaşıyorum. Yılda üç kez geri gider yönetici gezegenim Merkür, her gidişi, bende en olur, en olumlu şeyleri bile tersine çevirir.
Düşünün, bu sene geri gitmeye başladığı gün; sabah kızımla kavga, kafama düşen boyum kadar ayna, ve yoldaki su dolu tek çukurun bütün suyunu üzerime sıçratıp, sonra da ağlayan kadın şoförü ağzımdan burnumdan sular akarken sakinleştirerek başladı. Kaçan vapurdan bahsetmiyorum bile. Ha bu arada bekliyor değilim o geri gidecek, beraberinde ben de diye. Hatta bu sefer tarihlerine bile bakmadım. Sonradan öğrendim, aynı güne denk geldiğini aksiliklerin.
Yaz ortasından beri kendimi bir şekilde ayakta tutmaya çalıştığım acım ise kanırtarak,canımda birşeylerin ölmesine sebep verecek kadar çoğaldı yine bu günlerde. Her görenin "nolmuş sana,iyi görünmüyorsun, zayıflamışsın iyice, ışığın sönmüş..." söylemleri ise yaraya basılan tuz. Aynaya baktığımda çizgilerim daha derin görünüyor gözüme..
Yeter artık ayağa kalkıyorum diye davrandığımdaysa, "Dur daha yetmez, yetmedi beter ol, daha göreceklerin var, öğrenmen gerekeni öğren!" diyen sevgili evren...Sağolsun..
Sonunda bunalımın dibinin de dibine vurdum. Çıkmaya gayret gösterecek, direnecek gücüm yok. Tamam dedim, kabullendim; bittim. Her an canı acır mı insanın, nefes alırken, göğsü titrer mi? Olur tabi ki olur, tek yaşayan ben değilim, ilk değilim, son hiç değilim. Geçecek elbet..Amiyane tabirle; geçirerek geçse de geçecek..Hayatın mutlu ve aydınlık yakasını seçmiş bir insanım ben, kalamam karanlık yakalarda uzun zaman.
Bir süre izin verdim yine de kendime karanlığı yaşamaya. Yaşamalı ki tükensin. Aşklar gibi, tüketmek için kurulmuş aşklar gibi.
Böyle zamanlarda bunalımlı şarkılar iyi gelmez, mutlu şeyler dinlemeli diye kendime eziyet edermişim meğer hep. Adı bile bunalım olan, sözleri, müziğiyle damardan bunalım olan şarkıyı defalarca dinleyince anladım. Acıdan kurtulmanın yöntemini keşfettim kendimce. Şarkıyı dinlemeye başladığımda gözyaşları vardı, sözler yarama tam doğru noktadan basıyordu, can acısı alabildiğine yoğundu. Aralıksız 15 kez falan dinleyince, birden herşey kayboldu. Fiziksel acı ya da ağrı gibi..hani o kadar artar ki, artık uyuşur, hissedemezsin. Acıdan bağımsız, yabancılaşmış bir hal alırsın. Öyle oldum ben de birden. Acının dışına çıktım, yabancılaştım kendi acıma, başkasınınkine nasıl içselleştirmeden bakıyorsam, kendime de öyle baktım. Ve acı yokoldu. Aradım, nasıl kaybolabilir ki dedim..ama yoktu işte...Sonunda uzaklaşmıştım, dibin dibinden. Kuyunun dibine vurup, ağzım burnum kırık halde yukarı doğru ivmeyi alabilmiştim.
Arabesk belki burda faydalı birşeydir. Benim dinlediğim şarkı, bir rock şarkısıydı, ama bir Küçük Emrah şarkısı o halime iyi gelse ona bile kabuldum. Neden olmasın ki; bunalım zaten yeterince boktan birşey, boktan bir şarkının panzehir olması gayet anlaşılabilir.
Bence insan böyle zamanlarda kendine izin vermeli. Kendine en yakıştıramadığı şeyleri yapıp, hiç dinlemediği müziklere fırsat vermeli, eski Türk filmleri izlemeli hatta, "Naayır,Nolamaz,Nalan" lı. Orada geçen arabesk bir cümledir belki cankurtaran.
Acı bitti artık..En azından yoğunluğu bitti..bunalımdan çıkış süreci başladı.
Görülmesi gerekeni görüp, duyulması gerekeni duydum..Öğrenmem gerekenin ne olduğunu da öğrendim. Dersimi de aldım. Büyük konuşmaktan çok korkarım, başıma gelir diye. Ancak hayatta sadece tek bir şey için "ASLA VE KAT'A" diyorum artık. Daha önce de bir daha "ASLA" demiştim, yetmemiş. Ona bir de "KAT'A" ekliyorum....Bir daha "ASLA VE KAT'A"...
Senem
01.12.2011
Şu Merkür'ün geri gidişlerinden nasibini benim kadar çok alan var mıdır bilmiyorum. Sanırsın orada yaşıyorum. Yılda üç kez geri gider yönetici gezegenim Merkür, her gidişi, bende en olur, en olumlu şeyleri bile tersine çevirir.
Düşünün, bu sene geri gitmeye başladığı gün; sabah kızımla kavga, kafama düşen boyum kadar ayna, ve yoldaki su dolu tek çukurun bütün suyunu üzerime sıçratıp, sonra da ağlayan kadın şoförü ağzımdan burnumdan sular akarken sakinleştirerek başladı. Kaçan vapurdan bahsetmiyorum bile. Ha bu arada bekliyor değilim o geri gidecek, beraberinde ben de diye. Hatta bu sefer tarihlerine bile bakmadım. Sonradan öğrendim, aynı güne denk geldiğini aksiliklerin.
Yaz ortasından beri kendimi bir şekilde ayakta tutmaya çalıştığım acım ise kanırtarak,canımda birşeylerin ölmesine sebep verecek kadar çoğaldı yine bu günlerde. Her görenin "nolmuş sana,iyi görünmüyorsun, zayıflamışsın iyice, ışığın sönmüş..." söylemleri ise yaraya basılan tuz. Aynaya baktığımda çizgilerim daha derin görünüyor gözüme..
Yeter artık ayağa kalkıyorum diye davrandığımdaysa, "Dur daha yetmez, yetmedi beter ol, daha göreceklerin var, öğrenmen gerekeni öğren!" diyen sevgili evren...Sağolsun..
Sonunda bunalımın dibinin de dibine vurdum. Çıkmaya gayret gösterecek, direnecek gücüm yok. Tamam dedim, kabullendim; bittim. Her an canı acır mı insanın, nefes alırken, göğsü titrer mi? Olur tabi ki olur, tek yaşayan ben değilim, ilk değilim, son hiç değilim. Geçecek elbet..Amiyane tabirle; geçirerek geçse de geçecek..Hayatın mutlu ve aydınlık yakasını seçmiş bir insanım ben, kalamam karanlık yakalarda uzun zaman.
Bir süre izin verdim yine de kendime karanlığı yaşamaya. Yaşamalı ki tükensin. Aşklar gibi, tüketmek için kurulmuş aşklar gibi.
Böyle zamanlarda bunalımlı şarkılar iyi gelmez, mutlu şeyler dinlemeli diye kendime eziyet edermişim meğer hep. Adı bile bunalım olan, sözleri, müziğiyle damardan bunalım olan şarkıyı defalarca dinleyince anladım. Acıdan kurtulmanın yöntemini keşfettim kendimce. Şarkıyı dinlemeye başladığımda gözyaşları vardı, sözler yarama tam doğru noktadan basıyordu, can acısı alabildiğine yoğundu. Aralıksız 15 kez falan dinleyince, birden herşey kayboldu. Fiziksel acı ya da ağrı gibi..hani o kadar artar ki, artık uyuşur, hissedemezsin. Acıdan bağımsız, yabancılaşmış bir hal alırsın. Öyle oldum ben de birden. Acının dışına çıktım, yabancılaştım kendi acıma, başkasınınkine nasıl içselleştirmeden bakıyorsam, kendime de öyle baktım. Ve acı yokoldu. Aradım, nasıl kaybolabilir ki dedim..ama yoktu işte...Sonunda uzaklaşmıştım, dibin dibinden. Kuyunun dibine vurup, ağzım burnum kırık halde yukarı doğru ivmeyi alabilmiştim.
Arabesk belki burda faydalı birşeydir. Benim dinlediğim şarkı, bir rock şarkısıydı, ama bir Küçük Emrah şarkısı o halime iyi gelse ona bile kabuldum. Neden olmasın ki; bunalım zaten yeterince boktan birşey, boktan bir şarkının panzehir olması gayet anlaşılabilir.
Bence insan böyle zamanlarda kendine izin vermeli. Kendine en yakıştıramadığı şeyleri yapıp, hiç dinlemediği müziklere fırsat vermeli, eski Türk filmleri izlemeli hatta, "Naayır,Nolamaz,Nalan" lı. Orada geçen arabesk bir cümledir belki cankurtaran.
Acı bitti artık..En azından yoğunluğu bitti..bunalımdan çıkış süreci başladı.
Görülmesi gerekeni görüp, duyulması gerekeni duydum..Öğrenmem gerekenin ne olduğunu da öğrendim. Dersimi de aldım. Büyük konuşmaktan çok korkarım, başıma gelir diye. Ancak hayatta sadece tek bir şey için "ASLA VE KAT'A" diyorum artık. Daha önce de bir daha "ASLA" demiştim, yetmemiş. Ona bir de "KAT'A" ekliyorum....Bir daha "ASLA VE KAT'A"...
Senem
01.12.2011
15 Kasım 2011 Salı
Karpuz
Sunay Akın demiş ya hani;" Elinden geleni yaptıktan sonra sıra ayağından geleni yapmakta,kalkıp gitmek gibi mesela"
Eh artık ben de kalkıp gidebilirim. Artık "Dur daha karpuz kesecektik" diyen yok, zaten artık karpuz da yok...
Senem
Ağustos 2011
Bodrum
Eh artık ben de kalkıp gidebilirim. Artık "Dur daha karpuz kesecektik" diyen yok, zaten artık karpuz da yok...
Senem
Ağustos 2011
Bodrum
21 Ekim 2011 Cuma
Dünyada istenmeyen bunca olayın sebebi nedir?
Jerry: Yıllardır televizyonda, bir uçak kaçırma ya terörist eylemi ya da çocuğun şiddete maruz kalması ya da toplu katliam ya da buna benzer negatif bir şeyle ilgili haberler görüyorum. Sonra da bu olayların neredeyse tüm dünyada yaşandığını öğreniyorum?
Abraham: Herhangi bir konuya gösterilen ilgi, onu güçlendirir, çünkü ilgi konunun titreşimini harekete geçirir ve Çekim Yasası aktive edilen titreşime karşılık verir.
Bir uçağı kaçırmayı planlayan insanlar bu düşünceye güç kazandırıyor olabilir, ama aynı zamanda uçağın kaçırılma fikrinden korkan insanlar da bu düşünceye güç kazandırıyor. Çünkü gösterdiğiniz ilgiyle istemediğiniz şeyleri de kendinize çekersiniz. Hiçbir olumsuz bilgiyi deneyimlerine çekmemeyi akıllarına koymuş insanlar, muhtemelen öncelikle haberleri izlemiyordur.
Bizim için açıklaması çok zor olan pek çok farklı niyet ve niyetlerin kombinasyonu vardır. Kesinlikle bu haberler bu olaylara güç kazandırır. Daha çok insan istemedikleri bir şeye odaklandığı için, istemedikleri şeyin gerçekleşmesine katkıda bulunurlar. Onların duygusal gücü, sizin dünyanızdaki olayların hepsinde büyük etki bırakır. Toplu bilinç de budur.
Çekim Yasası (Esther & Jerry Hicks)
Şu günlerde hemen herkes, teröre LANET okuyor,bunu yapanları Allah kahretsin diyor, bela okuyor ..Bugünlerde hemen herkes küfrediyor!
İnsanın canı yandığında, öfkelendiğinde ağzından sert ve kırıcı, yakıcı kelimelerin dökülmesi aslında çok doğal bir şey. Ancak insanın düşünmeyen, hayvani içgüdülerine teslim olarak gerçekleştirdiği bir eylem olduğu da su götürmez bir gerçek.
Annem çocukluğumdan beri bela okuma der bana," bela okuma, bela döner dolaşır seni bulur"...ne demek istediğini o zaman da anlamıştım, ama şimdi edindiğim spritüel ve hayati bilgilerle çok daha anlamlı bir şekilde oturtabiliyorum. Bizden çıkan enerji, bize geri döner. Her ne düşünürseniz, onu çekersiniz. Olmasını istemiyorum dediğiniz herşey er geç başınıza gelir. Bunlar benim söylemlerim değil, pek çok düşünür, yazar, bilim ve ilim adamı aynı şeyi yüzyıllardır söylüyor. Ancak şimdilerde belli bir grup bunları dikkate almaya başladı. İşte benim de içinde olduğum bu grubun, "Işığın savaşçıları"nın şu günlerde en önemli görevi bunları yılmadan tekrar tekrar hatırlatmak. İnsanları olumlu düşünmeye, olumlu davranmaya çağırmak, örnek olmak...
Geçenlerde okuduğum bir kitapta öğrendim ki, çocukluğumuzdan beri pek çok kez duyduğumuz, oyunlarımızda sarfettiğimiz sözcükler: "Abra Kadabra", " Konuşarak yaratıyorum" anlamına geliyor. Bu yüzden teröre her lanet ettiğinizde, belalarını versin dediğinizde yarattığınız gerçek; Terör, lanet ve bela!
Kelimeleri hafife almayın, ağzınızdan çıkan, zihninizde dolaşan her kelime evrende bir denklik bularak size, yani doğduğu yere geri dönecektir. Kendi hayatımızı kendi kelimelerimiz,düşüncelerimiz yaratır. Kelimelerin gücüne ve sihrine inanın.
"Dünya gerçekten daha iyi olsun istiyorsanız,şiddetten uzak bir dünyada yaşamak istiyorsanız, kendi içinizdeki şiddetten arınmaya çalışın. Her birimiz barışçıl bir yaşam sürmeyi seçersek, dünya barış dolu bir yer olur."
Amma Bhavagan (Oneness Experience / Birlik Deneyimi'nden alıntı)
Abra Kadabra:
Terörü lanetliyoruz yerine; Barış ve huzuru çağırıyoruz demeye çağıralım, bunu hatırlatalım birbirimize.
Sevgi ve ışıkla kalın
gayatrisenem
Abraham: Herhangi bir konuya gösterilen ilgi, onu güçlendirir, çünkü ilgi konunun titreşimini harekete geçirir ve Çekim Yasası aktive edilen titreşime karşılık verir.
Bir uçağı kaçırmayı planlayan insanlar bu düşünceye güç kazandırıyor olabilir, ama aynı zamanda uçağın kaçırılma fikrinden korkan insanlar da bu düşünceye güç kazandırıyor. Çünkü gösterdiğiniz ilgiyle istemediğiniz şeyleri de kendinize çekersiniz. Hiçbir olumsuz bilgiyi deneyimlerine çekmemeyi akıllarına koymuş insanlar, muhtemelen öncelikle haberleri izlemiyordur.
Bizim için açıklaması çok zor olan pek çok farklı niyet ve niyetlerin kombinasyonu vardır. Kesinlikle bu haberler bu olaylara güç kazandırır. Daha çok insan istemedikleri bir şeye odaklandığı için, istemedikleri şeyin gerçekleşmesine katkıda bulunurlar. Onların duygusal gücü, sizin dünyanızdaki olayların hepsinde büyük etki bırakır. Toplu bilinç de budur.
Çekim Yasası (Esther & Jerry Hicks)
Şu günlerde hemen herkes, teröre LANET okuyor,bunu yapanları Allah kahretsin diyor, bela okuyor ..Bugünlerde hemen herkes küfrediyor!
İnsanın canı yandığında, öfkelendiğinde ağzından sert ve kırıcı, yakıcı kelimelerin dökülmesi aslında çok doğal bir şey. Ancak insanın düşünmeyen, hayvani içgüdülerine teslim olarak gerçekleştirdiği bir eylem olduğu da su götürmez bir gerçek.
Annem çocukluğumdan beri bela okuma der bana," bela okuma, bela döner dolaşır seni bulur"...ne demek istediğini o zaman da anlamıştım, ama şimdi edindiğim spritüel ve hayati bilgilerle çok daha anlamlı bir şekilde oturtabiliyorum. Bizden çıkan enerji, bize geri döner. Her ne düşünürseniz, onu çekersiniz. Olmasını istemiyorum dediğiniz herşey er geç başınıza gelir. Bunlar benim söylemlerim değil, pek çok düşünür, yazar, bilim ve ilim adamı aynı şeyi yüzyıllardır söylüyor. Ancak şimdilerde belli bir grup bunları dikkate almaya başladı. İşte benim de içinde olduğum bu grubun, "Işığın savaşçıları"nın şu günlerde en önemli görevi bunları yılmadan tekrar tekrar hatırlatmak. İnsanları olumlu düşünmeye, olumlu davranmaya çağırmak, örnek olmak...
Geçenlerde okuduğum bir kitapta öğrendim ki, çocukluğumuzdan beri pek çok kez duyduğumuz, oyunlarımızda sarfettiğimiz sözcükler: "Abra Kadabra", " Konuşarak yaratıyorum" anlamına geliyor. Bu yüzden teröre her lanet ettiğinizde, belalarını versin dediğinizde yarattığınız gerçek; Terör, lanet ve bela!
Kelimeleri hafife almayın, ağzınızdan çıkan, zihninizde dolaşan her kelime evrende bir denklik bularak size, yani doğduğu yere geri dönecektir. Kendi hayatımızı kendi kelimelerimiz,düşüncelerimiz yaratır. Kelimelerin gücüne ve sihrine inanın.
"Dünya gerçekten daha iyi olsun istiyorsanız,şiddetten uzak bir dünyada yaşamak istiyorsanız, kendi içinizdeki şiddetten arınmaya çalışın. Her birimiz barışçıl bir yaşam sürmeyi seçersek, dünya barış dolu bir yer olur."
Amma Bhavagan (Oneness Experience / Birlik Deneyimi'nden alıntı)
Abra Kadabra:
Terörü lanetliyoruz yerine; Barış ve huzuru çağırıyoruz demeye çağıralım, bunu hatırlatalım birbirimize.
Sevgi ve ışıkla kalın
gayatrisenem
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



