Var mı Arttıran?

21 Nisan 2011 Perşembe

‎23 Nisan Atam

Düşmanlarla savaştın, bizi kurtardın.
Ülkemizi sen kurdun,sen yarattın.
Sana bin teşekkür borçluyuz.
Adını her zaman anıyoruz.

Sen hep bizim yanımızda durdun,
Şimdi biz duracağız.
Sen şu anda ölmüş olsanda hala bizim kalbimizde yaşıyorsun.


Mira (7 yaş)

15 Nisan 2011 Cuma

Hayat işçisi

 


 "Anne sen ne'sin? Yani ben annenin mesleği ne dediklerinde ne diyeceğim? Dansçı mı, Kondüvit mi, Yoga,Pilates eğitmeni mi, Oyuncu mu, Koreograf mı? Ne?"
Evimizin güncel sorunsalı bu şimdilerde. Bir kahvaltı sofrasında sorulan bu soruya çeşitli şekillerde yanıt vermem mümkün tabi:
Ağlak edebiyat 1: Boşanmış, tek çocuklu dul kadın söylemiyle; "Senin o şerefsiz baban bize daha çok yardım etseydi, ben bu kadar çok çalışmak, her yere koşmak zorunda kalmayacak ve seninle daha çok vakit geçirebilecektim!"
Bak şimdi! Üstüne yoktur kadının, konuyu kendi işine gelen yöne çekmekte. Çocuk sana ne iş yaparsın diye sormuş, sen babayı bir güzel  gömdükten sonra bir de yavrucuğunla az görüşmek zorunda kalışının yükünü onun da omuzlarına yükle rahatla. O da sana boğazında düğümlenmiş yumrularla bakakalsın.
Çok kötü, geçtik, bu yanıt olmadı.
Ağlak edebiyat 2: İstanbul'da tek başına ayakta durma savaşındaki kadın: " Ah yavrucuğum, İstanbul'da hayat ne kadar zor,acımasız,ekmek aslanın ta bilmem neresinde sen nerden bileceksin tabi? Geçinebilmek, senin okul paranı verebilmek için tüm bunlara koşturuyorum, sen güzel güzel oku, iyi bi işe gir, annene de bak, bu kadar çalışmayayım emi yavrucuğum?"
Allah seni kahretmesin emi? Cevap mı bu? Bitti. Çocuğun geleceğe dair bütün umutları bu kelimeler altında ezildi gitti, üstelik bir de okul parası gibi bir yük de verdin çocuğa! Ağız tadıyla öğrencilik bile yapamayacak şimdi. Ders asamayacak, tembellik vicdan muhasebesine sebep; "Annem bu okulu ödeyebilmek için nasıl da koşturuyor, zaten babam da şerefsiz, bırak şimdi oyun oynamayı otur, çalış, sonra sen annene bak o dinlensin, ayrca hayat da çook zor, istanbul acımasız....."
Sonra toplum neden bu kadar mutsuz, cinnet halinde diye sor dur acansları seyrederken. Niye böyle oluyor bu insanlar? Bak bakalım az önce verdiğin cevaba, niye?
Bu yanıtı da geçtik,olmaz.
Spiritüel edebiyat: O kadar yoga, kişisel gelişime baş koymuş kadın neler diyecek bakalım?
Sevgili yavrucuğum, benim doğum tarihime göre sahip olduğum Pin Kodu (!) sadece Ateş elementinden oluşuyor, bu da beni, pek çok güdüsü olan biri yapıyor. Bu saydıklarının hepsi benim içimde var ve yapabilmem için de evren bana yardımcı oluyor. Bu saydıklarının hepsi ruhumu geliştirebilmek için birer araç, dünyaya gelme amacımız ruhumuzu evren (ya da Tanrı) ile birleştirmek ve tekamüle ermek birtanem :)
Oldu...Sen evrenle birleştin de, çocuk sorduğu soru, sen ve bu yanıtı nasıl birleştirecek bakalım. Senin meslek kalabalığından kafası karışmış çocuğu bir de evren, ruh, tekamül, ateş vs ile iyice çorba yap.
Yok bu da olmayacak.
Egosantrik edebiyat: Bu kadar işe koşturunca yükselen Ego neler diyecek acaba?
Benim güzel, akıllı kızım ( bak "benim" diyerek ordan bile kendine pay çıkarıyor), senin annen oldukça yetenekli, evet bu saydıklarının hepsi bende var. E ne yapayım kendime mi saklayayım bu yetenekleri? Onlar çağırıyor, beni istiyor, ben de yapıyorum. Aslında daha başka yeteneklerim de var, şimdilik(!) ancak bu kadarına yetişebiliyorum. Sen büyüyüp, yuvadan uçtuktan sonra ben de uçuşa geçeceğim, daha neler yapacağım bir bilsen?
Ne güzel, ne güzeel! Senin yüce yeteneklerin altında önce çocuğu bir güzel ez, kafasında direk "annem gibi olabilecek miyim acaba?" sorusu, ve daha bunun etkisi geçmeden "ah ben annemin yeteneklerini göstermesine engel oluyorum, biran önce büyüyeyim, annem de uçsun istediği gibi!"
Olmadı tabi ki, bu yanıt da olmadı.
Düşündüm gerçekten ben neyim, mesleğin nedir diye sorduklarında ne demeliyim diye? Soran kişiye göre değişiyor cevabım da. Sahneyle ilgiliyse soran, cevap; konduvit, dansçı, koreograf arasında gidip geliyor. Serotonin'de Yoga-Pilates eğitmeni, ajanslarda oyuncu.
Geçen yıl sevgili Ege Aydan bana bir kartvizit tasarladı, meslek kısmına ne yazacağımıza karar vermek ve onu kısaltmak baya bir vakit aldı. En sonun da Yoga-Pilates- Dans dedik.
Yine de hala düşünüyorum, ben neyim? diye.
Bulamadım, oturdum bunu yazdım, her yazar olma heveslisi ikizler gibi ben de:)
Senem Kalender
None:)

26 Şubat 2011 Cumartesi

Sormayın...



…
Neden hayatında biri yok diye soranlara: Hani bazen durakta belli bir otobüsü b
eklersiniz ya on dakika, on beş dakika, yirmi dakika beklersiniz gelmez. Bu arada başka alternatiflerde geçer ama binmezsiniz. Nede olsa "beklemişsinizdir o kadar" boşa gitsin istemezsiniz. Sormayın artık bana! Herhangi biriyle değil, beklediğime “değecek” olanla devam etmeliyim bu yola! Durakta yaşlanmak olsa da işin ucunda...

13 Şubat 2011 Pazar

ŞİİR VE GÜÇLÜ ŞÖVALYE

Adam: Nasıl aşığım sana nasıl! Gözlerim senden başkasını görmez, kulaklarım sesin sesinden başkasını duymaz oldu..Güzelliğinden gözlerim kamaşıyor.Aklımdan bir an olsun çıkmaz oldun..her an seninleyim..tüm hayallerimde sen varsın..Öyle asil, öyle iyi kalpli ve akıllısın ki, sen ne dersen onu yapmak istiyorum.Sen tüm içtenliğinle daima yoluma ışık oluyorsun..aşkım..söyle Ferhat’ın olayım..Mecnun’un olayım..fırsat ver aşkımı ispat edeyim..

Kadın: Sözlerin çok güzel..kalpten geliyor olduklarına da inanıyorum..ne çare ki daha önce söylenmemiş değiller. Yüzyıllardır, kadınlar en güzel aşk sözcüklerini, şiirlerini duydular..yaşadılar hatta…Beni heyecanlandırmıyor maalesef bu güzel ve içten sözlerin.Yarın bu sözlerin yerini başka ve kaba sözler alacağından değil…YENİ ve SÖYLENMEMİŞ olmadıklarından..Bana aşkını ispat etmek mi istiyorsun…Ben ne Ferhat ne Mecnun olmanı isterim..Ben güçlü ŞÖVALYE olmanı isterim..ve eğer ispat edeceksen, gireceğin zorlu savaşı yenmeni isterim. Bu öyle zorlu ve çetin bir savaş ki..henüz yapılmadı..yenebilen olmadı…aşkını ispat etmek isteyen her adam, düşmana güç kattı sadece..ve yok oldu..hayatın boyunca gireceğin en zorlu savaş olacak bu..hazır mısın buna?

Adam: Senin aşkın uğruna yenemeyeceğim düşman olamaz..Söyle kim bu düşman nerde saklanıyor?

Kadın: …..bu düşman uzaklarda değil..ve bir tane de değil üstelik..hem çok yakınında hem çok uzağında…hem sende bu düşman..hem bende…hem SENSİN BU DÜŞMAN HEM BEN!

Adam: Hayır asla..ne sensin düşman ne ben..seni seviyorum ben!

Kadın: Bunu biliyorum…düşman da biliyor…doğduğunda, doğduğumda yoktu o düşman..her geçen yılla ve yaşanmışlıklarla gelişerek büyüdü..giderek kök saldı, güçlendi…kolları uzadı, sesi, nefesi yakar oldu…İçimdeki ejderlerden bahsediyorum sana…beni yakıp yıkan, önüme engel olan ejderlerden…Seni yakıp yıkan, önüne engel olan ejderlerden…Gireceğin en zorlu savaş dedim…çünkü gücünü senden..gücünü benden alır o ejderler..onları yenmek için önce beni, önce kendini yok etmelisin!

Adam: Hazırım ben bu savaşa, yeneceğim senin ejderlerini de kendi ejderlerimi de ve ispatlayacağım sana aşkımı!

Kadın: Sandığından daha dirençlidir bu ejderler..her kılıç darbenle yeniden güçlenirler…öldü sandığında en küçük bir boş verme ile yeniden ayağa kalkarlar…seni sandığından daha çok yoracaklar..tüm gücünü alacaklar ve sen zayıfladığın anda daha da güçlenecekler.. Ejderlerim her ayağa kalktığında ben daha zor ve çekilmez olacağım..sana ve sevgine direnç gösterecek, kaçacağım…beni yakan ejderlerim seni de yakacak….ve senin ejderlerin de beni…AŞKIN, SEVGİN ONLARI YENMEYE YETER Mİ? Sevginle ejderlerimi, ejderlerimizi yok edebilir misin?

Adam: Her kılıç darbemle güçlenseler, büyüseler de..yeneceğim onları..
Kadın: İşte sorun da bu…hala kılıç darbelerinden bahsediyorsun…Onlar kılıç darbeleriyle daha da büyür, yok edemezsin..

Adam: Peki nasıl yok edeceğim onları söyle bana..O güzel aklınla bana yol göster…

Kadın: Beni anlayabilmek için önce kendi ejderlerini yok etmelisin. Senden güç alan ejderlerini!..Önce kendini yok etmeli ve yeniden
sevgi ile var olmalısın.Sevgin beni sardığında ve her ne olursa olsun bırakmadığında…ben de senden ve sevginden aldığım güçle savaşa katılacağım ve ejderlerimizi yenip…duru sevgi olarak varolabileceğiz…
Hazır mısın Şövalye?

Senem Kalender
Nisan 2009

Not: Tablo; 1092,Gustav Klimt. Ressamın Beethoven'ın 9.Senfonisinden esinlenerek yaptığı frieze, Viyana Secessione binasının incelemeleri sonucunda, 3 duvarı kaplayacak şekilde ince materyaller üzerine resmedilmiştir. Klimt bu eserde, kötü güçlerle savaşması ve bunu başarması gereken önemli bir figürü meydana getirmiştir. Eserde Şövalye pek çok zorluğu aşar, ve Klimt'in kadın olarak resmettiği şiire sarılarak mutluluğu yakalar.Yukarda görülen bölüm, eserin son bölümü, şiir ve şövalyenin "Ode to Joy" söyleyen melekler korosunun önünde birbirlerine sarılıp, mutluluğu yakalamalarını anlatır. Ben de bu yazıyı bu tablodan esinlenerek yazdım:)

9 Şubat 2011 Çarşamba

Bekarlara sevgililer günü hediyesi;)



Sevgililer günü yaklaşırken bekarların da sinir ve hüzün katsayıları her geçen gün artıyor. Vitrinleri süsleyen kalpler, reklamları süsleyen tek taşlar, kredi kartlarını taksitleriyle süsleyecek olan çiftlere özel tatil seçenekleri...ha tabi bir de bu sinir ve hüzün balonu içinde dolaşan bekarları unutmayan parti ilanları var ortalıkta..."O geceyi evde tek başınıza geçirmeyin, gelin hep beraber eğlenelim!!"...
İşte şimdi size bekarlığınıza son verecek bir formül açıklıyorum: 3000 yıllık Çin metafizik bilimi Feng Shui'nin yeni bir ilişkiye girmek isteyenler için bir sırrı var! Peach Blossom (Çincesini yazı da kafanızı karıştırmak istemedim) adı verilen bu teknikte ihtiyacınız olanlar sadece; bir pusula, şeffaf cam vazo ve taze çiçekler...
Bildiğiniz üzere Çin astrolojisinde burçlar yıllara göre çeşitli hayvanlarla adlandırılıyor. Peach blossom formulünde her 3 hayvan _yani burç_ için belli bir yön var. Yapmanız gerekense kendi hayvanınız _yani burcunuz;)_ için önemli olan aşk yönüne şeffaf vazo içinde taze çiçeklerinizi koymak ve beyaz atlı basiret, pardon prenslerinizi beklemek.. e tabi erkekler için de prenseslerinizi...
Evet şimdi  sizi bekarlıktan ve yalnızlıktan kurtaracak o önemli yönleri açıklıyorum:

Kaplan, At, Köpek :         Doğu 2    (Doğu 90)
Yılan, Horoz, Öküz :        Güney 2   (Güney 180)
Maymun, Fare, Ejderha :  Batı 2      (Batı 270)
Domuz, Tavşan, Keçi :     Kuzey 2   (Kuzey 0)

Eğer hiç pusula görmediyseniz yukarda yazılan numaraların ne olduğunu anlamadınız tabi. Ama elinize pusulayı aldığınızda anlayacağınıza eminim...

Ve tabi bir diğer önemli konu, eğer hala bilmiyorsanız; Çin burcunuzu öğrenmek.bunun için de aşağıdaki linki tıklamanız yeterli.

http://www.astromistik.com/Cinburcu_tablosu.htm

Koyacağınız çiçeğin ne olacağı konusunda bir ipucu:
Gül, enerjisi oldukça kuvvetli bir çiçek. Etrafına yaydığı enerji 27 bin hertz..ve bu dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşüyle aynı kuvvet! Gül'ü üstü kapalı bir cam fanusa koyduğunuzda ise enerji dalgası sebebiyle cam fanusun çatlaması kaçınılmaz!
Bu durumda gül mü koyarsınız yoksa sevgisini yapraklarıyla ölçeceğiniz papatya mı koyarsınız tercih sizin..

Tüm bekarlara bol şans;)

Senem

4 Şubat 2011 Cuma

Allah'tan :))

‎..Çocuğumuz düşüp kafasını masaya çarpınca biz hemen masayı döveriz,'he masa eh...hhh sen niye orada du...ruyorsun' diye. çocuk masa orada durmasa kafasını çarpmayacağını sanır ve büyüdükçe yaptığı her
hatayı yükleyecek birini veya bir şeyi mutlaka bulur.'

malum...

mesela, bizim balkan harbinden kalma, dandik vagonlara 160 kilometre hız yaptırdılar. ilk virajda sizlere ömür...
kimin üstüne kaldı? makinistin...

gelene geçene ayran, tost falan satan, kendi halinde sakin bir kasabaydı,susurluk... içişleri bakanlığı, mit, jitem, generaller, özel tim polisleri,kumarhaneciler, bakanlar, milletvekilleri, işadamları... 1000 kişi falan
yargılandı. her şey kimin başının altından çıkmış?
yeşil'in...

deprem oldu... 7 vilayette 50 bin kişi öldü. binlerce bina yıkıldı, on binleri ağır hasarlı. hepsinin sorumlusu olarak kimi kulağından tutup hapse tıktık?veli göçer'i...

edirne'de bebeler şakır şakır öldü... hiç utanmadan biskuvi kolilerine koyup, gömdüler. 'araştırdık, ihmal yok' dediler. peki neden öldü bu yavrular? klima'dan...dikkat isterim, klimacı bile değil, klima.

rakıdan öldük. o gün ile bu gün arasında ne değişti?..
kapağın rengi...

sanal 'sorumlumuz' bile var... yollarda her gün 20 insanımız heba oluyor.trafik canavarı'ndan...

dolar patlarsa?enflasyon canavarı'ndan...

hatta 'sorumlu olmayan sorumlumuz' da var... milli takım oynayıp yeniliyor. suçlusu kim? takıma alınmayan hakan...

domatesleri ruslara kakalayamıyoruz...sinekten...

deli dana geliyor.inekten...

millet hormonlu diye tavuk yemiyor.erman toroğlu'ndan...

evleri su basıyor.yağmurdan...

ormanlar yanıyor.sigaradan...

gemi batıyor.dalgadan...

iyi de kardeşim, uçak neden düşüyor?rahmetli pilottan...

peki bu şartlarda hayatta kalmayı nasıl başarıyoruz?
Allah'tan..."

1 Şubat 2011 Salı

Sevgim'e...

 
Gün bitip de eve geldiğimde, yanağımı kaymak gibi yanağına, dudaklarımı yumuşacık tenine dokundurduğumda, mis gibi taze kokunu içime çektiğimde, içinden fışkıran sevgi ve coşkusuyla beni benden alan gözlerine baktığımda ve minik kollarınla beni sarıp göğsüme başını yasladığında...Dünyada o an olup biten her ne varsa duruyor. Ben gün içinde her ne yaşamış, ne kadar yorulmuş, griler tarafından ne kadar kirletilmiş olursam olayım..o an tertemiz oluyorum yeniden..seninle yeniden saf ve duru halime dönüyorum...ruhum aydınlanıyor...enerjim yerine geliyor...coşku ve sevgi senin gözlerinden benim kalbime gelip çağlayan oluyor...
Yaşam pınarım, hayat kaynağım, sevgi yumağım...yanına bir sokulduğumda bir daha ayrılmak istemiyorum.Sanki senden her ayrılışımda kalbimin bir parçasını sende bırakıyor ve gün bitip de sana kavuştuğumda kalbimi tamamlıyor, nefes alıyorum yeniden...
Bugün yine temizledin, ısıttın beni..İyi ki geldin yaşamıma, baş köşesine kuruldun, herşeyim, hayat arkadaşım oldun. Hayatta başıma gelen en güzel şey; Can kızım Ayşe Mira'm...

İyi ki varsın :)...
 
Senem
08 Haziran 2010 22:45

Diye yazmıştım o tarihte...Şimdi yanımda değil sevgim..sadece bir kaç günlüğüne tatile gitti...e ben de biraz yarım kaldım bir kaç günlüğüne...